Türklerin 3 bin yıllık devletinin asırlık cumhuriyet rejimi 100 yaşını doldurdu. Bugün yeni yüzyılın ilk günü. Dün Cumhuriyet kutlamaları vardı ülkenin dört yanında.
Sosyal medya hesabımdan da yazdığım gibi köy okulları başta olmak üzere okullarda yapılan kutlamaları tek geçerim. Gerçek anlamda samimi kutlamaların onlar olduğuna inanırım. Ancak dün ayrıca olağanüstü ve tam da büyük Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin görkemini gösteren şahane bir kutlama yapıldı.
İstanbul Boğazı’nda Türk donanmasının 100 savaş gemisi geçit yaptı. TCG Anadolu önde onlarca gemi ve denizaltı arkada, Türk devletinin gücünü dosta düsmana gösterdi. Devamında İstanbul Boğazı’ndaki ışık, ses ve dron gösterileri de oldukça etkileyiciydi.
Daha önceki yıllarda yine yazılarımda ortaya koyduğum bir itirazımı bir kez daha gündeme getirmekte yarar görüyorum. Allah Allah naralarıyla ve dualarla verilen savaşın, yine dualar edilerek açılan meclisin ve ilan edilen cumhuriyetin kutlamalarının duasız Kur’an’sız olması kabul edilemez. Dahası milletin kazandığı bir savaşı, öyle balo salonlarında seçkinlerin boy gösterdiği platformlar olarak normalletirilmemeli.
Türk Dil Kurumu cumhuriyeti, “Milletin, egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı yönetim biçimi” olarak tanımlıyor. Türk devletinin kuruluşunu değil de rejimini kutluyor olsak bile tanım millet üzerine. Ama Türk devletinin kuruluşu değil de rejiminin kutlanıyor olması da ayrı bir garabet.
Ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti seçkinci bir yapıyla vücut bulmuş, özellikle masonların etkisiyle bu seçkinciliği kodlarına almış bir devlet yapılanması ile geride bıraktığımız 100 yılı geçirmiştir. Cumhuriyet baloları, resepsiyonları bilmem neleri de zaten ve mason yapıların ilmek ilmek işleyip kendilerini koruma altına aldıkları bir alan oluşturmuştur.
Cumhurbaşkanlığı tarafından verilen resepsiyonu hariç tutar ki dünyaya bir gösteri olması bakımından kabul edilebilir, illerde ve ilçelerde valilik ve kaymakamlıklar tarafından yapılan ve yerleşim yerinin elitlerinin davet edildiği cumhuriyet resepsiyonları mutlak suretle kaldırılmalı, vali ve kaymakamlar başta olmak üzere kentin tüm dinamikleri meydanlarda caddelerde vatandaşın içinde cumhuriyeti kutlamalı.
Vatanı düşmanın elinden söküp alan millet sokaktayşken, millet adına görev yapanların kendilerini sırça köşklerde cumhuriyetin sahibi kabul etmeleri kabul edilemez.
Halkçılık milletçilik hamaseti yapıp, gündüz resmi törenlerde gece milletin parasıyla lüks otellerde cumhuriyet kutlaması yapmaya kimsenin hakkı da olmamalı haddi de. Son 20 yılda Türkiye Cumhuriyeti’nde bir çok vesayet çok şükür ki yerle yeksan oldu.
Ancak özellikle masonik yapıların başından beri devletin içine nüfus edip oluşturduğu vesayet sistemleri hala devam ediyor. Halka tepeden bakan, halkın gücüyle elitçilik oynayan, bu tür anlamsız işlerle ego tatmin eden zihniyetin de artık ortadan kalkması lazım. Hele ki Cumhur İttifakı gibi milletin değerleri üzerine inşaa edilmiş akımların bu saçmalıkları artık ortadan kaldırması şart.
Cumhurbaşkanlığında yapılan hariç Cumhuriyet resepsiyonları, anlatılan cumhuriyetin mevcuttaki ile ilgisinin olmadığının kanıtıdır. Seçkincilik devletin ne yazık ki kodlarına işlediğinin bir ispatıdır. Ve soralım halk için monarşi ya da cumhuriyetin farkı nedir? Halk refah içinde ise monarşi de makbul değilse cumhuriyet ne ye yarar...
Allah Allah naralarıyla dua ve imanla savaşıp küllerinden doğan bir milletin, üç beş elitistin ötekileştirmesine ve milleti millet yapan değerleri deforme etmesine imkan tamımamak lazım. Dün Türk Hava Kurumu’nun milletin kaynaklarıyla şampanyalı valsli baloları neyse bugün Valilik ve kaymakamlıkların resepsiyonları da aynıdır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Alpaslan Yıldız
Devlet kimin cumhuriyet kimin?
Türklerin 3 bin yıllık devletinin asırlık cumhuriyet rejimi 100 yaşını doldurdu. Bugün yeni yüzyılın ilk günü. Dün Cumhuriyet kutlamaları vardı ülkenin dört yanında.
Sosyal medya hesabımdan da yazdığım gibi köy okulları başta olmak üzere okullarda yapılan kutlamaları tek geçerim. Gerçek anlamda samimi kutlamaların onlar olduğuna inanırım. Ancak dün ayrıca olağanüstü ve tam da büyük Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin görkemini gösteren şahane bir kutlama yapıldı.
İstanbul Boğazı’nda Türk donanmasının 100 savaş gemisi geçit yaptı. TCG Anadolu önde onlarca gemi ve denizaltı arkada, Türk devletinin gücünü dosta düsmana gösterdi. Devamında İstanbul Boğazı’ndaki ışık, ses ve dron gösterileri de oldukça etkileyiciydi.
Daha önceki yıllarda yine yazılarımda ortaya koyduğum bir itirazımı bir kez daha gündeme getirmekte yarar görüyorum. Allah Allah naralarıyla ve dualarla verilen savaşın, yine dualar edilerek açılan meclisin ve ilan edilen cumhuriyetin kutlamalarının duasız Kur’an’sız olması kabul edilemez. Dahası milletin kazandığı bir savaşı, öyle balo salonlarında seçkinlerin boy gösterdiği platformlar olarak normalletirilmemeli.
Türk Dil Kurumu cumhuriyeti, “Milletin, egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı yönetim biçimi” olarak tanımlıyor. Türk devletinin kuruluşunu değil de rejimini kutluyor olsak bile tanım millet üzerine. Ama Türk devletinin kuruluşu değil de rejiminin kutlanıyor olması da ayrı bir garabet.
Ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti seçkinci bir yapıyla vücut bulmuş, özellikle masonların etkisiyle bu seçkinciliği kodlarına almış bir devlet yapılanması ile geride bıraktığımız 100 yılı geçirmiştir. Cumhuriyet baloları, resepsiyonları bilmem neleri de zaten ve mason yapıların ilmek ilmek işleyip kendilerini koruma altına aldıkları bir alan oluşturmuştur.
Cumhurbaşkanlığı tarafından verilen resepsiyonu hariç tutar ki dünyaya bir gösteri olması bakımından kabul edilebilir, illerde ve ilçelerde valilik ve kaymakamlıklar tarafından yapılan ve yerleşim yerinin elitlerinin davet edildiği cumhuriyet resepsiyonları mutlak suretle kaldırılmalı, vali ve kaymakamlar başta olmak üzere kentin tüm dinamikleri meydanlarda caddelerde vatandaşın içinde cumhuriyeti kutlamalı.
Vatanı düşmanın elinden söküp alan millet sokaktayşken, millet adına görev yapanların kendilerini sırça köşklerde cumhuriyetin sahibi kabul etmeleri kabul edilemez.
Halkçılık milletçilik hamaseti yapıp, gündüz resmi törenlerde gece milletin parasıyla lüks otellerde cumhuriyet kutlaması yapmaya kimsenin hakkı da olmamalı haddi de. Son 20 yılda Türkiye Cumhuriyeti’nde bir çok vesayet çok şükür ki yerle yeksan oldu.
Ancak özellikle masonik yapıların başından beri devletin içine nüfus edip oluşturduğu vesayet sistemleri hala devam ediyor. Halka tepeden bakan, halkın gücüyle elitçilik oynayan, bu tür anlamsız işlerle ego tatmin eden zihniyetin de artık ortadan kalkması lazım. Hele ki Cumhur İttifakı gibi milletin değerleri üzerine inşaa edilmiş akımların bu saçmalıkları artık ortadan kaldırması şart.
Cumhurbaşkanlığında yapılan hariç Cumhuriyet resepsiyonları, anlatılan cumhuriyetin mevcuttaki ile ilgisinin olmadığının kanıtıdır. Seçkincilik devletin ne yazık ki kodlarına işlediğinin bir ispatıdır. Ve soralım halk için monarşi ya da cumhuriyetin farkı nedir? Halk refah içinde ise monarşi de makbul değilse cumhuriyet ne ye yarar...
Allah Allah naralarıyla dua ve imanla savaşıp küllerinden doğan bir milletin, üç beş elitistin ötekileştirmesine ve milleti millet yapan değerleri deforme etmesine imkan tamımamak lazım. Dün Türk Hava Kurumu’nun milletin kaynaklarıyla şampanyalı valsli baloları neyse bugün Valilik ve kaymakamlıkların resepsiyonları da aynıdır.