İskilipli Atıf yüzyıl önce 4 Şubat 1926’da Ankara’da meşhur Ulucanlar cezaevinde bir şafak vaktinde idam edilmişti. Cenazesi bile ailesine teslim edilmemiş, mezarı gizlenmişti. Yirmi yıl kadar önce Mehmet Sılah ve arkadaşlarının çabaları sonunda İskilipli Atıf’ın mezarı bulunmuş, törenle memleketi olan Çorum'un İskilip ilçesine, kemikleri bir torba içinde taşınmıştır.
Taammüden bir cinayete kurban gitmiştir. Şapka Giyilmesi Kanunundan iki yıl önce yazdığı “Frenk Mukallitliği ve İslam” adlı kitabının etkisiyle, Şapka Kanununa muhalefet edildiği, Erzurum, Sivas, Giresun vb yerlerde hükümet karşıtı gösteriler olduğu gerekçesiyle, gezici Ankara İstiklal Mahkemesi tarafından İstanbul’da tutuklanarak Giresun’a götürülüp orada yargılanmış, Giresun’daki olaylarda bir dahli olmadığı için mahkeme tarafından serbest bırakılmıştır.
İstanbul’daki evine dönmesinden hemen sonra yeniden tutuklanarak Ankara’ya götürülmüş, Giresun’da yargılayarak onu serbest bırakan zalim heyet yeniden onu yargılamaya başlamıştır. Giresun’da İskilipli Atıf Hocayı serbest bırakan zalim divan Ankara’ya gelince niye yeniden tutuklama kararı vermiştir? Muhtemelen CHP Genel Başkanı Kemal Paşa’nın isteği ile yeniden tutuklanmıştır. Çünkü o zulüm divanına Kemal Paşa’dan başka kimse emir veremezdi.
İstiklal Mahkemesi kararları hiçbir şekilde temyiz edilemezdi, sanıklar avukat tutamazdı. Avukat her ne kadar mahkeme iznine bağlıdır denilmiş ise de bu zulüm divanında yargılanan hiç kimse avukat tutamamıştır. İskilipli Atıf Hoca’nın Ankara’da yargılama konusu aynıdır: Şapka hakkındaki kitabının bazı şehirlerde isyanlara sebep olduğu iddiasıdır.
Ankara'daki yargılama konusuna şapka meselesinin yanına bir de Teali İslam Cemiyeti bildirisi eklenmiştir. Ağustos 1920’de Yunan Uçakları Eskişehir köylerine bildiri dağıtmışlar, bildiri de Yunanlılara karşı direnmeyin denilmekteymiş. İskilipli Atıf o sırada Teali İslam Cemiyeti reisi olduğu için sorumlu tutulmuş. Bu yüzden pek çok yayın organı “İskiliplinin Gerçek Yüzü” diye aynı hikayeleri tekrar tekrar haberleştirdiler.
Oysa Ankara Zulüm Divanının duruşma tutanakları ve kararları yayınlandı. İsteyen herkes okuyabilir. Çünkü duruşma esnasında İskilipli Atıf Hoca, söz konusu bildiriden dolayı suçlanınca kendisini: “Bildirinin teklifinin cemiyete geldiğini, kendisinin karşı çıktığını, cemiyete rağmen bildiri dağıtıldığı için cemiyet başkanlığından istifa ettiğini, Vakit gazetesine verdiği ilanla bu bildiriyi lanetleyip kınadığını” açıklamıştır. Ancak şapka gibi gülünç bir iş için darağacı kuranlar, insanları öldürmek için bahane arayanlar, ne Atıf Hoca’nın savunmasını ne de gösterdiği gazete ilanını dikkate almamışlar, dünyada bir örneği olmayan şekilde binlerce insanı dar ağaçlarında katletmiştir.
Sadece İskilipli Atıf Hoca değil, binlerce insan, Maraş'ta, Sivas’ta, Erzurum’da vb yerlerde idam edilmiştir. Diyelim ki İskilipli Atıf Hoca Eskişehir’de dağıtılan bildiri için idam edildi ise adı geçen şehirlerde idam edilenler hangi bildiri için idam edilmişlerdir? Şapka işgalci İngiliz, Fransız ve Yunanlıların başlığıdır. Bu işgalciler kendi başlıkları için işgal bölgesindeki halkı şapka giymeye zorlamadıkları halde CHP idaresi işgalcilerin yapmadığını yaparak, işgalcilerin başlığını zorla halka giydirmiştir. Aradan yüzyıl geçtiği halde Türk halkına ve İskilipli Atıf Hoca gibi seçkin temsilcilerine duydukları kinleri dinmemiştir. Utanmaları gereken bir kitlesel cinayet uygulaması için utanıp özür dilemeleri lazım iken utanmadan suçlamaya devam etmektedirler.
İskilipli Atıf Hoca, Babaeski Müftüsü Ali Rıza Hoca efendiler niçin hedef seçilmişlerdir? İslami muhalefete bir gözdağı vermek için adı geçenlerin hedef seçildikleri şüphe götürmez bir gerçektir. Çünkü dönemin şartları içinde bu hoca efendiler, tanınmış eli kalem tutan itibar sahibi kimselerdir. İslami, muhalefetin potansiyel öncüleridirler. Dolayısıyla bunların önceden idam edilmeleri hem ön almadır hem de muhtemel bir muhalefete gözdağı verme çabasıdır.
Ancak şapka meselesinin kurbanları idam edilmekle kalmadılar, mezarlarından bile korkulduğu için, mezarları saklandı. Yüzyıl boyunca haklarında çeşitli iftiralar icat edilip yayıldı, tekrarlandı. Böylece tarih bu iftiralar ile kurgulanmaya çalışıldı. İşin tuhafı iftiralara dayalı bu hikayeler mutlak hakikatlermiş gibi herkesin kabul etmeye zorlandı. Kabul etmeyenler bile suçlanıp aşağılandı. Bu suçlamalarla çoğaltılmaya çalışılan bir baskı ve korku iklimi yayılmaya çalışıldı. Millet bu hikayeler etrafında kutuplaştırılmaktadır.
Oysa tarih bir bilim dalıdır. Tek parti döneminin hayt hutlu despotlukları ile teşekkül etmez. Tarih devlet terörü ile geçmişin masumlarına sövüp sayma alanı değildir. Tarih karşısında firavunlarda, onun mazlumları eşit tutulmazlar. İktidar sahipleri olan firavunlara ayrıcalıklı bir statü verilmez. Firavunlar mutlaka haklı ve Firavunlara muhalefet edenler ya da etme ihtimalinden dolayı katledilenler suçlu görülmezler.
Türkiye tek parti döneminin kabusundan kurtulmalıdır. Dönemin despotluğuna göre oluşan tarih telakkisini aşmalıdır. Yüzyıl öncesinin masumlarına bugün bile sövüp saymak bir erdem olmadığı gibi bilimsel tarih telakkisine de aykırıdır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Dr. Selami Saygın
İskilipli Atıf Hocanın Gerçek Yüzü
İskilipli Atıf yüzyıl önce 4 Şubat 1926’da Ankara’da meşhur Ulucanlar cezaevinde bir şafak vaktinde idam edilmişti. Cenazesi bile ailesine teslim edilmemiş, mezarı gizlenmişti. Yirmi yıl kadar önce Mehmet Sılah ve arkadaşlarının çabaları sonunda İskilipli Atıf’ın mezarı bulunmuş, törenle memleketi olan Çorum'un İskilip ilçesine, kemikleri bir torba içinde taşınmıştır.
Taammüden bir cinayete kurban gitmiştir. Şapka Giyilmesi Kanunundan iki yıl önce yazdığı “Frenk Mukallitliği ve İslam” adlı kitabının etkisiyle, Şapka Kanununa muhalefet edildiği, Erzurum, Sivas, Giresun vb yerlerde hükümet karşıtı gösteriler olduğu gerekçesiyle, gezici Ankara İstiklal Mahkemesi tarafından İstanbul’da tutuklanarak Giresun’a götürülüp orada yargılanmış, Giresun’daki olaylarda bir dahli olmadığı için mahkeme tarafından serbest bırakılmıştır.
İstanbul’daki evine dönmesinden hemen sonra yeniden tutuklanarak Ankara’ya götürülmüş, Giresun’da yargılayarak onu serbest bırakan zalim heyet yeniden onu yargılamaya başlamıştır. Giresun’da İskilipli Atıf Hocayı serbest bırakan zalim divan Ankara’ya gelince niye yeniden tutuklama kararı vermiştir? Muhtemelen CHP Genel Başkanı Kemal Paşa’nın isteği ile yeniden tutuklanmıştır. Çünkü o zulüm divanına Kemal Paşa’dan başka kimse emir veremezdi.
İstiklal Mahkemesi kararları hiçbir şekilde temyiz edilemezdi, sanıklar avukat tutamazdı. Avukat her ne kadar mahkeme iznine bağlıdır denilmiş ise de bu zulüm divanında yargılanan hiç kimse avukat tutamamıştır. İskilipli Atıf Hoca’nın Ankara’da yargılama konusu aynıdır: Şapka hakkındaki kitabının bazı şehirlerde isyanlara sebep olduğu iddiasıdır.
Ankara'daki yargılama konusuna şapka meselesinin yanına bir de Teali İslam Cemiyeti bildirisi eklenmiştir. Ağustos 1920’de Yunan Uçakları Eskişehir köylerine bildiri dağıtmışlar, bildiri de Yunanlılara karşı direnmeyin denilmekteymiş. İskilipli Atıf o sırada Teali İslam Cemiyeti reisi olduğu için sorumlu tutulmuş. Bu yüzden pek çok yayın organı “İskiliplinin Gerçek Yüzü” diye aynı hikayeleri tekrar tekrar haberleştirdiler.
Oysa Ankara Zulüm Divanının duruşma tutanakları ve kararları yayınlandı. İsteyen herkes okuyabilir. Çünkü duruşma esnasında İskilipli Atıf Hoca, söz konusu bildiriden dolayı suçlanınca kendisini: “Bildirinin teklifinin cemiyete geldiğini, kendisinin karşı çıktığını, cemiyete rağmen bildiri dağıtıldığı için cemiyet başkanlığından istifa ettiğini, Vakit gazetesine verdiği ilanla bu bildiriyi lanetleyip kınadığını” açıklamıştır. Ancak şapka gibi gülünç bir iş için darağacı kuranlar, insanları öldürmek için bahane arayanlar, ne Atıf Hoca’nın savunmasını ne de gösterdiği gazete ilanını dikkate almamışlar, dünyada bir örneği olmayan şekilde binlerce insanı dar ağaçlarında katletmiştir.
Sadece İskilipli Atıf Hoca değil, binlerce insan, Maraş'ta, Sivas’ta, Erzurum’da vb yerlerde idam edilmiştir. Diyelim ki İskilipli Atıf Hoca Eskişehir’de dağıtılan bildiri için idam edildi ise adı geçen şehirlerde idam edilenler hangi bildiri için idam edilmişlerdir? Şapka işgalci İngiliz, Fransız ve Yunanlıların başlığıdır. Bu işgalciler kendi başlıkları için işgal bölgesindeki halkı şapka giymeye zorlamadıkları halde CHP idaresi işgalcilerin yapmadığını yaparak, işgalcilerin başlığını zorla halka giydirmiştir. Aradan yüzyıl geçtiği halde Türk halkına ve İskilipli Atıf Hoca gibi seçkin temsilcilerine duydukları kinleri dinmemiştir. Utanmaları gereken bir kitlesel cinayet uygulaması için utanıp özür dilemeleri lazım iken utanmadan suçlamaya devam etmektedirler.
İskilipli Atıf Hoca, Babaeski Müftüsü Ali Rıza Hoca efendiler niçin hedef seçilmişlerdir? İslami muhalefete bir gözdağı vermek için adı geçenlerin hedef seçildikleri şüphe götürmez bir gerçektir. Çünkü dönemin şartları içinde bu hoca efendiler, tanınmış eli kalem tutan itibar sahibi kimselerdir. İslami, muhalefetin potansiyel öncüleridirler. Dolayısıyla bunların önceden idam edilmeleri hem ön almadır hem de muhtemel bir muhalefete gözdağı verme çabasıdır.
Ancak şapka meselesinin kurbanları idam edilmekle kalmadılar, mezarlarından bile korkulduğu için, mezarları saklandı. Yüzyıl boyunca haklarında çeşitli iftiralar icat edilip yayıldı, tekrarlandı. Böylece tarih bu iftiralar ile kurgulanmaya çalışıldı. İşin tuhafı iftiralara dayalı bu hikayeler mutlak hakikatlermiş gibi herkesin kabul etmeye zorlandı. Kabul etmeyenler bile suçlanıp aşağılandı. Bu suçlamalarla çoğaltılmaya çalışılan bir baskı ve korku iklimi yayılmaya çalışıldı. Millet bu hikayeler etrafında kutuplaştırılmaktadır.
Oysa tarih bir bilim dalıdır. Tek parti döneminin hayt hutlu despotlukları ile teşekkül etmez. Tarih devlet terörü ile geçmişin masumlarına sövüp sayma alanı değildir. Tarih karşısında firavunlarda, onun mazlumları eşit tutulmazlar. İktidar sahipleri olan firavunlara ayrıcalıklı bir statü verilmez. Firavunlar mutlaka haklı ve Firavunlara muhalefet edenler ya da etme ihtimalinden dolayı katledilenler suçlu görülmezler.
Türkiye tek parti döneminin kabusundan kurtulmalıdır. Dönemin despotluğuna göre oluşan tarih telakkisini aşmalıdır. Yüzyıl öncesinin masumlarına bugün bile sövüp saymak bir erdem olmadığı gibi bilimsel tarih telakkisine de aykırıdır.