SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Hürmüz Boğazı Ne Demektir?

Yazının Giriş Tarihi: 30.03.2026 12:47
Yazının Güncellenme Tarihi: 30.03.2026 12:47

Bugünkü İran’ın sınırları esas olarak Safaviler (1501-1736) döneminden kalmıştır. Bu dönemde Kuzey Azerbaycan, Irak’ın doğusu ve Türkmenistan’ın güney ve batı kesimi Safavi sınırları içinde olmuştur. Bugünkü İran Devletinin sınırları da toplum yapısı da büyük ölçüde Safaviler döneminde teşekkül etmiştir. Osmanlı Devleti ile yapılan Kasr-ı Şirin anlaşması ile Irak’ın doğu bölgesi Safavilerden ayrıldı, bugünkü Türkiye, İran sınırı ortaya çıkmıştır. 19. Yüzyılda Rusya ile yapılan Gülistan (1813) ve Türkmençayı (1828) anlaşmaları ile Azerbaycan ikiye bölünmüş, kuzey Azerbaycan Rusya hakimiyetinde güney Azerbaycan ise Kacar Hanedanlığı hakimiyetinde kalmıştır.

1750’lerde Hindistan’ı işgal eden İngiltere ile Safavilerin yerini alan Kacar hanedanlığı arasında, 19. Yüzyılda yapılan anlaşmalar ile bugünkü Afganistan ve Pakistan sınırları ortaya çıkmıştır. 1937’de İran ile Irak arasında Şattü’l-Arap su yolu anlaşması yapılmıştır. Basra körfezinde irili ufaklı adaların neredeyse tamamı, İkinci Dünya Savaşından sonra İran tarafından işgal edilmiştir. Basra Körfezinin batı yakasında bulunan Arap ülkeleri bu adalarla ya hiç ilgilenmemişler ya da ilgilendikleri halde sonuç alamamışlardır.

Basra Körfezinin durumu, Türkiye ile Yunanistan arasındaki Adalar Denizini (Ege Denizini) hatırlatmaktadır. Çünkü bu denizin doğusu Türkiye, batısı Yunanistan kıyılarından oluşurken, adaların neredeyse tamamı Yunanistan’a aittir. Osmanlı döneminde Türkler buraya, Adalar Denizi demişken 1941’de yapılan 1.Coğrafya Kongresi ile Adalar Denizi yerine, eski bir Atina Tanrı/Kralı olan Ege adını Türkiye benimsemiştir.

Basra Körfezinde de durum Adalar Denizine benzemektedir. Adaların tamamı İran’a aittir. Türkiye’de her ne kadar oraya Basra Körfezi deniliyor ise de İran resmi makamları ve bütün İran medyası orayı Fars körfezi diye adlandırmaktadır. Ancak Batı medyasının da burayı Fars (Persian) diye adlandırdığını hatırlamamız gerekir. İşin garibi Körfezin batı kıyıları gibi, doğu kıyılarının halkı da Araplardan oluşmaktadır. Basra Körfezi Arap nüfusun ortasında bir iç deniz durumundadır. Buna rağmen körfezin adı Farslara ve Batılılara göre Pars/Fars körfezidir. Arap nüfus burada etkisiz unsur durumundadır.

İran-ABD ve İsrail arasında savaş nedeniyle, körfezin geçiş yolundaki önemli bir halka olan Hürmüz Boğazı sıkça haber olmaktadır. Hürmüz adı nereden ortaya çıkmıştır? Dr. Kurbanali İbrahim’e göre, Hürmüz adı eski Irak-ı Arap dillerinden ortaya çıkmıştır. Buna göre hur/hür kelimesi yer, muz/moz ise hurma demektir. İkisinin birleşik hali ise hurma yetiştirilen yer anlamındadır. Aynı adı taşıyan bir de Hürmüz adası bulunmaktadır. Adanın yerli halkı da Araplardan oluşmaktadır. İşte bu yerli Araplarda hurma ağacına “hörmug” demektedirler. Buna göre Hörmug ya da Hürmüz adası demektir. Aynı şekilde Hürmüz geçidi ya da Hürmüz Boğazı ise Hurma Geçidi anlamını taşımaktadır.

Hürmüz adasını, boğazını Hurma ile açıklayan bu görüşe karşılık, Hürmüz’ün Farsça kökenli olduğu, Zerdüştlük ve Ahura Mazda’dan türediği yaygın bir görüştür. Ahura Mazda, Zerdüştlük/Mecusilikte “iyilik ve düzen Tanrısı” demektir. Körfezin her iki yakasında Müslümanların yerleşik olmasına karşılık, Zerdüştlüğün iyilik Tanrısı Ahura Mazda, hala buraya düzen verebilir mi? Görünüşe, savaş şartlarına bakılırsa Ahura Mazda’nın Basra Körfezine bir düzen verebilmiş değildir.

Basra Körfezi ya da Hürmüz Boğazı hem kıyısı olan ülkeler için, hem de dünya için önemlidir. Çünkü dünyada tüketilen petrolünün yaklaşık %20’si, doğalgaz üretiminin ise %40 kadarı buradan taşınmaktadır. Tüketici ülkeler bakımından bu son derece önemli bir orandır. Petrol, doğalgaz taşıyan tankerlerin, bir saldırıya uğrama ihtimali, boğazdaki bütün gidiş gelişlerin durmasına yol açmaktadır.

İran-İsrail ve ABD arasındaki savaş nedeniyle Basra Körfezinin, Hürmüz Boğazının ulaşım güvenliği kalmamıştır. ABD’nin ya da İran’ın buradan geçecek olan gemilerin güvenliğini tek taraflı olarak temin etmeleri mümkün değildir.

Çünkü körfezin Batı yakasında bulunan Kuveyt, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirliklerinin hepsinde ABD üssü bulunmaktadır. Saldırıya uğrayan İran, haklı olarak bu ülkelerdeki ABD üslerini hedef almaktadır. İran’ın adı geçen ülkelerdeki ABD üstlerinden başka içme suyu arıtma tesislerinden başlayarak, sivillerin oturduğu mahallelere de yaptığı saldırılar haber olmaktadır. İran bu saldırıları ile muhtemelen bu Körfez ülkelerini yaşanmaz hale getirmeyi hedeflemektedir. Kavgada yumruk sayılmaz hesabı, böyle bir savaşta bütünüyle sivil hedeflerin saldırılar dışında kalması mümkün değildir. Savaşın sonunda belki İran’ın uğrayacağı yıkım kadar olmasa bile Körfez ülkelerinin de büyük bir yıkıma uğrayacağı neredeyse kaçınılmazdır.

Bütün aleyhte yayınlara karşılık, Türkiye’nin bu savaşta tarafsız kalması doğru bir tercihtir. Türkiye kardeş ve komşu olan mazlum ve mağdur İran halkına her türlü insani yardımı zamanında ve eksiksiz yapmalıdır. Ancak kendi halkına rehine muamelesi yapan İran yönetiminin yanında, Türkiye’nin taraf olması, İran halkına karşı kötülük olacaktır.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.