Son günlerde şahit olduğum bir tablo var ki, bir eğitimciyi, bir ebeveyni, hatta bir vicdan sahibi insanı derinden düşündürmesi gerekiyor. Bilim ve Sanat Merkezleri… Kısa adıyla BİLSEM. Asıl amacı, özel yetenekli çocukları erken yaşta fark edip onların potansiyellerini desteklemek olan bu kurumlar, maalesef günümüzde başka bir mecraya sürükleniyor.
Piyasada “BİLSEM’e hazırlık setleri”, “BİLSEM kazanma garantili kurslar”, “BİLSEM deneme sınavları” adı altında pazarlanan ürünler çoğaldı. Oysa burada çok temel bir gerçek göz ardı ediliyor: BİLSEM bir yarış değil, bir keşif sürecidir.
BİLSEM’e hazırlık diye bir kavram yoktur. Çünkü çocuk ya belirli alanlarda özel bir yeteneğe sahiptir ya da değildir. Bu durum bir testle ezberle, hızla çözülen sorularla ya da kalıplaşmış eğitim paketleriyle kazanılacak bir özellik değildir. Bir çocuğu “sınava hazırlanır gibi” BİLSEM’e hazırlamak, onu potansiyelini keşfetmeye değil, beklenti yüküne mahkûm etmektir.
Daha da kötüsü, “Sen BİLSEM kazanmalısın” baskısı altında büyüyen çocuk, sınav sonucunda seçilmediğinde kendini yetersiz hisseder. Oysa seçilmemek, yeteneksiz olmak değildir. Her çocuk özeldir; fakat her özel çocuk BİLSEM’li olmak zorunda değildir.
Burada asıl sorulması gereken soru şudur: Biz çocukları bir sınava mı hazırlıyoruz, hayata mı?
Çocuğun yeteneğini keşfetmek; onun merak ettiği alanları gözlemlemek, özgürce düşünmesine fırsat vermek, oyunla, sanatla, bilimle temas etmesini sağlamakla mümkündür. Paket programlarla değil. Ticari kaygılarla oluşturulan “hazırlık setleri” aslında çocukların zihnine “başarmalısın” korkusu, ebeveynlerin kalbine ise “geri kalırsak?” endişesi yerleştiriyor.
Eğitim, bir pazar değil; insan yetiştirme sanatıdır.
BİLSEM ise bir hedef değil, bir sonuçtur.
Unutmayalım: Çocuklarımızı etiketlere değil, yeteneklerine göre sevelim. Onları yarış atına değil, kendileri olmaya hazırlayalım. Çünkü gerçek başarı, bir kurumun kapısından içeri girmek değil; çocuğun kendi potansiyelinin farkına varabilmesidir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Azize Yüksel
Yanlış bilinen bir eğitim meselesi
Son günlerde şahit olduğum bir tablo var ki, bir eğitimciyi, bir ebeveyni, hatta bir vicdan sahibi insanı derinden düşündürmesi gerekiyor. Bilim ve Sanat Merkezleri… Kısa adıyla BİLSEM. Asıl amacı, özel yetenekli çocukları erken yaşta fark edip onların potansiyellerini desteklemek olan bu kurumlar, maalesef günümüzde başka bir mecraya sürükleniyor.
Piyasada “BİLSEM’e hazırlık setleri”, “BİLSEM kazanma garantili kurslar”, “BİLSEM deneme sınavları” adı altında pazarlanan ürünler çoğaldı. Oysa burada çok temel bir gerçek göz ardı ediliyor: BİLSEM bir yarış değil, bir keşif sürecidir.
BİLSEM’e hazırlık diye bir kavram yoktur. Çünkü çocuk ya belirli alanlarda özel bir yeteneğe sahiptir ya da değildir. Bu durum bir testle ezberle, hızla çözülen sorularla ya da kalıplaşmış eğitim paketleriyle kazanılacak bir özellik değildir. Bir çocuğu “sınava hazırlanır gibi” BİLSEM’e hazırlamak, onu potansiyelini keşfetmeye değil, beklenti yüküne mahkûm etmektir.
Daha da kötüsü, “Sen BİLSEM kazanmalısın” baskısı altında büyüyen çocuk, sınav sonucunda seçilmediğinde kendini yetersiz hisseder. Oysa seçilmemek, yeteneksiz olmak değildir. Her çocuk özeldir; fakat her özel çocuk BİLSEM’li olmak zorunda değildir.
Burada asıl sorulması gereken soru şudur:
Biz çocukları bir sınava mı hazırlıyoruz, hayata mı?
Çocuğun yeteneğini keşfetmek; onun merak ettiği alanları gözlemlemek, özgürce düşünmesine fırsat vermek, oyunla, sanatla, bilimle temas etmesini sağlamakla mümkündür. Paket programlarla değil. Ticari kaygılarla oluşturulan “hazırlık setleri” aslında çocukların zihnine “başarmalısın” korkusu, ebeveynlerin kalbine ise “geri kalırsak?” endişesi yerleştiriyor.
Eğitim, bir pazar değil; insan yetiştirme sanatıdır.
BİLSEM ise bir hedef değil, bir sonuçtur.
Unutmayalım: Çocuklarımızı etiketlere değil, yeteneklerine göre sevelim. Onları yarış atına değil, kendileri olmaya hazırlayalım. Çünkü gerçek başarı, bir kurumun kapısından içeri girmek değil; çocuğun kendi potansiyelinin farkına varabilmesidir.