SON DAKİKA
Hava Durumu

Yandı gülüm keten helva!

Yazının Giriş Tarihi: 27.02.2017 22:30
Yazının Güncellenme Tarihi: 27.02.2017 22:30
CHP zihniyeti, daha doğrusu bir memur sınıf yaratıp, onları ölmeyecek kadar ama ilelebet besleyip, cahil halka üstün tutma ve böylece en az ortaokul tahsili almış ve işini uydurup devlete kapak atmış kişilerden oluşan bir sınıf yaratma işi son alınan kararlar ve yapılmakta olan düzenlemelerle tarihe karışıyor. Köylüyü sözde “efendi” olarak belirleyip, aslında ona bir alt sınıf statüsü verirken memuru “bey” olarak kabul eden zihniyet de artık tarihin sayfalarına acı bir hatıra olarak karışıyor.

Çocuktum, o ilkokul öğrencisi halimle bile bu bey ve efende meselesinin bir “sınıf” meselesi olduğunu fark etmiştim. Rahmetli anam Valilik binasında bulunan, Özel İdare, Köy ve Belediyeler Bürosunda memurdu. Okul olmadığı çoğu zaman rahmetli babam da çalıştığından vaktimi annemin yanında geçirmek durumundaydım. Herkes bu durumu normal karşılardı o zamanlar. Hatta müsait olduklarında valilerin bile makamına gider onlarla sohbet bile ederdim.

Hiç unutmam bir gün Vali Mustafa Sedat Tolga’nın makamına özel kalemi bypass edip onun kullandığı kapıdan dalmıştım. O da hiç itiraz etmemiş beni oturtup çay söyleyerek sohbete başlamıştı. Frigorifik kelimesinin ne olduğunu, Bursa’dan hangi ürünlerin bu frigorifik kasa kamyonlarla taşınarak ihraç edildiğini o sohbette öğrenmiş ve okulda öğretmenimin bile bilmediği bu mevzuyu anlatarak büyük sükse yapmıştım. Vali bey bana tane tane anlattığından o çay sohbetinde çok şey öğrenmiştim. Bu ve benzeri detayları daha sonra yeri geldikçe yazacağım elbet ama şimdi konumuza dönelim.

Ayni şekilde vali muavinleri, kontrolörler ve o zamanlar valilik binası içinde yer alan nüfus, sağlık, varidat (o da ne yahu?) müdürlükleri, tahakkuk servisi gibi birimlerin yanı sıra çay ocağı ve müstahdemlerin yanında da oturur sohbet ederdim. Fark ettiğim önemli şey şuydu; bürolarda masa başında oturan herkes “bey” veya hanım idi ama bir bürosu olmayan, koridorda bir sandalyede oturan ve işi evrak getirip götürmek ya da çay, kahve söylemek olan Mustafa amca, “Mustaaafendi” idi. Kadın hizmetliler ise sadece adlarıyla çağrılırdı. Onlara bir “efendi” eki bile çok görülmüştü. Neden kendinden onlarca yaş genç memurlar onlara bağırıp çığırken onlar, kafaları önde dururdu?

Aynı şekilde büroya gelen köylülerden bir tek köyün muhtarına “muhtar” denir, azalar da dâhil olmak üzere diğer köylelür hep “… efendi” olarak adlandırılırdı. İlkokul öğretmenimin öğrettiği gibi köylü eğer gerçekten milletin efendisi ise neden onlar annem ve diğer memurların karşısında el pençe divan dururlardı ki? Demek ki bu memurluk efendilikten çok daha yüksek bir makamdı.

Aileler çocuklarının mutlaka bir devlet dairesine kapağı atmasını bu yüzden istiyorlardı. Memuriyet, bir kez girdin mi geleceğini garantilemek demekti.

Aklım biraz daha erince neyin ne olduğunu anlamıştım tabi ki… Neden insanların ille de devlet memuru olmak istediklerini de çözmüş ve buna itiraz eder olmuştum.

İşte o bürokrasi sutaşı şimdi bitiyor… Devlet kapısına kapağı atıp, bütün gün oturup, iki imza atarak geleceğini garanti altına alma dönemi sona eriyor…

Artık memur olup da yan gelip yatma devri ve emekli olup ömür boyu gelir garantisi yok. Çalışır hak edersen ne ala… Aksi halde durum zor…

CHP tarafından bir zamanlar yaratılan memur zihniyeti bittiği içindir yaygaranın büyük bölümü…

 
Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.