Veliler çocuğun başarısını mı, kendi başarısını mı bekliyor?
Yazının Giriş Tarihi: 17.06.2026 19:15
Yazının Güncellenme Tarihi: 17.06.2026 19:21
Geçtiğimiz hafta milyonlarca öğrenci LGS heyecanı yaşadı.
Kimileri umutla, kimileri kaygıyla, kimileri ise aylar süren emeğin ardından sadece derin bir nefes alabilmek için sınav salonundan çıktı.
Sınavın ardından ise sosyal medyada yayılan bir video, sınavın kendisinden daha fazla konuşuldu.
Genç bir kız, LGS'de beş yanlış yaptığını söylüyordu.
Yanındaki annesi ise dakikalarca sert sözlerle kızını azarlıyordu.
"Beş yanlış ne? Hiç eğitim almayan yapar. İnsanlara rezil oldum."
Videoyu izleyen milyonlarca insanın dikkatini çeken şey, beş yanlış değildi.
Asıl dikkat çeken, o çocuğun gözlerindeki hayal kırıklığıydı.
Çünkü o an sadece bir sınav sonucu değil, bir çocuğun kendine duyduğu güven de yara alıyordu.
Çocuk psikolojisi üzerine çalışan uzmanların yıllardır söylediği ortak bir gerçek var:
Çocuklar en çok, başarılarının değil sevgilerinin şartlı olduğunu düşündüklerinde zarar görüyor.
Anne ve baba için belki söylenmiş birkaç cümle...
Belki anlık bir öfke...
Ama çocuk için ömür boyu unutulmayacak bir anıya dönüşebiliyor.
Bir çocuğun zihninde şu düşünce yer ediyor:
"Demek ki başarılı olursam sevileceğim."
İşte tehlike tam da burada başlıyor.
Çünkü o saatten sonra çocuk öğrenmek için değil, hata yapmamak için çalışıyor.
Merak ettiği için değil, ailesini hayal kırıklığına uğratmamak için kitap açıyor.
Başarı artık gelişimin değil, kabul görmenin şartı haline geliyor.
Son yıllarda veliler arasında görünmeyen bir yarış yaşanıyor.
Eskiden çocuklar sınava hazırlanırdı.
Şimdi sanki aileler de sınava giriyor.
Komşunun çocuğu hangi okulu kazandı...
Kuzen kaç net yaptı...
Kim hangi özel ders merkezine gidiyor...
Sosyal medyada paylaşılan başarı hikâyeleri...
Bütün bunlar bazı velileri farkında olmadan çocuklarının başarıları üzerinden kendi değerlerini ölçmeye itiyor.
Oysa karne çocuğun karnesidir.
Sınav sonucu çocuğun sonucudur.
Velinin değil.
Çocuğun aldığı puan, anne babanın toplumdaki itibarını belirleyen bir belge değildir.
Elbette her anne baba çocuğunun başarılı olmasını ister.
Bunun yanlış bir tarafı yok.
Yanlış olan, başarıyı sevginin önüne koymaktır.
Çocuk eve geldiğinde ilk sorumuz;
"Kaç yanlış yaptın?"
yerine,
"Nasıl hissediyorsun?"
olabilse...
Belki birçok çocuğun omuzundaki yük biraz hafifler.
Bugün pek çok genç, başarısız olmaktan değil, ailesini hayal kırıklığına uğratmaktan korkuyor.
Bu korku bazen kaygıya...
Bazen özgüven eksikliğine...
Bazen de yıllarca süren "Ben yeterli değilim." duygusuna dönüşüyor.
Oysa çocuk psikolojisi bize şunu söylüyor:
Hata yapan çocuk öğrenir.
Sürekli eleştirilen çocuk ise hata yapmaktan korktuğu için gelişemez.
LGS biter.
YKS biter.
Karneler dağıtılır.
Diplomalar alınır.
Ama çocuklukta anne babadan duyulan sözler kolay kolay unutulmaz.
Bir öğretmenin güzel bir cümlesi nasıl yıllarca hatırlanıyorsa, bir ebeveynin kırıcı cümlesi de aynı şekilde hafızada yer eder.
Çocuklar büyür.
Sınavlar değişir.
Hayat devam eder.
Fakat çocukluğunda sürekli "Yetersizsin." mesajı alan bireyler, yetişkin olduklarında en büyük sınavlarını kendi iç sesleriyle verirler.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Biz gerçekten çocuklarımızın başarılı olmasını mı istiyoruz...
Yoksa onların başarılarıyla kendimizi başarılı hissetmeyi mi?
Çünkü bir çocuğun en büyük ihtiyacı kusursuz olmak değildir.
Koşulsuz sevildiğini bilmektir.
Ve bazen bir çocuğun hayatını değiştiren şey, aldığı puan değil; sınavdan çıktığında duyduğu şu cümledir:
"Sonuç ne olursa olsun, sen benim evladımsın ve seninle gurur duyuyorum."
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Azize Yüksel
Veliler çocuğun başarısını mı, kendi başarısını mı bekliyor?
Geçtiğimiz hafta milyonlarca öğrenci LGS heyecanı yaşadı.
Kimileri umutla, kimileri kaygıyla, kimileri ise aylar süren emeğin ardından sadece derin bir nefes alabilmek için sınav salonundan çıktı.
Sınavın ardından ise sosyal medyada yayılan bir video, sınavın kendisinden daha fazla konuşuldu.
Genç bir kız, LGS'de beş yanlış yaptığını söylüyordu.
Yanındaki annesi ise dakikalarca sert sözlerle kızını azarlıyordu.
"Beş yanlış ne? Hiç eğitim almayan yapar. İnsanlara rezil oldum."
Videoyu izleyen milyonlarca insanın dikkatini çeken şey, beş yanlış değildi.
Asıl dikkat çeken, o çocuğun gözlerindeki hayal kırıklığıydı.
Çünkü o an sadece bir sınav sonucu değil, bir çocuğun kendine duyduğu güven de yara alıyordu.
Çocuk psikolojisi üzerine çalışan uzmanların yıllardır söylediği ortak bir gerçek var:
Çocuklar en çok, başarılarının değil sevgilerinin şartlı olduğunu düşündüklerinde zarar görüyor.
Anne ve baba için belki söylenmiş birkaç cümle...
Belki anlık bir öfke...
Ama çocuk için ömür boyu unutulmayacak bir anıya dönüşebiliyor.
Bir çocuğun zihninde şu düşünce yer ediyor:
"Demek ki başarılı olursam sevileceğim."
İşte tehlike tam da burada başlıyor.
Çünkü o saatten sonra çocuk öğrenmek için değil, hata yapmamak için çalışıyor.
Merak ettiği için değil, ailesini hayal kırıklığına uğratmamak için kitap açıyor.
Başarı artık gelişimin değil, kabul görmenin şartı haline geliyor.
Son yıllarda veliler arasında görünmeyen bir yarış yaşanıyor.
Eskiden çocuklar sınava hazırlanırdı.
Şimdi sanki aileler de sınava giriyor.
Komşunun çocuğu hangi okulu kazandı...
Kuzen kaç net yaptı...
Kim hangi özel ders merkezine gidiyor...
Sosyal medyada paylaşılan başarı hikâyeleri...
Bütün bunlar bazı velileri farkında olmadan çocuklarının başarıları üzerinden kendi değerlerini ölçmeye itiyor.
Oysa karne çocuğun karnesidir.
Sınav sonucu çocuğun sonucudur.
Velinin değil.
Çocuğun aldığı puan, anne babanın toplumdaki itibarını belirleyen bir belge değildir.
Elbette her anne baba çocuğunun başarılı olmasını ister.
Bunun yanlış bir tarafı yok.
Yanlış olan, başarıyı sevginin önüne koymaktır.
Çocuk eve geldiğinde ilk sorumuz;
"Kaç yanlış yaptın?"
yerine,
"Nasıl hissediyorsun?"
olabilse...
Belki birçok çocuğun omuzundaki yük biraz hafifler.
Bugün pek çok genç, başarısız olmaktan değil, ailesini hayal kırıklığına uğratmaktan korkuyor.
Bu korku bazen kaygıya...
Bazen özgüven eksikliğine...
Bazen de yıllarca süren "Ben yeterli değilim." duygusuna dönüşüyor.
Oysa çocuk psikolojisi bize şunu söylüyor:
Hata yapan çocuk öğrenir.
Sürekli eleştirilen çocuk ise hata yapmaktan korktuğu için gelişemez.
LGS biter.
YKS biter.
Karneler dağıtılır.
Diplomalar alınır.
Ama çocuklukta anne babadan duyulan sözler kolay kolay unutulmaz.
Bir öğretmenin güzel bir cümlesi nasıl yıllarca hatırlanıyorsa, bir ebeveynin kırıcı cümlesi de aynı şekilde hafızada yer eder.
Çocuklar büyür.
Sınavlar değişir.
Hayat devam eder.
Fakat çocukluğunda sürekli "Yetersizsin." mesajı alan bireyler, yetişkin olduklarında en büyük sınavlarını kendi iç sesleriyle verirler.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Biz gerçekten çocuklarımızın başarılı olmasını mı istiyoruz...
Yoksa onların başarılarıyla kendimizi başarılı hissetmeyi mi?
Çünkü bir çocuğun en büyük ihtiyacı kusursuz olmak değildir.
Koşulsuz sevildiğini bilmektir.
Ve bazen bir çocuğun hayatını değiştiren şey, aldığı puan değil; sınavdan çıktığında duyduğu şu cümledir:
"Sonuç ne olursa olsun, sen benim evladımsın ve seninle gurur duyuyorum."