Günümüzde en çok neyi kaybettik diye sorsalar, uzun uzun düşünmeye gerek yok aslında. Cevap çok net: Vefa.
Ne yazık ki artık adını daha çok nostaljik cümlelerin içinde duyduğumuz, eskilerden örnek verirken hatırladığımız bir kavram hâline geldi.
Vefa; zor zamanda yanında durmaktır.
İşi bitince selamı kesmemektir.
Gücü eline geçirince geçmişi inkâr etmemektir.
Birlikte yürüdüğün yolu, yol arkadaşını unutmamaktır.
Ama bugün ne görüyoruz?
Menfaat varsa yakınlık var,
çıkar bitince hatıralar da siliniyor.
Dün omuz omuza olanlar, bugün birbirinin yüzüne bakmıyor.
Bir “teşekkür” bile fazla görülüyor.
Oysa vefa, büyük laflar etmek değildir.
Sessizdir. Gösterişsizdir.
Zor günlerde atılan küçük bir mesajdır,
unutulmamış bir telefon numarasıdır,
“Ben buradayım” diyebilmektir.
Eskiden insanlar bir ekmeği bölüşür,
bir selamı ömür boyu saklardı.
Şimdi sofralar büyüdü ama gönüller küçüldü.
Takvimler dolu, hafızalar boş.
Herkes çok meşgul ama kimse kimseye vakit ayırmıyor.
Belki de vefa, hız çağının kaldıramadığı bir ağırlık oldu.
Çünkü vefa sabır ister.
Sadakat ister.
Unutmamayı, yüz çevirmemeyi ister.
Ama şunu unutmamak gerekir:
Vefa sadece geçmişe borç değildir, geleceğe yatırımdır.
Vefasızlık kısa vadede kazandırır gibi görünür,
uzun vadede insanı yalnız bırakır.
Çünkü herkes gider…
Ama vefalı olan hep hatırlanır.
Bugün vefaya hasretsek,
yarın hasret kalmamak için önce kendimiz vefalı olmalıyız.
Çünkü bazı değerler anlatılarak değil, yaşanarak çoğalır.
Belki dünya değişti…
Ama insanın insan kalabilmesi için vefa hâlâ en güçlü tutunma dalıdır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Azize Yüksel
Hasret kaldığımız bir değer: Vefa
Günümüzde en çok neyi kaybettik diye sorsalar, uzun uzun düşünmeye gerek yok aslında. Cevap çok net: Vefa.
Ne yazık ki artık adını daha çok nostaljik cümlelerin içinde duyduğumuz, eskilerden örnek verirken hatırladığımız bir kavram hâline geldi.
Vefa; zor zamanda yanında durmaktır.
İşi bitince selamı kesmemektir.
Gücü eline geçirince geçmişi inkâr etmemektir.
Birlikte yürüdüğün yolu, yol arkadaşını unutmamaktır.
Ama bugün ne görüyoruz?
Menfaat varsa yakınlık var,
çıkar bitince hatıralar da siliniyor.
Dün omuz omuza olanlar, bugün birbirinin yüzüne bakmıyor.
Bir “teşekkür” bile fazla görülüyor.
Oysa vefa, büyük laflar etmek değildir.
Sessizdir. Gösterişsizdir.
Zor günlerde atılan küçük bir mesajdır,
unutulmamış bir telefon numarasıdır,
“Ben buradayım” diyebilmektir.
Eskiden insanlar bir ekmeği bölüşür,
bir selamı ömür boyu saklardı.
Şimdi sofralar büyüdü ama gönüller küçüldü.
Takvimler dolu, hafızalar boş.
Herkes çok meşgul ama kimse kimseye vakit ayırmıyor.
Belki de vefa, hız çağının kaldıramadığı bir ağırlık oldu.
Çünkü vefa sabır ister.
Sadakat ister.
Unutmamayı, yüz çevirmemeyi ister.
Ama şunu unutmamak gerekir:
Vefa sadece geçmişe borç değildir, geleceğe yatırımdır.
Vefasızlık kısa vadede kazandırır gibi görünür,
uzun vadede insanı yalnız bırakır.
Çünkü herkes gider…
Ama vefalı olan hep hatırlanır.
Bugün vefaya hasretsek,
yarın hasret kalmamak için önce kendimiz vefalı olmalıyız.
Çünkü bazı değerler anlatılarak değil, yaşanarak çoğalır.
Belki dünya değişti…
Ama insanın insan kalabilmesi için
vefa hâlâ en güçlü tutunma dalıdır.