Bir toplumun yarını, aslında en çok oyun halısının üzerinde şekillenir. Renkli blokların arasında kurulan hayaller, anaokulu bahçesinde paylaşılan oyuncaklar, ilk kez söylenen bir “özür dilerim” ya da “teşekkür ederim”… 0-6 yaş arası dönem, çoğu zaman “okul öncesi” diye hafife alınır; oysa tam da bu yıllar, insan hayatının temelinin atıldığı en kritik evredir.
Bilim insanları yıllardır beynin en hızlı geliştiği dönemin ilk altı yıl olduğunu söylüyor. Çocuğun dil becerisi, problem çözme kapasitesi, duygusal dayanıklılığı ve sosyal uyum yeteneği büyük ölçüde bu dönemde şekilleniyor. Yani 0-6 yaş eğitimi yalnızca harfleri, sayıları öğretmek değildir; hayata bakış açısını inşa etmektir.
Bugün sınıflarda karşılaştığımız birçok sorunun kökeni, aslında erken çocukluk yıllarına uzanıyor. Özgüven eksikliği, akran zorbalığı, dikkat problemleri ya da iletişim güçlükleri… Hepsi bir ölçüde erken dönemde verilen eğitimin niteliğiyle bağlantılı. Çünkü çocuk, bu yıllarda dünyaya dair ilk mesajlarını alır: “Ben değerliyim”, “Fikirlerim önemlidir”, “Hata yapabilirim ama yeniden deneyebilirim.” Bu cümleler içselleştirilirse sağlam bir karakter doğar.
Öte yandan 0-6 yaş eğitimi sadece bireysel değil, toplumsal bir meseledir. Nitelikli okul öncesi eğitime erişen çocukların ilerleyen yıllarda akademik başarılarının daha yüksek olduğu, okul terk oranlarının daha düşük seyrettiği ve hatta ekonomik hayatta daha üretken bireyler oldukları biliniyor. Yani erken çocukluk eğitimi, uzun vadede sosyal adaletin de anahtarıdır. Fırsat eşitliği, en çok bu yaş aralığında sağlanır ya da kaybedilir.
Burada ailelere de büyük görev düşüyor. Çünkü 0-6 yaş eğitimi yalnızca kurumlarda verilen programdan ibaret değildir. Evde kurulan cümleler, birlikte geçirilen kaliteli zaman, çocuğun sorularına verilen sabırlı cevaplar da eğitimin bir parçasıdır. Çocuğa kitap okunan bir ev ile ekran karşısında büyüyen bir çocuğun hayal gücü aynı olmaz. Sevgiyle sınır koyabilen ebeveynlik ile ilgisizlik arasında da derin bir gelecek farkı vardır.
Günümüzde teknoloji erken yaşlara kadar indi. Tabletle tanışma yaşı neredeyse bebekliğe kadar geriledi. Oysa çocukların bu dönemde en çok ihtiyacı olan şey ekran değil, etkileşimdir. Toprağa dokunmak, koşmak, düşmek, kalkmak, soru sormak, cevap aramak… Gerçek öğrenme deneyimle olur. 0-6 yaş döneminde kazanılan merak duygusu, ilerleyen yıllarda akademik başarının da yakıtıdır.
Eğitim politikaları açısından bakıldığında ise okul öncesi eğitimin zorunlu ve erişilebilir hale getirilmesi hayati önem taşıyor. Öğretmen niteliği, sınıf mevcutları, fiziki ortamlar ve pedagojik içerik bu yaş grubuna özel planlanmalı. Çünkü bu dönemde yapılan yatırımın geri dönüşü en yüksek olan eğitim yatırımı olduğu artık tartışmasız bir gerçek.
Sonuç olarak 0-6 yaş eğitimi, geleceğe atılan en güçlü imzadır. Bu yaşlarda verilen değer, sabır ve nitelikli eğitim; yıllar sonra karşımıza özgüveni yüksek, empati kurabilen, üretken bireyler olarak çıkar. Eğer güçlü bir toplum hayal ediyorsak, işe en baştan başlamalıyız. Çünkü sağlam bir bina, en çok temelinden anlaşılır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Azize Yüksel
0-6 yaş eğitiminin geleceğe etkileri!
Bir toplumun yarını, aslında en çok oyun halısının üzerinde şekillenir. Renkli blokların arasında kurulan hayaller, anaokulu bahçesinde paylaşılan oyuncaklar, ilk kez söylenen bir “özür dilerim” ya da “teşekkür ederim”… 0-6 yaş arası dönem, çoğu zaman “okul öncesi” diye hafife alınır; oysa tam da bu yıllar, insan hayatının temelinin atıldığı en kritik evredir.
Bilim insanları yıllardır beynin en hızlı geliştiği dönemin ilk altı yıl olduğunu söylüyor. Çocuğun dil becerisi, problem çözme kapasitesi, duygusal dayanıklılığı ve sosyal uyum yeteneği büyük ölçüde bu dönemde şekilleniyor. Yani 0-6 yaş eğitimi yalnızca harfleri, sayıları öğretmek değildir; hayata bakış açısını inşa etmektir.
Bugün sınıflarda karşılaştığımız birçok sorunun kökeni, aslında erken çocukluk yıllarına uzanıyor. Özgüven eksikliği, akran zorbalığı, dikkat problemleri ya da iletişim güçlükleri… Hepsi bir ölçüde erken dönemde verilen eğitimin niteliğiyle bağlantılı. Çünkü çocuk, bu yıllarda dünyaya dair ilk mesajlarını alır: “Ben değerliyim”, “Fikirlerim önemlidir”, “Hata yapabilirim ama yeniden deneyebilirim.” Bu cümleler içselleştirilirse sağlam bir karakter doğar.
Öte yandan 0-6 yaş eğitimi sadece bireysel değil, toplumsal bir meseledir. Nitelikli okul öncesi eğitime erişen çocukların ilerleyen yıllarda akademik başarılarının daha yüksek olduğu, okul terk oranlarının daha düşük seyrettiği ve hatta ekonomik hayatta daha üretken bireyler oldukları biliniyor. Yani erken çocukluk eğitimi, uzun vadede sosyal adaletin de anahtarıdır. Fırsat eşitliği, en çok bu yaş aralığında sağlanır ya da kaybedilir.
Burada ailelere de büyük görev düşüyor. Çünkü 0-6 yaş eğitimi yalnızca kurumlarda verilen programdan ibaret değildir. Evde kurulan cümleler, birlikte geçirilen kaliteli zaman, çocuğun sorularına verilen sabırlı cevaplar da eğitimin bir parçasıdır. Çocuğa kitap okunan bir ev ile ekran karşısında büyüyen bir çocuğun hayal gücü aynı olmaz. Sevgiyle sınır koyabilen ebeveynlik ile ilgisizlik arasında da derin bir gelecek farkı vardır.
Günümüzde teknoloji erken yaşlara kadar indi. Tabletle tanışma yaşı neredeyse bebekliğe kadar geriledi. Oysa çocukların bu dönemde en çok ihtiyacı olan şey ekran değil, etkileşimdir. Toprağa dokunmak, koşmak, düşmek, kalkmak, soru sormak, cevap aramak… Gerçek öğrenme deneyimle olur. 0-6 yaş döneminde kazanılan merak duygusu, ilerleyen yıllarda akademik başarının da yakıtıdır.
Eğitim politikaları açısından bakıldığında ise okul öncesi eğitimin zorunlu ve erişilebilir hale getirilmesi hayati önem taşıyor. Öğretmen niteliği, sınıf mevcutları, fiziki ortamlar ve pedagojik içerik bu yaş grubuna özel planlanmalı. Çünkü bu dönemde yapılan yatırımın geri dönüşü en yüksek olan eğitim yatırımı olduğu artık tartışmasız bir gerçek.
Sonuç olarak 0-6 yaş eğitimi, geleceğe atılan en güçlü imzadır. Bu yaşlarda verilen değer, sabır ve nitelikli eğitim; yıllar sonra karşımıza özgüveni yüksek, empati kurabilen, üretken bireyler olarak çıkar. Eğer güçlü bir toplum hayal ediyorsak, işe en baştan başlamalıyız. Çünkü sağlam bir bina, en çok temelinden anlaşılır.