Modern zamanda çocuk olmak bir yanıyla büyük imkanların içinde doğmak anlamına gelirken diğer yanıyla büyük bir yoksunluğun içine doğmak anlamına gelmektedir. Modernite insan cinsine pek çok imkanlar sunduğu gibi, insanın, çocuğun elinden pek çok imkanı da alıp götürmüştür.
Ev ya da çocuk odası, çocuk için bir kafes olmamalı ya da çocuğun başıboş bırakıldığı, aklına eseni istediği gibi yapabildiği bir mekan olmamalıdır. Ev çocuğun güven içinde olduğu, problem olarak gördüklerini belki annesiyle, belki babasıyla konuşup çare bulduğu bir yer ise, sorun yok demektir. Ancak çocukların bitip tükenmeyen sınav yarışlarının içinde nefeslerinin kesildiği, hayata hazırlık döneminde, evde en küçük bir ihmal, ilgisizlik çocuğun hayatında telafi edilemez sorunlara yol açmaktadır.
Çocuk şımartılmadan, değerli olduğunu hissetmeli, görmelidir. Değerinin takdir edildiğini bilmelidir. Bunu bilmek çocuğu daha güvenli hale getirecektir. Buna karşılık değersizlik hissi, çocuğun ailesi tarafından önemsenmediği hissi, onun için bir yıkımdır. Felakettir. Kalabalık ailelerde pek çok yokluk içinde büyüyen çocuklarda, rastlanan özgüven ve hayatın zorluklarına karşı dayanma azmi, az çocuklu ve pek çok imkana boğulmuş ailelerde doğup büyüyen çocuklarda, az rastlanan bir husustur. Çocuk imkan ile sorumluluk arasındaki ince dengeyi, ayarı yeterince fark edememektedir. İstediği her şeyi ailesinin kendisine kolayca temin edebileceği hissi, çocuğu sorumsuzluğa yönlendirmektedir. Ne yaparsa yapsın ailesi tarafından önemsenmediği hissi de onu bir çeşit boş vermişliğe bir hiçlik duygusuna sürüklemektedir.
Eskiden ataerkil aile yapısı içinde çocuk büyüme evresinde Babaannesi/Dedesini ile zaman geçirirdi. Babaanne/Dedenin tecrübeleri ve sabırlı hoş görülü davranışları çocuk için bitip tükenmeyen bir hazine idi. Babaanne/Dede aynı zamanda, çocuğa karşı kültürel devamlılığın canlı mücessem telcisiydi. Çocukta olması gereken aidiyet duygusunun kaynağıydı.
Bir çocuk masalından yola çıkan “Şehzade: Büyük Şenlik” adlı animasyon filmi, çocuk sorunları etrafında, aile kurumunu tehdit eden yabancılaşmaya ve en önemlisi aidiyet krizine eğilmiş, TRT Sinema, Bilge Yapım ve Popüler Prodüksiyon tarafından ortaklaşa yapılmıştır. Yapımcılığını ise Osman Subaşı ve Metin Tunçtürk yapmışlardır. Senaryosunu Murat Karahüseyinoğlu yazmış ve yönetmiş. Çocukların ekmek kadar su kadar muhtaç olduğu iyi örneklerden birisidir. Kültür Bakanlığı bu animasyon filmine destek olmuş ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından okullara tavsiye edilmiş.
Bu konu zannedildiğinin aksine çocuklarla sınırlı değildir. Çocuk sorunları olarak gördüklerimizin büyük çoğunluğu büyüklerden kaynaklıdır. Dolayısıyla çocuk sorunlarına eğilen bu animasyon, aslında büyüklerin sorunlarına da ışık tutmaktadır.
Bugün hem aile hem de çocuk ekranların karşısında bir çeşit rehinedir. Ekranların kuşatması altındadır. Bütün seçme hakları elinden alınmış gibidir. Neleri seveceğine, nelerden, kimlerden nefret edeceğine, hatta neleri nasıl giyineceği ekranlar karar vermektedir. Ekranlar aileden, milletten, ülkeden kopuşun yabancılaşmanın araçları durumuna gelmiştir.
Görüldüğü gibi ekranlara rehin olmanın zararı, en çok çocuklara dokunmaktadır ama çocuklarla sınırlı değildir. Her anne ve babanın çocuğun her evresinde, çocuklaşmadan ama onunla birlikte yaşaması aradaki olması gereken bağları tahkim edecektir. Ailenin huzurunu, güvenini çocuğa yaşatacaktır. Her ailenin, bütün imkanları çocuğa temin etmesi mümkün olmayabilir. Ancak huzur ve güveni, her ailenin temin etmesi kaçınılmaz, ertelenemez bir zorunluluktur.
“Evel Allah bize, bizim çocuklarımıza bir şey olmaz” tutumu doğru değildir. Her şeyden önce bir ihmalin, bir umursamazlığın ifadesidir. Eskiden ancak ABD haberlerinde, kovboy filmlerinde gördüğümüz okul katliam haberleri, şimdi maalesef Türkiye’de okullarda katliam şeklinde ortaya çıkmaktadır. Okullarda bir şeylerin yanlış gittiğinin göstermektedir. Ortaokul, lise çağında olan çocukları, gençleri kendi okul, sınıf arkadaşlarına acımasızca saldırtan, katliam yaptıran sebepler nelerdir?
Bugün okullarda bir ruh, bir heyecan yoktur. Öğrencileri aileye, millete, ülkeye bağlayacak bir aidiyet duygusu, okulları terk etmiştir. Bunun en açık örneği mezuniyet balolarıdır. Çocuklar ekran karşısında rehine olmaktan kurtarılmalıdır. Ancak ekranlarda aidiyet duygusunu yok eden telkinler, okullarda tekrarlanmaktadır. Okullar hatta sokaklar günümüzde sirtaki oynanan yerler durumuna gelmiştir.
Vaktiyle daha Türk/İslam klasikleri çevrilmeden, Yunan/Batı klasiklerinin çevrilerek okullara boca edilmesinin sonuçları günümüzde ortaya çıkmıştır. Türk halkının bütün değerlerini küçümseyen, aidiyet duygusunu gırgır konusu yapan bir anlayış, ekranlar kadar okullara da hakim durumuna gelmiştir. “Şehzade: Büyük Şenlik” animasyon filminin tek başına bu yabancılaşmaya, nihilizme engel olacağını düşünmek, gerçekçi değildir. Ancak bir başlangıç olmasını, iyi örnekleri çocuklar, gençler hatta aile büyükleri için görünür hale getirmesinden dolayı son derece önemlidir. Osman Subaşı’nı ve Metin Tunçtürk’ü tebrik ederim, başarılarının devamını dilerim.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Dr. Selami Saygın
EKRANA KARŞI ŞEHZADE
Modern zamanda çocuk olmak bir yanıyla büyük imkanların içinde doğmak anlamına gelirken diğer yanıyla büyük bir yoksunluğun içine doğmak anlamına gelmektedir. Modernite insan cinsine pek çok imkanlar sunduğu gibi, insanın, çocuğun elinden pek çok imkanı da alıp götürmüştür.
Ev ya da çocuk odası, çocuk için bir kafes olmamalı ya da çocuğun başıboş bırakıldığı, aklına eseni istediği gibi yapabildiği bir mekan olmamalıdır. Ev çocuğun güven içinde olduğu, problem olarak gördüklerini belki annesiyle, belki babasıyla konuşup çare bulduğu bir yer ise, sorun yok demektir. Ancak çocukların bitip tükenmeyen sınav yarışlarının içinde nefeslerinin kesildiği, hayata hazırlık döneminde, evde en küçük bir ihmal, ilgisizlik çocuğun hayatında telafi edilemez sorunlara yol açmaktadır.
Çocuk şımartılmadan, değerli olduğunu hissetmeli, görmelidir. Değerinin takdir edildiğini bilmelidir. Bunu bilmek çocuğu daha güvenli hale getirecektir. Buna karşılık değersizlik hissi, çocuğun ailesi tarafından önemsenmediği hissi, onun için bir yıkımdır. Felakettir. Kalabalık ailelerde pek çok yokluk içinde büyüyen çocuklarda, rastlanan özgüven ve hayatın zorluklarına karşı dayanma azmi, az çocuklu ve pek çok imkana boğulmuş ailelerde doğup büyüyen çocuklarda, az rastlanan bir husustur. Çocuk imkan ile sorumluluk arasındaki ince dengeyi, ayarı yeterince fark edememektedir. İstediği her şeyi ailesinin kendisine kolayca temin edebileceği hissi, çocuğu sorumsuzluğa yönlendirmektedir. Ne yaparsa yapsın ailesi tarafından önemsenmediği hissi de onu bir çeşit boş vermişliğe bir hiçlik duygusuna sürüklemektedir.
Eskiden ataerkil aile yapısı içinde çocuk büyüme evresinde Babaannesi/Dedesini ile zaman geçirirdi. Babaanne/Dedenin tecrübeleri ve sabırlı hoş görülü davranışları çocuk için bitip tükenmeyen bir hazine idi. Babaanne/Dede aynı zamanda, çocuğa karşı kültürel devamlılığın canlı mücessem telcisiydi. Çocukta olması gereken aidiyet duygusunun kaynağıydı.
Bir çocuk masalından yola çıkan “Şehzade: Büyük Şenlik” adlı animasyon filmi, çocuk sorunları etrafında, aile kurumunu tehdit eden yabancılaşmaya ve en önemlisi aidiyet krizine eğilmiş, TRT Sinema, Bilge Yapım ve Popüler Prodüksiyon tarafından ortaklaşa yapılmıştır. Yapımcılığını ise Osman Subaşı ve Metin Tunçtürk yapmışlardır. Senaryosunu Murat Karahüseyinoğlu yazmış ve yönetmiş. Çocukların ekmek kadar su kadar muhtaç olduğu iyi örneklerden birisidir. Kültür Bakanlığı bu animasyon filmine destek olmuş ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından okullara tavsiye edilmiş.
Bu konu zannedildiğinin aksine çocuklarla sınırlı değildir. Çocuk sorunları olarak gördüklerimizin büyük çoğunluğu büyüklerden kaynaklıdır. Dolayısıyla çocuk sorunlarına eğilen bu animasyon, aslında büyüklerin sorunlarına da ışık tutmaktadır.
Bugün hem aile hem de çocuk ekranların karşısında bir çeşit rehinedir. Ekranların kuşatması altındadır. Bütün seçme hakları elinden alınmış gibidir. Neleri seveceğine, nelerden, kimlerden nefret edeceğine, hatta neleri nasıl giyineceği ekranlar karar vermektedir. Ekranlar aileden, milletten, ülkeden kopuşun yabancılaşmanın araçları durumuna gelmiştir.
Görüldüğü gibi ekranlara rehin olmanın zararı, en çok çocuklara dokunmaktadır ama çocuklarla sınırlı değildir. Her anne ve babanın çocuğun her evresinde, çocuklaşmadan ama onunla birlikte yaşaması aradaki olması gereken bağları tahkim edecektir. Ailenin huzurunu, güvenini çocuğa yaşatacaktır. Her ailenin, bütün imkanları çocuğa temin etmesi mümkün olmayabilir. Ancak huzur ve güveni, her ailenin temin etmesi kaçınılmaz, ertelenemez bir zorunluluktur.
“Evel Allah bize, bizim çocuklarımıza bir şey olmaz” tutumu doğru değildir. Her şeyden önce bir ihmalin, bir umursamazlığın ifadesidir. Eskiden ancak ABD haberlerinde, kovboy filmlerinde gördüğümüz okul katliam haberleri, şimdi maalesef Türkiye’de okullarda katliam şeklinde ortaya çıkmaktadır. Okullarda bir şeylerin yanlış gittiğinin göstermektedir. Ortaokul, lise çağında olan çocukları, gençleri kendi okul, sınıf arkadaşlarına acımasızca saldırtan, katliam yaptıran sebepler nelerdir?
Bugün okullarda bir ruh, bir heyecan yoktur. Öğrencileri aileye, millete, ülkeye bağlayacak bir aidiyet duygusu, okulları terk etmiştir. Bunun en açık örneği mezuniyet balolarıdır. Çocuklar ekran karşısında rehine olmaktan kurtarılmalıdır. Ancak ekranlarda aidiyet duygusunu yok eden telkinler, okullarda tekrarlanmaktadır. Okullar hatta sokaklar günümüzde sirtaki oynanan yerler durumuna gelmiştir.
Vaktiyle daha Türk/İslam klasikleri çevrilmeden, Yunan/Batı klasiklerinin çevrilerek okullara boca edilmesinin sonuçları günümüzde ortaya çıkmıştır. Türk halkının bütün değerlerini küçümseyen, aidiyet duygusunu gırgır konusu yapan bir anlayış, ekranlar kadar okullara da hakim durumuna gelmiştir. “Şehzade: Büyük Şenlik” animasyon filminin tek başına bu yabancılaşmaya, nihilizme engel olacağını düşünmek, gerçekçi değildir. Ancak bir başlangıç olmasını, iyi örnekleri çocuklar, gençler hatta aile büyükleri için görünür hale getirmesinden dolayı son derece önemlidir. Osman Subaşı’nı ve Metin Tunçtürk’ü tebrik ederim, başarılarının devamını dilerim.