Her bayram öncesi aynı cümle dolaşıma girer: “Nerede o eski bayramlar…”
Peki gerçekten kaybolan bayramlar mı, yoksa değişen biz miyiz?
Çocukluğumuzun bayram sabahları başka olurdu. Daha güneş doğmadan uyanır, ütülü kıyafetlerimizi heyecanla giyer, şeker toplamanın planlarını yapardık. Kapı kapı dolaşır, tanıdık tanımadık herkesin elini öper, cebimizdeki şekerlerin ağırlığıyla mutlu olurduk. Bayram sadece bir gün değil, bir duyguydu. Mahallenin tamamını içine alan bir sıcaklıktı.
Bugün ise bayramlar çoğu zaman birkaç mesaj, bir iki ziyaret ve sosyal medyada paylaşılan kutlamalardan ibaret hale geldi. “İyi bayramlar” artık kapıdan değil, ekranlardan söyleniyor. Ziyaretler azaldı, sohbetler kısaldı, samimiyet ise çoğu zaman dijitalleşmenin gölgesinde kaldı.
Ama suçu sadece zamana atmak kolaycılık olur.
Eskiden bayramı özel kılan şey; yokluk içinde bile paylaşılan bir lokma, birlikte geçirilen zaman ve en önemlisi “insana verilen değerdi.” Bugün ise bolluk arttı, imkânlar genişledi ama zaman daraldı. Herkes bir yerlere yetişme telaşında. Bayram bile bu hızın içinde kısa bir mola gibi yaşanıyor.
Bir de şehirleşmenin getirdiği değişim var. Mahalle kültürü yerini site hayatına bıraktı. Komşuluk azaldı, kapılar kapandı. Çocuklar artık sokakta değil, ekran başında büyüyor. Hal böyle olunca bayramın en renkli tarafı olan çocuk neşesi de eski coşkusunu yitiriyor.
Yine de her şey bitmiş değil.
Aslında bayram hâlâ aynı bayram. Değişen; bizim ona verdiğimiz anlam. İstersek hâlâ kapı çalabilir, hâlâ bir büyüğün gönlünü alabilir, hâlâ bir çocuğun yüzünü güldürebiliriz. Bir mesaj yerine bir ziyaret, bir emoji yerine bir sarılma, eski bayramların ruhunu bugüne taşıyabilir.
Belki de artık “nerede o eski bayramlar” demek yerine şu soruyu sormalıyız: “Eski bayramların sıcaklığını yeniden yaşatmak için biz ne yapıyoruz?”
Çünkü bayram; takvimde yazan bir tarih değil, kalpte yaşatılan bir değerdir.
Ve o değer hâlâ bizim elimizde.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Azize Yüksel
Yoksa biz mi değiştik?
Her bayram öncesi aynı cümle dolaşıma girer: “Nerede o eski bayramlar…”
Peki gerçekten kaybolan bayramlar mı, yoksa değişen biz miyiz?
Çocukluğumuzun bayram sabahları başka olurdu. Daha güneş doğmadan uyanır, ütülü kıyafetlerimizi heyecanla giyer, şeker toplamanın planlarını yapardık. Kapı kapı dolaşır, tanıdık tanımadık herkesin elini öper, cebimizdeki şekerlerin ağırlığıyla mutlu olurduk. Bayram sadece bir gün değil, bir duyguydu. Mahallenin tamamını içine alan bir sıcaklıktı.
Bugün ise bayramlar çoğu zaman birkaç mesaj, bir iki ziyaret ve sosyal medyada paylaşılan kutlamalardan ibaret hale geldi. “İyi bayramlar” artık kapıdan değil, ekranlardan söyleniyor. Ziyaretler azaldı, sohbetler kısaldı, samimiyet ise çoğu zaman dijitalleşmenin gölgesinde kaldı.
Ama suçu sadece zamana atmak kolaycılık olur.
Eskiden bayramı özel kılan şey; yokluk içinde bile paylaşılan bir lokma, birlikte geçirilen zaman ve en önemlisi “insana verilen değerdi.” Bugün ise bolluk arttı, imkânlar genişledi ama zaman daraldı. Herkes bir yerlere yetişme telaşında. Bayram bile bu hızın içinde kısa bir mola gibi yaşanıyor.
Bir de şehirleşmenin getirdiği değişim var. Mahalle kültürü yerini site hayatına bıraktı. Komşuluk azaldı, kapılar kapandı. Çocuklar artık sokakta değil, ekran başında büyüyor. Hal böyle olunca bayramın en renkli tarafı olan çocuk neşesi de eski coşkusunu yitiriyor.
Yine de her şey bitmiş değil.
Aslında bayram hâlâ aynı bayram. Değişen; bizim ona verdiğimiz anlam. İstersek hâlâ kapı çalabilir, hâlâ bir büyüğün gönlünü alabilir, hâlâ bir çocuğun yüzünü güldürebiliriz. Bir mesaj yerine bir ziyaret, bir emoji yerine bir sarılma, eski bayramların ruhunu bugüne taşıyabilir.
Belki de artık “nerede o eski bayramlar” demek yerine şu soruyu sormalıyız:
“Eski bayramların sıcaklığını yeniden yaşatmak için biz ne yapıyoruz?”
Çünkü bayram; takvimde yazan bir tarih değil, kalpte yaşatılan bir değerdir.
Ve o değer hâlâ bizim elimizde.