VAHDEDDİN

Vahdeddin, VI. Mehmet unvanı ile 4 Temmuz 1918’de padişah olmuştur. Adında Mehmet yoktur. Ancak Fatih’e atfen ona da Mehmet denilmiştir. Adına Mehmet eklendiği halde kendisi Mehmet olamamıştır. Hiçbir şeyi Fatih’e benzememiştir. Yani Mehmet demekle, Mehmet olamamıştır.


Vahdeddin, duyguları ile hareket eden birisi olmuştur. Savaşın sorumlusu olarak İttihatçıları görmesi, adeta beş duyusunu iptal etmiştir. Bu yüzden Aralık 1917 Almanya seyahatinde, Kemal Paşa’nın “Ben İttihatçı değilim, bana yetki verin, ordu üzerindeki İttihatçı etkisini yok ederim” sözlerini hakikat saymıştır. Paşa’ya güvenmiştir. Padişah olmasından bir ay sonra Kemal Paşa’nın Suriye Cephesinde 7. Ordu Komutanı olmasını gözü kapalı onaylamıştır.


Kemal Paşa’nın Suriye cephesinde savaşmadan sürekli geri çekilmesi, hem Vahdeddin’in padişahlığının hem de Osmanlının sonunu getirmiştir. Osmanlı yüzüstü çökmüş, Mondros Mütarekesini imzalamıştır. Mütareke bahanesiyle İtilaf Devletleri başta İstanbul olmak üzere pek çok yeri işgal etmiştir. 13 Kasım 1918’den sonra İstanbul ve Vahdeddin artık İngilizlerin elinde bir rehinedir. Kemal Paşa da aynı gün İstanbul’a dönerek eserini görmüştür.


Sanıldığının aksine Vahdeddin, İngilizlerin fırıldak siyasetini çözememiştir. İngilizlerin pek çok Osmanlı komutanını, valisini, bakanını tutuklayıp Malta adasına götürmelerine karşılık, Kemal Paşa’yı tutuklamamış olmalarını hem anlamamış hem de kayda değer görmemiştir. İşin en çok tuhafı ise Kemal Paşa’nın Suriye cephesindeki bozgunu üzerinde de durmamıştır.


Necip Fazıl, Kadir Mısıroğlu ve Yalçın Küçük gibi pek çok kimsenin savunduğu teze göre Vahdeddin, kurtuluşu Anadolu'da görmüş bunun için Kemal Paşa’yı olağan üstü yetkilerle donatıp Samsun’a göndermiştir. Paşa’nın Samsun’a gönderilmesi için, işgalci İngilizlerin nasıl olup da izin verdikleri ile ve Samsun’daki karşılama töreninde oradaki İngiliz subaylarının da niçin hazır bulunduğunu, hiç merak etmemiştir. Aslında Vahdeddin, İstanbul'un işgalinden sonra sanal bir padişahtır. Kararları İstanbul surları dışına çıkamamıştır. İstanbul’da ise İngilizlerin izin verdikleri ölçüde, Vahdeddin'in kararları geçerli olmuştur. Hemen her olayda  siyasi bir derinliğe sahip olmadığını da göstermiştir.


Kemal Paşa ve arkadaşları 22 Haziran 1919 tarihli Amasya Genelgesinden başlayarak, “Padişahın/Halifenin İstanbul’da esir olduğunu, İstanbul'u ve Padişahı kurtarmanın kutsal bir amaç olduğunu” tekrarlamışlardır. Sivas Kongresi’nden sonra Kemal Paşa ve arkadaşları askeri bir darbeyle, Anadolu'daki il ve ilçelerin, İstanbul Hükümeti ile dolayısı ile Padişah ile bağlantısını kesmişlerdir. Böylece kurtaracağız dedikleri Vahdeddin’i, İngilizlerin esaretinde bırakmışlardır.
 İşgal altındaki İstanbul Mebusan Meclisi’nin aldığı Misak-ı Milli kararından sonra, İngilizlerin baskısı ile Vahdeddin Meclisi kapattığını ilan etmiştir. Oysa bu karar Meclisin Ankara’ya taşınmasından başka bir şey değildir. Rauf Orbay anılarında, Meclise İngilizlerin baskısından dolayı Ankara’ya taşınması için Kemal Paşa ile kararlaştırdıklarını ileri sürmektedir. Vahdeddin, kendi emrinde ve denetimindeki Meclisi kapattığını ilan ederek, Ankara’ya gitmesine, Kemal Paşa’nın iktidarını tahkim etmesine neden olmuştur.


Vahdeddin, Meclis Ankara’ya taşınırken, Nisan 1920’de Kemal Paşa ve bazı arkadaşlarının idamını öngören fetvayı onaylamıştır. Kendi kararlarının İstanbul surlarını aşamayacağını bile anlamamıştır. Sonradan Kemal Paşa, bazı arkadaşlarını idam ettirmiştir. O da işin başka tarafıdır.


1919, 1920’de İtilaf Devletlerinin, savaşın mağlubu olan Almanya, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan ile yaptıkları barış anlaşmasından önce bu ülkelerdeki krallık-padişahlık yönetimlerini yıktırarak cumhuriyet idarelerini kurdurduklarını, sıranın Osmanlı Devleti’nin, padişahlığının yıkılmasına geldiğini, Vahdeddin görememiş, anlayamamıştır.


11 Ekim 1922 Mudanya Mütarekesi ile İngilizler, hem Padişah hem de Kemal Paşa ile aynı anda iyi ilişki dönemini kapatarak, yalnızca Ankara Hükümeti ile iyi ilişkilerini sürdürme kararlarını resmileştirmiştir. 1 Kasım 1922 padişahlığın kaldırılması kararı ile işgalciler değil, Ankara’da ki Meclis, Osmanlı Devleti’ni resmen bitirmiştir.


Vahdeddin kendisini cezalandırmak için sabırsızlanan eski yaveri Kemal Paşa’ya teslim olmakla, İstanbul’dan gitmek arasında kalmıştır. Brütüslüğün Roma ile sınırlı olmadığını Ankara’da da olduğunu görmüştür. İstanbul fethedilirken, Bizans İmparatoru Konstantinos Paleologos, Osmanlılara teslim olmamış, savaşarak ölmüştür. Moğol İmparatoru Hülagü 1258’de Bağdat’ı işgal ettiğinde, Ababsi Halifesi El-Müstasım Bağdat’tan kaçmamış, Moğollar tarafından vahşice katledilmiştir. Çanakkale Savaşı sırasında, İstanbul'un işgal edilebileceği ihtimaline karşılık, Abdülhamid, “İstanbul’dan Eskişehir’e götürülme” teklifini şiddetle reddetmiş, “Bizans İmparatoru kadar da mı cesaretli olamayacağım, hiçbir yere gitmem” diyerek reddetmiştir.


Vahdeddin, Ankara Hükümetinin İngilizlerle hemen her alanda anlaşma içinde olduğunu nihayet Kasım 1922’de fark etmiştir. Bizans İmparatoru ve abisi Abdülhamid kadar cesaret sahibi olup, kendisini linç etmek için sabırsızlananlara karşı, direnememiştir. Halife/Padişah sıfatı ile işgalci İngilizlere sığınarak İstanbul’u terk etmiştir. Bu tutumu ile bütün İslam dünyası için kötü örnek olmuştur. Vahdeddin İstanbul’da kalarak kendisine bağlı olan kuvvetlerle Ankara hükümetine karşı direnseydi, iç savaş çıkardı. İstanbul’dan giderek ülkeye iyilik etmiştir, görüşünü her zaman savunanlar olmuştur. Vahdeddin, yaveri eliyle kendisine, Osmanlı adına ve nihayet ülkeye Brütüslük edilmesine yol açmıştır. Tek parti tek adamlı idarenin kurulmasına zemin hazırlamıştır.


Güya Padişah’ı destekleyen İngilizler de tek kurşun atmadan, Ankara Hükümetine İstanbul’u bırakmıştır. Vahdeddin’den Mehmet çıkmayacağı gibi hain de çıkmamıştır. Hiçbir padişah, padişahlık ettiği ülkenin yok olmasını istemez. Bu kural fazlası ile Vahdeddin için de geçerlidir.


Bazı çevreler için iki nedenden dolayı Vahdeddin’in hainliği kesindir. Kemalistler için Kemal Paşa’nın iktidarına engel olma çabası, ihanettir. Kemal Paşa’yı, doğrudan Türkiye saydıklarından  dolayı Kemal Paşa’ya muhalefet etmek Türkiye’ye ihanettir.
 

YORUM EKLE

banner19