Veliler çocuklarının geleceğini mi, kendi hayallerini mi yönetiyor?
Yazının Giriş Tarihi: 21.05.2026 21:08
Yazının Güncellenme Tarihi: 21.05.2026 21:12
Türkiye’de eğitim artık sadece çocukların değil, anne babaların da büyük sınavına dönüşmüş durumda. Özellikle LGS ve YKS dönemlerinde öğrenciler kadar veliler de stres yaşıyor, hatta çoğu zaman çocuklardan daha fazla baskı hissediyor. Fakat burada önemli bir soru ortaya çıkıyor: Veliler gerçekten çocuklarının geleceğini mi düşünüyor, yoksa kendi yarım kalan hayallerini mi tamamlamaya çalışıyor?
Bugün birçok öğrenci, kendi isteğinden çok ailesinin beklentileri doğrultusunda okul seçiyor. Kimi doktor olmak istemediği halde tıp fakültesine hazırlanıyor, kimi mühendislik hayali kurmadığı halde sayısal bölüme yönlendiriliyor. Çünkü bazı aileler için başarı; çocuğun mutlu olması değil, toplumda prestij sağlayacak bir mesleğe sahip olması anlamına geliyor.
Oysa her çocuk aynı değildir. Her öğrencinin ilgisi, yeteneği, hayali ve karakteri farklıdır. Kimi sanatla mutlu olur, kimi sporla, kimi teknolojiyle… Ancak biz hâlâ başarıyı birkaç meslek üzerinden ölçmeye devam ediyoruz. Fen lisesine giren “başarılı”, meslek lisesine giden ise çoğu zaman “yetersiz” görülüyor. Bu bakış açısı hem çocuklara hem de ülkenin geleceğine zarar veriyor.
Velilerin en büyük hatalarından biri de çocuklarını başka çocuklarla kıyaslamak. “Komşunun oğlu kaç net yaptı?”, “Kuzenin hangi liseyi kazandı?” gibi cümleler artık birçok evin rutini hâline geldi. Fakat kıyaslanan her çocuk, biraz daha içine kapanıyor. Çünkü sürekli yarış hâlinde büyüyen çocuklar zamanla öğrenmek için değil, sadece başarmış görünmek için çalışıyor.
Daha da önemlisi, çocukların üzerinde kurulan aşırı baskı psikolojik sorunları beraberinde getiriyor. Kaygı bozukluğu, özgüven eksikliği, başarısızlık korkusu ve tükenmişlik hissi artık çok küçük yaşlara kadar indi. Eğitim sistemindeki yarış kadar, aile baskısı da çocukların omzundaki yükü ağırlaştırıyor.
Elbette anne babaların çocukları için iyi bir gelecek istemesi son derece doğal. Ancak iyi gelecek sadece yüksek maaşlı bir meslekten ibaret değildir. Mutlu, özgüvenli, üretken ve karakter sahibi bireyler yetiştirmek de en az akademik başarı kadar önemlidir.
Belki de artık şu soruyu dürüstçe sormanın zamanı geldi:
Çocuklarımızı gerçekten onların istediği hayata mı hazırlıyoruz, yoksa bizim yaşayamadığımız hayatlara mı zorluyoruz?
Çünkü bazen bir çocuğun en büyük başarısı, ailesinin hayalini gerçekleştirmesi değil; kendi yolunu cesurca seçebilmesidir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Azize Yüksel
Veliler çocuklarının geleceğini mi, kendi hayallerini mi yönetiyor?
Türkiye’de eğitim artık sadece çocukların değil, anne babaların da büyük sınavına dönüşmüş durumda. Özellikle LGS ve YKS dönemlerinde öğrenciler kadar veliler de stres yaşıyor, hatta çoğu zaman çocuklardan daha fazla baskı hissediyor. Fakat burada önemli bir soru ortaya çıkıyor: Veliler gerçekten çocuklarının geleceğini mi düşünüyor, yoksa kendi yarım kalan hayallerini mi tamamlamaya çalışıyor?
Bugün birçok öğrenci, kendi isteğinden çok ailesinin beklentileri doğrultusunda okul seçiyor. Kimi doktor olmak istemediği halde tıp fakültesine hazırlanıyor, kimi mühendislik hayali kurmadığı halde sayısal bölüme yönlendiriliyor. Çünkü bazı aileler için başarı; çocuğun mutlu olması değil, toplumda prestij sağlayacak bir mesleğe sahip olması anlamına geliyor.
Oysa her çocuk aynı değildir. Her öğrencinin ilgisi, yeteneği, hayali ve karakteri farklıdır. Kimi sanatla mutlu olur, kimi sporla, kimi teknolojiyle… Ancak biz hâlâ başarıyı birkaç meslek üzerinden ölçmeye devam ediyoruz. Fen lisesine giren “başarılı”, meslek lisesine giden ise çoğu zaman “yetersiz” görülüyor. Bu bakış açısı hem çocuklara hem de ülkenin geleceğine zarar veriyor.
Velilerin en büyük hatalarından biri de çocuklarını başka çocuklarla kıyaslamak. “Komşunun oğlu kaç net yaptı?”, “Kuzenin hangi liseyi kazandı?” gibi cümleler artık birçok evin rutini hâline geldi. Fakat kıyaslanan her çocuk, biraz daha içine kapanıyor. Çünkü sürekli yarış hâlinde büyüyen çocuklar zamanla öğrenmek için değil, sadece başarmış görünmek için çalışıyor.
Daha da önemlisi, çocukların üzerinde kurulan aşırı baskı psikolojik sorunları beraberinde getiriyor. Kaygı bozukluğu, özgüven eksikliği, başarısızlık korkusu ve tükenmişlik hissi artık çok küçük yaşlara kadar indi. Eğitim sistemindeki yarış kadar, aile baskısı da çocukların omzundaki yükü ağırlaştırıyor.
Elbette anne babaların çocukları için iyi bir gelecek istemesi son derece doğal. Ancak iyi gelecek sadece yüksek maaşlı bir meslekten ibaret değildir. Mutlu, özgüvenli, üretken ve karakter sahibi bireyler yetiştirmek de en az akademik başarı kadar önemlidir.
Belki de artık şu soruyu dürüstçe sormanın zamanı geldi:
Çocuklarımızı gerçekten onların istediği hayata mı hazırlıyoruz, yoksa bizim yaşayamadığımız hayatlara mı zorluyoruz?
Çünkü bazen bir çocuğun en büyük başarısı, ailesinin hayalini gerçekleştirmesi değil; kendi yolunu cesurca seçebilmesidir.