İnsanlık tarihinin en eski ve en müşkil sorularından birisi ‘varoluşun –özelde insanın varoluşunun- amacı nedir?’ (teleoloji) sorusudur? Ve bu sorunun filozoflar tarafından üzerinde uzlaşılabilir bir cevabı yoktur. Kur’an’da Allah ile Melekler arasında geçen bir diyalogda; Meleklerin ‘insanın halife kılınması’ ile ilgili olarak benzer bir soruyu dile getirdiğini ancak Allah’ın bu soruya ‘siz bilmezsiniz ben bilirim’ cevabının verdiğini görmekteyiz (Bakara/30-31)
Bu böyleyken Müslümanların büyük bir çoğunluğunun bu sorunun cevabını çok kolay bir şekilde verdiği de bilinen bir gerçektir: ‘Allah’a ibadet için yaratılmıştır’
Ancak ins ve cinni kendisine ibadet için yaratan bir Allah fikri birçok İslam Âlimini tatmin etmemiş olmalı ki ‘ibadet etsinler’ diye kullanılan ifadeyi, ‘tanısınlar’ ‘bilsinler’ (bilinmek istedim/ li ya’rifun) şeklinde anlamayı denemişlerdir. ‘İbadet edilmeye muhtaç’ veya bilinmek için, kendini tanıtmak için ins ve cinni yaratan bir Allah fikrinin zaaf taşıdığı düşünülmüştür.
Sınıf Din Kültürü dersinde, ‘Varlığın ve Hayatın anlamı’ konusunu işlerken ‘Ben İnsi ve Cinni yanlızca bana ibadet etsinler diye yarattım’ (Zariyat: 56) ayetini okuduğumuzda çocukların büyük bir çoğunluğunun, ‘Ne yani, Allah’ın bizim ibadetlerimize mi ihtiyacı var?’ tepkisini verdiklerini gördüm.
Çocuklara bu ayetin bir nebze ‘yumuşatılmış’ versiyonunu (Li Ya’rifun: Beni tanısınlar) söyleyince de bu sefer, ‘Bilinmek istemek te bir çeşit kompleks’ yorumunu yapmışlardır.
Sonra Allah’ın her türlü noksan sıfatlardan münezzeh olduğunu, bilinmek istemek ya da hizmet istemek gibi ‘Egosal’(Bu tanım öğrencime aittir) özelliklerin O’nun şanına yakışmadığından hareketle bu ayette ne demek istenmiş olabileceğini anlamaya çalıştık.
Takip eden ayetleri okudum. ‘Ben onlardan bir rızık istemiyorum. Ve onlardan beni doyurmalarını da istemiyorum. Allah kesinlikle Rızık verendir, kuvvet sahibidir ve Metindir’ ayetlerini okudum. Evet, bu ayetlerde ‘Kıyam binefsihi’ özelliklerini vurgulamıştı. Hiç kimseye ve hiç kimsenin hiçbir şeyine muhtaç olmayan bir güç sahibi olduğunu vurguluyordu.
Kaldı ki Allah, soru sorduklarında Meleklere ‘Siz bilmezsiniz ben bilirim’ demek yerine ‘Bana iradi olarak kulluk etmeleri için yarattım/ halife kıldım’ da dememişti.
Daha önceden bu ayet üzerine yaptığım çalışmada düşündüğüm şeyleri çocuklara söyledim:
1. Bu ayetin sonrasındaki 'onlardan bir rızık istemiyorum, beni doyurmalarını da istemiyorum’ ayetinden, 56. Ayette (Ben İnsi ve cinni sadece bana ibadet etsileri diye yarattım) yaratılışın illetinin söylenmesi yerine, Yaratıcının, insandan ibadet dışında bir beklentisinin olmadığının vurgulanmak istendiği anlaşılmaktadır. Zımnen ‘Sizden sadece bana kulluk etmeniz isteniyor, sizden benim bir çıkar ve beklentim yok’ denmek istenmektedir.
Kuran’da İbadet kavramı sadece bildiğimiz taabbüd (tapınma) ve nüsük (ritüel) anlamında kullanılmamaktadır. Allah’ın insana yüklediği her türlü insani sorumluluk Allah’a İbedettir. Ayeti, Nazil olduğu bağlam içerisinde ele almak elzemdir. Dönemin Arap toplumu putperest bir toplumdur. Putperestlik bilindiğinin aksine, put denilen simgelere nüsük anlamında tapınmak değil, ‘Allah’ın altından/ aşağısından’ (Min dunillah) bir takım kişiler, değerler, uygulamalar, adetler ve kurumların mutlaklaştırılıp, insanların bunlara ‘Kullaştırılmaları/ araçsallaştırılmalarıdır.’ Yani Kuran Arapları Kul olarak bulmuştur. Allah’ın aşağısındakilere kulluk eden müşriklere zımnen şu denmiş oluyor: “Burada İlah/patron benim. Eğer kul olacaksanız siz başkasına değil bana kul olun. Onların size faydası da zararı da yoktur. Benim yaratımım insana ben tahakküm etmezken sizin bunu yapmanıza seyirci kalamam.” Aşağı ilahlara kulluktan, Alemlerin Rabb’ine kulluğa terfi etmeleri istenilmektedir. Ayrıca, Allah’a kulluk ile Allah’ın altındakilere kulluk arasında çok önemli bir fark vardır. Allah insanın hayatına Sonsuz merhametiyle ‘İcbari’ (zorlayıcı/belirleyici) değil ‘İrşadi’ (yol gösterici/ olgunlaştırıcı/ hatırlatıcı) bir yaklaşımla yön verir. Öteki ilahlar ise mutlak belirleyici ve de icbar edici bir yaklaşımla müdahale ederler. Aslında Allah’a kulluk hiçbir şeye kulluk etmemektir/ mutlak özgürlüktür. İnsan, fıtratının gereğini yapıp, insani sorumluluklarını yerine getirerek Allah’a kul olur.
”Size buyurduklarımı yaparsanız, benim dostlarım olursunuz. Artık size kul demiyorum. Çünkü kul efendisinin ne yaptığını bilmez. Size dost dedim." (Yuhanna:15:14-15)
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ahmet Günaydin
Kul muyuz?
Bu böyleyken Müslümanların büyük bir çoğunluğunun bu sorunun cevabını çok kolay bir şekilde verdiği de bilinen bir gerçektir: ‘Allah’a ibadet için yaratılmıştır’
Ancak ins ve cinni kendisine ibadet için yaratan bir Allah fikri birçok İslam Âlimini tatmin etmemiş olmalı ki ‘ibadet etsinler’ diye kullanılan ifadeyi, ‘tanısınlar’ ‘bilsinler’ (bilinmek istedim/ li ya’rifun) şeklinde anlamayı denemişlerdir. ‘İbadet edilmeye muhtaç’ veya bilinmek için, kendini tanıtmak için ins ve cinni yaratan bir Allah fikrinin zaaf taşıdığı düşünülmüştür.
Sınıf Din Kültürü dersinde, ‘Varlığın ve Hayatın anlamı’ konusunu işlerken ‘Ben İnsi ve Cinni yanlızca bana ibadet etsinler diye yarattım’ (Zariyat: 56) ayetini okuduğumuzda çocukların büyük bir çoğunluğunun, ‘Ne yani, Allah’ın bizim ibadetlerimize mi ihtiyacı var?’ tepkisini verdiklerini gördüm.
Çocuklara bu ayetin bir nebze ‘yumuşatılmış’ versiyonunu (Li Ya’rifun: Beni tanısınlar) söyleyince de bu sefer, ‘Bilinmek istemek te bir çeşit kompleks’ yorumunu yapmışlardır.
Sonra Allah’ın her türlü noksan sıfatlardan münezzeh olduğunu, bilinmek istemek ya da hizmet istemek gibi ‘Egosal’(Bu tanım öğrencime aittir) özelliklerin O’nun şanına yakışmadığından hareketle bu ayette ne demek istenmiş olabileceğini anlamaya çalıştık.
Takip eden ayetleri okudum. ‘Ben onlardan bir rızık istemiyorum. Ve onlardan beni doyurmalarını da istemiyorum. Allah kesinlikle Rızık verendir, kuvvet sahibidir ve Metindir’ ayetlerini okudum. Evet, bu ayetlerde ‘Kıyam binefsihi’ özelliklerini vurgulamıştı. Hiç kimseye ve hiç kimsenin hiçbir şeyine muhtaç olmayan bir güç sahibi olduğunu vurguluyordu.
Kaldı ki Allah, soru sorduklarında Meleklere ‘Siz bilmezsiniz ben bilirim’ demek yerine ‘Bana iradi olarak kulluk etmeleri için yarattım/ halife kıldım’ da dememişti.
Daha önceden bu ayet üzerine yaptığım çalışmada düşündüğüm şeyleri çocuklara söyledim:
1. Bu ayetin sonrasındaki 'onlardan bir rızık istemiyorum, beni doyurmalarını da istemiyorum’ ayetinden, 56. Ayette (Ben İnsi ve cinni sadece bana ibadet etsileri diye yarattım) yaratılışın illetinin söylenmesi yerine, Yaratıcının, insandan ibadet dışında bir beklentisinin olmadığının vurgulanmak istendiği anlaşılmaktadır. Zımnen ‘Sizden sadece bana kulluk etmeniz isteniyor, sizden benim bir çıkar ve beklentim yok’ denmek istenmektedir.
Kuran’da İbadet kavramı sadece bildiğimiz taabbüd (tapınma) ve nüsük (ritüel) anlamında kullanılmamaktadır. Allah’ın insana yüklediği her türlü insani sorumluluk Allah’a İbedettir.
Ayeti, Nazil olduğu bağlam içerisinde ele almak elzemdir. Dönemin Arap toplumu putperest bir toplumdur. Putperestlik bilindiğinin aksine, put denilen simgelere nüsük anlamında tapınmak değil, ‘Allah’ın altından/ aşağısından’ (Min dunillah) bir takım kişiler, değerler, uygulamalar, adetler ve kurumların mutlaklaştırılıp, insanların bunlara ‘Kullaştırılmaları/ araçsallaştırılmalarıdır.’ Yani Kuran Arapları Kul olarak bulmuştur. Allah’ın aşağısındakilere kulluk eden müşriklere zımnen şu denmiş oluyor: “Burada İlah/patron benim. Eğer kul olacaksanız siz başkasına değil bana kul olun. Onların size faydası da zararı da yoktur. Benim yaratımım insana ben tahakküm etmezken sizin bunu yapmanıza seyirci kalamam.” Aşağı ilahlara kulluktan, Alemlerin Rabb’ine kulluğa terfi etmeleri istenilmektedir.
Ayrıca, Allah’a kulluk ile Allah’ın altındakilere kulluk arasında çok önemli bir fark vardır. Allah insanın hayatına Sonsuz merhametiyle ‘İcbari’ (zorlayıcı/belirleyici) değil ‘İrşadi’ (yol gösterici/ olgunlaştırıcı/ hatırlatıcı) bir yaklaşımla yön verir. Öteki ilahlar ise mutlak belirleyici ve de icbar edici bir yaklaşımla müdahale ederler. Aslında Allah’a kulluk hiçbir şeye kulluk etmemektir/ mutlak özgürlüktür. İnsan, fıtratının gereğini yapıp, insani sorumluluklarını yerine getirerek Allah’a kul olur.
”Size buyurduklarımı yaparsanız, benim dostlarım olursunuz. Artık size kul demiyorum. Çünkü kul efendisinin ne yaptığını bilmez. Size dost dedim." (Yuhanna:15:14-15)