SON DAKİKA
Hava Durumu

Millete ihanet 12 Eylül…

Yazının Giriş Tarihi: 11.09.2019 21:30
Yazının Güncellenme Tarihi: 11.09.2019 21:30
Türk milleti tarih boyunca çok zalimlikler gördü…

Çok acılar yaşadı.

Her seferinde yeniden küllerinden doğdu…

Türk milleti en fazla da kendi içinden çıkan zalimlerin alçaklıklarına muhatap oldu. İhanetlere uğradı.

Hiç şüphesiz bu ihanetlerden en acılarından biri 12 Eylül askeri darbesidir. Milletin parasıyla çalınan silahlarla kendilerini nimetten sayan bir grup alçak, milletin üzerine sürdü tankları…

İpi dışarıda olan cuntacılar milletin evlatlarını zindanlarda çürüttü, darağaçlarında sallandırdı. Kendilerince suçlar icat edip, denge kurdu güya.

ABD’nin çocukları bir gece bir ülkenin bir milletin kaderini yerle yeksan etti. İzi yıllarca geçmeyen acıları hala taze olan akıl almaz işkenceler, akıl almaz eziyetler ve yürek yakan acılar bıraktılar geriye.

Bir avuç namussuzun ülkeye ihanet kalkışmasının ardından Türkiye yıllarca süren korkuların ana vatanı oldu. Türkiye acıların vatanı oldu.

Çok şükür yıllar geçtikten sonra o alçakların en baştaki ikisi hakim karşısına çıkarıldı. Rütbeleri söküldü. Dünya gözüyle yüzlerine tükürüldüğünü görmeden canlarını vermediler…

Aradan tam 39 yıl geçti. Bugün o alçakların millete kast ettikleri günün yıldönümü. 12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden geçen zamana rağmen, izlerini hala bu millet yaşamaya devam ediyor.

Hala o alçakların hazırladığı anayasa bu topraklarda hüküm sürüyor.

Bir gün bunları da geride bırakacağımım umudumuzu koruyoruz. Bir gün bu alçakların tek izi kalmayacak bu ülkede.

Tıpkı milletimize ve vatanımıza kast eden tüm alçakların yaptıkları gibi…



CHP korkuyor mu?

Diyarbakır’da annelerin HDP’ye karşı evlat direnişi devam ederken, CHP sessizliğini sürdürüyor…

Oysa en fazla solcular insani değerlere dem vurmazlar mı? Hani yaşam hakkı kutsaldı.

Hani anneler kutsaldı. Bir annenin kendisinden zorla koparılan evladını geri istemesi kadar insani bir istek olabilir mi?

Terörle iktisatlı 3 belediye başkanı görevden alınınca ne demokrasi ne insan hakları ne bilmem ne ortalığı toz dumana katan CHP’liler, günlerdir annelerin feryadına sessiz…

Cumartesi anneleri olunca koşup devlete her türlü hakareti yapan bu arkadaşlar, konu evladını teröristlerden geri isteyen anneler olunca neden süt dökmüş kedi gibiler.

Misal CHP Bursa İl Başkanı Hüseyin Akkuş, insanı değerleri önde olan bir isim olarak biliyoruz. Bu annelerin feryadı yakmıyor mu yüreğini?

Misal CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, HDP’nin her zaman yanında dururken, bir kez olsun neden tepkisini koymuyor?

Erkan Aydın, Nurhayat Altaca Kayışoğlu ve Yüksel Özkan neden susuyorsunuz.

Türkiye’yi gezip devlete çakarken sesiniz maşallah gür çıkıyor. Belediyelerinizin düzenlediği rezilliklere söz ettiğimizde ayağa kalkıyorsunuz.

Türkiye’de evladımı geri verin diyen annelere sesiniz çıkmıyor. HDP’ye iki kelam edemiyorsunuz.

Neden kimden korkuyorsunuz?

HDP ile nasıl bir ilişkiniz var ki konu onlar olunca kayboluyorsunuz ortadan.

Keşke solculuğunuzu tam da lazım olduğu zaman görebilseydik…

Keşke solculuğunuzun HDP’ye gelince de solculuk olabilseydi.

Kim inanır size ve solculuğunuza… Sadece kişisel ikbalmiş meğer sizin solculuk palavralarınız.

Şimdi o kalkan sol yumruğunuzu usulca indirin ve kendi ayıbınızla yaşamaya devam edin!



Yaşanmış bir hikayeden alıntı…

“1950'li yıllarda, Malatya'daki bir bankadan Sivas'taki bir bankaya yüklü miktarda para gideceğini duyan Hekimhan'a bağlı Şotik köyünden üç kişi, arabayı soymaya karar verirler. İki ili birbirine bağlayan yolu kesmek için Balkaya mevkiine çıkarlar.

Yattıkları pusudan yolu gözlemektedirler. Zira o yıllarda tek tük araba geçmektedir. Bir süre sonra bir araba görülür. Sağ önünde bayrak sallanmaktadır. Her üçü de yüklü paranın olduğu banka arabası olduğunu zannederler. Aracın tekerlerine kurşun yağdırırlar. Araç yoldan çıkıp bir yerlere çarparak durur. Şakiler içindekileri indirirler. Ağlayan ve beti benzi sapsarı bir anne ile kızını çıkarırlar. İki de erkek. Erkeklerden biri "Ben Malatya Valisiyim" der. Fakat inanmazlar, alaya alırlar: Ben de başbakanım, der birisi. Arabayı ararlar ama para yoktur. Bir daha, bir daha ararlar, yok. Mehmet Rıza valinin fötrünü başından alıp kendi başına geçirir. Şık ceketini de çıkartır, sırtına geçirir. Söyle sana mı, bana mı yakıştı, der. Valinin ceplerini ararlar, yirmi lira çıkar. Vali olmadığın cebindeki paradan belli, benden fakirsin, derler

Töre, edep gereği kadınla kızına dönüp bakmazlar bile.

Aradıkları parayı bulamayınca valiyi ve koruma şoförünü sıkıca bağlarlar. Anne ve kızını da çözülecek şekilde bağlarlar ki, çözülüp erkekleri de çözsünler. Ve kırsalda kaybolurlar. Anne ve kız çabucak bağlarını çözüp diğerlerinin de çözerler. Bir şekilde seyrek geçen arabaları durdurarak Malatya'ya varırlar. Bir gün sonra Türkiye duyar, Malatya çalkalanır. Jandarma Şotik köyüne yığılır. Köylülere sorulur, dağ taş aranır, her çalının dibi yoklanır. Nihayetinde, Mehmet Rıza, Seydi Battal ve Hüseyin Sırma bulunur, derdest edilir, şehre getirilir. Bu ilk fotoğraf çekilir. Vali bizzat kişileri görmek, tesbit etmek ister. Valiliğe yakın yere getirirler. Vali görür ve evet, bunlardı, der. Zaten Mehmet Rıza'nın üzerinde valinin fötrü ve ceketi vardır. Jandarma komutanı kendini tutamaz ve jopla Mehmet Rıza'nın yüzüne bir kaç kez vurur, kan içinde bırakır.

Şaki Mehmet Rıza valiye seslenir: -Beyim, istesek dağ başında sizi öldürebilir miydik, istesek mahremine zarar verir miydik? Yapmadık, dönüp bakmadık bile. Söyle bunlara bizi dövmesinler. Hapis cezamız neyse razıyız. Vali, jandarma binbaşısına öyle yapmalarını söyler. Mahkemeye çıkarılırlar. Vali, bilmeden yaptıklarını, kötü muamele görmediklerini mahkeme heyetine söyler. Hafifletici sebeplerle her biri altı yıl hapis cezası alır. Mapusluk senelerinde, bir keresinde vali, resmi hüviyeti dışında onları hapishanede ziyaret eder, kendisi için, aile albümüne koymak için fotoğraf dahi çektirir. Aradan yıllar hatta iki kuşak geçer. Uludağ üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler fakültesinde iki sınıf arkadaşı, okul sonrası, ilerlemiş arkadaşlıklarını evlilik ile taçlandırmak isterler. Erkek, kızın evine, ailesiyle tanışmaya utana sıkıla gider. İçeride hal hatır sorma faslından sonra gözü duvardaki çerçeveli fotoğrafa ilişir. Şok geçirir. Çünkü mahcup damat adayı fotoğraftaki Hüseyin Sırma'nın torunudur. Utangaçlığını bir kenara bırakıp fotoğrafı sorar. Malatya valisinin eşi yaşamaktadır ve olayı anlatır. O yıllarda arabadaki kız da kayın valide adayıdır, artık. Evlenen çift şu anda İstanbul'da, Bağcılar'da yaşamaktadırlar. Bu fotoğraf hem evlerinde hem de iş yerlerinde asılıdır. Bu çerçeve, hayatlarının en büyük tesadüfü, en büyük anlamıdır.”



 
Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.