Eğitim denildiğinde çoğu zaman akla bilgi, başarı, sınavlar ve rekabet gelir. Karneler, puanlar, sıralamalar üzerinden ölçülen bir “başarı” anlayışı hâkimdir.
Oysa insanı insan yapan, bilgiyi anlamlı; toplumu ise yaşanabilir kılan daha temel bir güç vardır: Merhamet.
Merhamet, yalnızca ahlaki bir erdem değildir. Aynı zamanda insan fıtratına doğuştan yerleştirilmiş potansiyel bir güçtür. Bir çocuğun düşen arkadaşına uzattığı el, bir öğrencinin sessizce ağlayan sınıf arkadaşını fark etmesi, öğretmenin yalnızca ders anlatmakla kalmayıp öğrencisinin hayatına dokunması… Bunların hiçbiri sınavla ölçülemez ama eğitimin gerçek başarısını belirler.
Bugün eğitim sistemleri büyük ölçüde “ne biliyor?” sorusuna odaklanıyor. Oysa asıl soru şu olmalı: “Bu bilgiyle ne yapacak ve kime dönüşecek?” Bilgi, merhametle buluşmadığında güç olur; güç ise denetlenmediğinde zulme dönüşür. Tarih, bilgili ama merhametsiz insanların açtığı yaralarla doludur.
Merhametin olmadığı bir eğitim ortamında rekabet keskinleşir, empati zayıflar, bireycilik yüceltilir. Çocuklar başarıyı, başkasını geçmekle; değeri ise notlarla ölçmeyi öğrenir. Oysa merhametle yoğrulmuş bir eğitim, çocuğa sadece kendini değil, başkasını da düşünmeyi öğretir. Başarının paylaşılabilir, bilginin iyileştirici olabileceğini gösterir.
Öğretmenler bu noktada yalnızca müfredat aktaran değil, karakter inşa eden rehberlerdir. Bir öğretmenin adil bir bakışı, sabırlı bir sesi, anlayan bir tutumu; öğrencinin hayatında yıllarca sürecek izler bırakabilir. Çünkü çocuklar en çok anlatılanı değil, hissedileni öğrenir.
Eğitim politikaları hazırlanırken merhamet soyut bir kavram gibi görülmemeli. Okul ikliminden öğretmen eğitimine, rehberlik hizmetlerinden ölçme-değerlendirme anlayışına kadar her alanda bu değer hissedilmelidir. Aksi halde bilgili ama yalnız, başarılı ama mutsuz, güçlü ama vicdansız bireyler yetiştirmek kaçınılmaz olur.
Bugün dünyada yaşanan pek çok kriz; çevre felaketlerinden toplumsal çatışmalara kadar uzanan sorunlar, merhametten yoksun akılların ürünüdür. Demek ki mesele daha fazla bilgi değil, daha fazla insanlıktır.
Eğitim, yalnızca meslek sahibi bireyler değil; vicdan sahibi insanlar yetiştirebildiği ölçüde anlamlıdır. Çünkü merhametle desteklenmeyen hiçbir bilgi, insanı gerçekten yüceltmez.
Belki de yeniden sormamız gereken soru şudur: Çocuklarımıza ne öğretiyoruz değil, nasıl bir insan olmalarını istiyoruz?
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Azize Yüksel
Öğreten değil, İnsanı yetiştiren eğitim...
Eğitim denildiğinde çoğu zaman akla bilgi, başarı, sınavlar ve rekabet gelir. Karneler, puanlar, sıralamalar üzerinden ölçülen bir “başarı” anlayışı hâkimdir.
Oysa insanı insan yapan, bilgiyi anlamlı; toplumu ise yaşanabilir kılan daha temel bir güç vardır: Merhamet.
Merhamet, yalnızca ahlaki bir erdem değildir. Aynı zamanda insan fıtratına doğuştan yerleştirilmiş potansiyel bir güçtür. Bir çocuğun düşen arkadaşına uzattığı el, bir öğrencinin sessizce ağlayan sınıf arkadaşını fark etmesi, öğretmenin yalnızca ders anlatmakla kalmayıp öğrencisinin hayatına dokunması… Bunların hiçbiri sınavla ölçülemez ama eğitimin gerçek başarısını belirler.
Bugün eğitim sistemleri büyük ölçüde “ne biliyor?” sorusuna odaklanıyor. Oysa asıl soru şu olmalı: “Bu bilgiyle ne yapacak ve kime dönüşecek?” Bilgi, merhametle buluşmadığında güç olur; güç ise denetlenmediğinde zulme dönüşür. Tarih, bilgili ama merhametsiz insanların açtığı yaralarla doludur.
Merhametin olmadığı bir eğitim ortamında rekabet keskinleşir, empati zayıflar, bireycilik yüceltilir. Çocuklar başarıyı, başkasını geçmekle; değeri ise notlarla ölçmeyi öğrenir. Oysa merhametle yoğrulmuş bir eğitim, çocuğa sadece kendini değil, başkasını da düşünmeyi öğretir. Başarının paylaşılabilir, bilginin iyileştirici olabileceğini gösterir.
Öğretmenler bu noktada yalnızca müfredat aktaran değil, karakter inşa eden rehberlerdir. Bir öğretmenin adil bir bakışı, sabırlı bir sesi, anlayan bir tutumu; öğrencinin hayatında yıllarca sürecek izler bırakabilir. Çünkü çocuklar en çok anlatılanı değil, hissedileni öğrenir.
Eğitim politikaları hazırlanırken merhamet soyut bir kavram gibi görülmemeli. Okul ikliminden öğretmen eğitimine, rehberlik hizmetlerinden ölçme-değerlendirme anlayışına kadar her alanda bu değer hissedilmelidir. Aksi halde bilgili ama yalnız, başarılı ama mutsuz, güçlü ama vicdansız bireyler yetiştirmek kaçınılmaz olur.
Bugün dünyada yaşanan pek çok kriz; çevre felaketlerinden toplumsal çatışmalara kadar uzanan sorunlar, merhametten yoksun akılların ürünüdür. Demek ki mesele daha fazla bilgi değil, daha fazla insanlıktır.
Eğitim, yalnızca meslek sahibi bireyler değil; vicdan sahibi insanlar yetiştirebildiği ölçüde anlamlıdır. Çünkü merhametle desteklenmeyen hiçbir bilgi, insanı gerçekten yüceltmez.
Belki de yeniden sormamız gereken soru şudur:
Çocuklarımıza ne öğretiyoruz değil, nasıl bir insan olmalarını istiyoruz?