SON DAKİKA
Hava Durumu

Fotoğraf sevdası…

Yazının Giriş Tarihi: 23.06.2016 00:25
Yazının Güncellenme Tarihi: 23.06.2016 00:25
 

 

Editörüm arayıp da, “Hatıralarını yazar mısın?” diye sorunca bir an duraksadım, o anda önce içim ısındı, sevindim, hemen ardından hüzünlendim… Çünkü o kısacık zaman dilimi birçok hatıranın gözümün önünden geçmesine yetip de artmıştı bile. Tabii severek kabul ettim. Çünkü zaten böyle bir şeyi tahayyül ediyor, nasıl başlayacağıma karar veremiyor ve işin aslı tembellikten bir türlü başlayamıyordum.

Şimdi karar verdik ya Allah’ın izniyle gerisi gelir elbet.

Efendim arz edeyim bendeniz mektepli değil alaylıyım. Yani Basın Yayın vs. okumadım. (Bizim zamanımızda pek öyle şeyler yoktu zaten) Mesleği aşırı merak ve arzumun sayesinde ağabeylerimden öğrendim. Deyim yerindeyse köpek eniği gibi onların peşine takıldım, ne yaptıklarını, nasıl yaptıklarını izledim. Çocuğuz ya, arada severler, arada da ayak bağı olduğum için kovalarlardı. İçimdeki fotoğraf çekme isteğinden dolayı da hep fotoğraf nasıl çekilir? Ayarlar nerede nasıl olmalıdır? Gibi sorularla onları bezdirirdim.

Sonra ilkokul son sınıftayken ilk fotoğraf makinam alındı. O zaman için iyi bir makinaydı. Meşhur Lubitel-2… 6x6 resim çekerdi (hemen atlamayın. Biz eskiden fotoğraf çekme lafını değil de resim çekme deyimini kullanırdık. Kötü çıkarsa, “kötü resim”, iyi çıkarsa “güzel resim” olurdu. Hem o zaman renkli fotoğraf da pek yoktu. Unutmayın 70’li yılların başından söz ediyoruz. Bursa’daki gazeteler “tipo” sistemle basılırdı. Haberler, yazılar “entertip” denilen makinelerde yazılır, bu arada makine içinde kurşun kaynardı. Bildiğiniz kurşun, metal yani. Sonra bu yazılan harfler kurşun kalıp olarak dökülürdü. Yani “hurufat dizilirdi” (o da ne ya? - bakın internetten de öğrenin) bu hurufat sonra sayfa kalıplarına konur resim için ayrılan yerlere de “klişe” yerleştirilirdi. (hoppala! Klişe mi? O da ne yahu? – bakıp öğreneceksiniz) klişeler aceleye geldiğinden genelde çok iyi görüntü çıkmasa da, resimde! Neler olduğu anlaşılırdı. Bazen “çamur gibi” diye tabir ettiğimiz klişeler de olur onlarda birkaç insana benzeyen ama kim olduğu anlaşılmayan varlık da yer alabilirdi. Fotoğraf bir maçtansa büyük olana özen gösterilir ama küçüklerinde kimi zaman topun nerede olduğu bile belli olmazdı.

Biz o dönemden yetiştik. Ha unutmadan o zaman herkes kendi filmini yıkar resmini basardı. Film banyolarını genelde tecrübeli olanlar hazırlar, muhabirler de ona “kaça kadar sayalım?” diye sorarak karanlık odaya girer ve filmini yıkardı. Bazen duruma göre 1001’den başlayıp, 1150’ye bazen daha az sayılır film ikinci banyoya yani hipoya atılırdı.

Bazı durumlarda tecrübeli muhabirler “katlamalı” resim çekerlerdi. Katlamalı demek, filmin hassasiyetini zorlayıp daha az ışıkta çekmek anlamına gelirdi.

Kimi zaman da film, sigara ateşinde (fazla yaklaştırmadan) kontrol edilerek yıkanırdı.

Biliyorum, cep telefonuyla olur olmazın “resmini” pardon fotoğrafını çeken bilgisayar çağı bebeleri bunlara anlam veremiyor ama o zamanlar öyleydi.

Bu zamanlardan itibaren, bu gözler Bursa’da neler gördü, bu kulaklar neler duydu? Bazıları sizi yerlerinizden zıplatacak, bazıları “vay be” dedirtecek, bazıları güldürüp, bazıları gözyaşlarına boğacak nice hatıralar var. Burada yeri geldikçe “sır küpünden” çıkacak, ifşa edilecek… Kimi ise kellemi kesseniz bende sır olarak kalmaya devam edecek.

Ancak, şunu söyleyeyim, ifşa edeceğim birçok sır, Bursa’da taşları yerinden oynatacak…

Görüşmek üzere.
Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.