SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Sınav odaklı eğitim mi, karakter eğitimi mi?

Yazının Giriş Tarihi: 26.02.2026 23:35
Yazının Güncellenme Tarihi: 26.02.2026 23:35

Eğitim sistemimizin en temel sorularından biri şu: Okullar çocukları hayata mı hazırlıyor, yoksa yalnızca sınava mı? Uzun yıllardır başarıyı test kitaplarının kalınlığıyla, net sayılarıyla ve kazanılan okulun tabelasıyla ölçüyoruz. Oysa hayatın ölçme-değerlendirme sistemi çok daha farklı çalışıyor.

Sınav odaklı eğitim, disiplin ve rekabet üretir. Hedef koymayı öğretir, zaman yönetimini geliştirir, performans baskısıyla baş etmeyi deneyimletir. Özellikle merkezi sınavların belirleyici olduğu ülkelerde bu sistemin tamamen yok sayılması da gerçekçi değildir. Ancak sorun, sınavın araç olmaktan çıkıp amaç haline gelmesidir.

Bugün birçok öğrenci için okul; merak edilen bir yer değil, aşılması gereken bir parkur. Öğrenme heyecanı yerini “kaç net yaptın?” sorusuna bırakmış durumda. Oysa bilgi, sınavdan sonra unutuluyorsa; ezberlenen formüller hayatta karşılık bulmuyorsa; başarı, karakterle desteklenmiyorsa ortaya eksik bir tablo çıkıyor.

Karakter eğitimi dediğimizde neyi kastediyoruz? Sorumluluk, dürüstlük, empati, sabır, adalet duygusu, toplumsal bilinç… Bunlar müfredatta ayrı bir ders başlığı olarak değil; okulun ikliminde, öğretmenin tutumunda, yönetimin adaletinde ve aile–okul iş birliğinde şekillenir. Bir öğrenci yüksek puan alabilir ama ekip çalışmasına uyum sağlayamıyorsa, eleştiriye tahammül edemiyorsa, etik sınırları zorlamayı “başarı” sanıyorsa sistemin bir yerinde eksiklik var demektir.

Küresel ölçekte eğitim performansını ölçen sınavlardan biri olan OECD’nin yürüttüğü PISA araştırmaları artık sadece akademik becerileri değil; problem çözme, iş birliği ve yaşam becerilerini de ön plana çıkarıyor. Dünya değişirken ölçütler de değişiyor. Sadece bilgi değil, o bilgiyi nasıl kullandığınız önem kazanıyor.

Türkiye’de ise sınav baskısı erken yaşlara kadar indi. Ortaokuldan liseye geçişte uygulanan LGS, lise sonrası üniversiteye girişteki YKS, gençlerin eğitim yolculuğunu büyük ölçüde şekillendiriyor. Bu gerçekliği yok sayamayız. Ancak şu soruyu sormak zorundayız: Sınav başarısı yüksek ama özgüveni kırılgan, hedefi belirsiz, toplumsal sorumluluk bilinci zayıf bir nesil mi; yoksa akademik yeterliliği makul ama karakteri sağlam, üretken ve dirençli bireyler mi?

Aslında mesele “ya o ya bu” değil. Asıl ihtiyaç denge. Sınav, bir eleme ve yerleştirme aracı olabilir; fakat eğitim felsefesinin merkezine oturmamalı. Okullar yalnızca test çözme becerisi kazandıran kurumlar değil; hayata dair pusula veren yapılar olmalı. Öğrenci bir problemi çözebilmeli ama aynı zamanda bir yanlışı fark edebilmeli. Başarılı olmayı istemeli ama adil kalmayı da öğrenmeli.

Eğitim sisteminin geleceği, akademik başarı ile değerler eğitimini birlikte yürütebilmesinde yatıyor. Öğretmeni yalnızca müfredat yetiştiren değil, rol model olan bir figür haline getirmek; okul ortamını rekabetin yanında dayanışmayı da besleyen bir yapıya dönüştürmek; aileyi bu sürecin aktif paydaşı yapmak gerekiyor.

Çünkü diploma bir kapı açar; karakter o kapıdan nasıl geçileceğini belirler.
Sınav kazandırır; ama insanı insan yapan değerlerdir.

Belki de artık soruyu şöyle sormalıyız: Çocuklarımızı bir sonraki sınava mı, yoksa bir sonraki hayata mı hazırlıyoruz?

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.