“Benim çocuğum özel” anlayışı eğitimi etkiliyor mu?
Yazının Giriş Tarihi: 09.05.2026 08:53
Yazının Güncellenme Tarihi: 09.05.2026 08:54
Bir dönem öğretmenlerin dilinde sıkça duyduğumuz bir cümle vardı:
“Her çocuk özeldir.”
Aslında bu cümle kötü bir niyet taşımaz. Çünkü gerçekten de her çocuğun farklı bir yeteneği, farklı bir karakteri, farklı bir öğrenme biçimi vardır. Ancak son yıllarda bu anlayış, başka bir noktaya evrildi. Artık birçok aile için mesele “çocuğum değerlidir” olmaktan çıktı, “benim çocuğum herkesten üstündür” anlayışına dönüştü.
İşte eğitimdeki birçok problemin başlangıç noktası da tam burada yatıyor.
Bugün bazı veliler çocuklarının yaptığı her davranışı sorgusuz savunuyor. Sınıfta kuralları ihlal eden öğrenciye bile “Ama benim çocuğum öyle yapmaz” refleksiyle yaklaşılabiliyor. Öğretmenin verdiği düşük not, öğrencinin eksikliği yerine öğretmenin yetersizliği olarak görülüyor. Disiplin uygulamaları “çocuğumun psikolojisi bozuluyor” gerekçesiyle tartışmaya açılıyor.
Sonuç ne oluyor?
Öğretmenin otoritesi zayıflıyor.
Okul-aile dengesi bozuluyor.
Çocuk ise gerçek hayatla yüzleşmekte zorlanıyor.
Çünkü hayatın içinde herkes “özel muamele” görmez.
İş hayatında patron sizin çocuğunuzun ne kadar kıymetli olduğunu değil, işini ne kadar doğru yaptığını önemser. Toplum içinde insanlar ayrıcalık değil, sorumluluk bekler. Sürekli alkışlanan, hiç eleştirilmeyen çocuklar ise ilk başarısızlıkta büyük bir hayal kırıklığı yaşayabiliyor.
Bugün eğitim sistemindeki önemli sorunlardan biri de çocuklara “sürekli haklı oldukları” hissinin verilmesidir. Oysa eğitim sadece akademik bilgi değildir. Eğitim aynı zamanda sabretmeyi, eleştiri kabul etmeyi, sıraya girmeyi, paylaşmayı ve gerektiğinde kaybetmeyi öğrenmektir.
Elbette çocuklarımızı koruyacağız. Onları destekleyeceğiz. Fakat desteklemek ile her durumda savunmak aynı şey değildir.
Bir öğretmenin öğrenciyi uyarması düşmanlık değildir.
Bir çocuğun eksik yönünün söylenmesi değersiz olduğu anlamına gelmez.
Her başarısızlık travma değildir.
Belki de artık şu soruyu kendimize dürüstçe sormalıyız:
Biz çocuklarımızı hayata mı hazırlıyoruz, yoksa hayatı çocuklarımıza göre şekillendirmeye mi çalışıyoruz?
Çünkü gerçek eğitim; çocuğa sadece “sen özelsin” demek değil, aynı zamanda “başkaları da en az senin kadar değerli” olduğunu öğretebilmektir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Azize Yüksel
“Benim çocuğum özel” anlayışı eğitimi etkiliyor mu?
Bir dönem öğretmenlerin dilinde sıkça duyduğumuz bir cümle vardı:
“Her çocuk özeldir.”
Aslında bu cümle kötü bir niyet taşımaz. Çünkü gerçekten de her çocuğun farklı bir yeteneği, farklı bir karakteri, farklı bir öğrenme biçimi vardır. Ancak son yıllarda bu anlayış, başka bir noktaya evrildi. Artık birçok aile için mesele “çocuğum değerlidir” olmaktan çıktı, “benim çocuğum herkesten üstündür” anlayışına dönüştü.
İşte eğitimdeki birçok problemin başlangıç noktası da tam burada yatıyor.
Bugün bazı veliler çocuklarının yaptığı her davranışı sorgusuz savunuyor. Sınıfta kuralları ihlal eden öğrenciye bile “Ama benim çocuğum öyle yapmaz” refleksiyle yaklaşılabiliyor. Öğretmenin verdiği düşük not, öğrencinin eksikliği yerine öğretmenin yetersizliği olarak görülüyor. Disiplin uygulamaları “çocuğumun psikolojisi bozuluyor” gerekçesiyle tartışmaya açılıyor.
Sonuç ne oluyor?
Öğretmenin otoritesi zayıflıyor.
Okul-aile dengesi bozuluyor.
Çocuk ise gerçek hayatla yüzleşmekte zorlanıyor.
Çünkü hayatın içinde herkes “özel muamele” görmez.
İş hayatında patron sizin çocuğunuzun ne kadar kıymetli olduğunu değil, işini ne kadar doğru yaptığını önemser. Toplum içinde insanlar ayrıcalık değil, sorumluluk bekler. Sürekli alkışlanan, hiç eleştirilmeyen çocuklar ise ilk başarısızlıkta büyük bir hayal kırıklığı yaşayabiliyor.
Bugün eğitim sistemindeki önemli sorunlardan biri de çocuklara “sürekli haklı oldukları” hissinin verilmesidir. Oysa eğitim sadece akademik bilgi değildir. Eğitim aynı zamanda sabretmeyi, eleştiri kabul etmeyi, sıraya girmeyi, paylaşmayı ve gerektiğinde kaybetmeyi öğrenmektir.
Elbette çocuklarımızı koruyacağız. Onları destekleyeceğiz. Fakat desteklemek ile her durumda savunmak aynı şey değildir.
Bir öğretmenin öğrenciyi uyarması düşmanlık değildir.
Bir çocuğun eksik yönünün söylenmesi değersiz olduğu anlamına gelmez.
Her başarısızlık travma değildir.
Belki de artık şu soruyu kendimize dürüstçe sormalıyız:
Biz çocuklarımızı hayata mı hazırlıyoruz, yoksa hayatı çocuklarımıza göre şekillendirmeye mi çalışıyoruz?
Çünkü gerçek eğitim; çocuğa sadece “sen özelsin” demek değil, aynı zamanda “başkaları da en az senin kadar değerli” olduğunu öğretebilmektir.