Bir zamanlar bayram demek; heyecanla uyanılan sabahlar, başucunda hazır bekleyen yeni kıyafetler ve içimizi kıpır kıpır eden bir mutluluktu. Daha güneş doğmadan kalkılır, bayramlıklar giyilir, aynanın karşısında dönüp dönüp kendimize bakardık. Çünkü o gün sıradan bir gün değildi… Bayramdı.
Şimdi ise bayramlar biraz daha sessiz, biraz daha telaşsız… Belki de biraz eksik.
Eskiden bayram sabahı ilk iş büyüklerin elleri öpülürdü. O sıcaklık, o samimiyet, verilen harçlığın heyecanından bile daha değerliydi aslında. Kapı kapı dolaşan çocuk sesleri, “iyi bayramlar” diyen minik yürekler mahalleye hayat verirdi. Şekerler, çikolatalar, kolonya kokusu… Hepsi bayramın vazgeçilmez parçalarıydı.
Bugün ise çocuklar kapı kapı dolaşmıyor. Harçlıklar dijital, bayramlaşmalar mesajlarla yapılıyor. Aynı sofrada oturmak yerine, ekranlardan “iyi bayramlar” demekle yetiniyoruz çoğu zaman. Kalabalıklar var belki ama o eski samimiyet… İşte en çok onu özlüyoruz.
Oysa bayram, sadece tatil değildir.
Bayram; hatırlamaktır.
Bayram; ziyaret etmektir.
Bayram; kırgınlıkları unutmaktır.
Bayram; bir sofranın etrafında toplanabilmektir.
Bugün belki her şey değişti… Teknoloji, şehirler, yaşam biçimleri… Ama bayramın ruhu hâlâ aynı yerde duruyor. Onu yaşatmak ise bizim elimizde.
Belki bu bayram bir mesaj yerine kapıyı çalarız.
Belki bir “story” paylaşmak yerine bir büyüğün elini öperiz.
Belki de çocuklara sadece şeker değil, bayramın anlamını da veririz.
Çünkü bayram; hatırlarsak var, yaşatırsak gerçek.
Ve belki o zaman…
“Eski bayramlar nerede?” demek yerine,
“Bayramlar yine eskisi gibi” diyebiliriz.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Azize Yüksel
Bayram sabahları artık eskisi gibi mi?
Bir zamanlar bayram demek; heyecanla uyanılan sabahlar, başucunda hazır bekleyen yeni kıyafetler ve içimizi kıpır kıpır eden bir mutluluktu. Daha güneş doğmadan kalkılır, bayramlıklar giyilir, aynanın karşısında dönüp dönüp kendimize bakardık. Çünkü o gün sıradan bir gün değildi… Bayramdı.
Şimdi ise bayramlar biraz daha sessiz, biraz daha telaşsız… Belki de biraz eksik.
Eskiden bayram sabahı ilk iş büyüklerin elleri öpülürdü. O sıcaklık, o samimiyet, verilen harçlığın heyecanından bile daha değerliydi aslında. Kapı kapı dolaşan çocuk sesleri, “iyi bayramlar” diyen minik yürekler mahalleye hayat verirdi. Şekerler, çikolatalar, kolonya kokusu… Hepsi bayramın vazgeçilmez parçalarıydı.
Bugün ise çocuklar kapı kapı dolaşmıyor. Harçlıklar dijital, bayramlaşmalar mesajlarla yapılıyor. Aynı sofrada oturmak yerine, ekranlardan “iyi bayramlar” demekle yetiniyoruz çoğu zaman. Kalabalıklar var belki ama o eski samimiyet… İşte en çok onu özlüyoruz.
Oysa bayram, sadece tatil değildir.
Bayram; hatırlamaktır.
Bayram; ziyaret etmektir.
Bayram; kırgınlıkları unutmaktır.
Bayram; bir sofranın etrafında toplanabilmektir.
Bugün belki her şey değişti… Teknoloji, şehirler, yaşam biçimleri… Ama bayramın ruhu hâlâ aynı yerde duruyor. Onu yaşatmak ise bizim elimizde.
Belki bu bayram bir mesaj yerine kapıyı çalarız.
Belki bir “story” paylaşmak yerine bir büyüğün elini öperiz.
Belki de çocuklara sadece şeker değil, bayramın anlamını da veririz.
Çünkü bayram; hatırlarsak var, yaşatırsak gerçek.
Ve belki o zaman…
“Eski bayramlar nerede?” demek yerine,
“Bayramlar yine eskisi gibi” diyebiliriz.