SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Maraş Olaylarını Nasıl Bilirsiniz?

Yazının Giriş Tarihi: 22.12.2025 12:40
Yazının Güncellenme Tarihi: 22.12.2025 12:41

Maraş’ta 19-26 Aralık 1978’de meydana gelen toplumsal olaylar “Maraş Olayları” diye bilinmektedir. Bu olayların sonunda dönemin Bülent Ecevit Hükümeti neredeyse Türkiye’nin yarısında sıkıyönetim ilan etmiş, böylece 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi için de bir milat olmuştur. Son yıllarda bu olayların mağdurları için yapılan törenlerle birlikte, olayların sorumluları ve sonuçları hakkında isabetli-isabetsiz görüşler hızla yayılmaktadır.

1970’lerin Türkiye’sinde genel olarak Sünni kesim sağ partilerin etrafında, Alevi kesim ise sol partilerin etrafında toplanmıştır. Kısa süreli hükümetler, sıkça yapılan erken seçimler, grevler, üniversitelerde sağ sol çatışmaları ile siyasi ve sosyal istikrar yok olmuştur.

Başrolünü Cüneyt Arkın’ın oynadığı “Güneş Ne zaman Doğacak” filmi Maraş’ta Çiçek sinemasında oynatılmaya başlandı. Filmde SSCB idaresi sağ milliyetçi bir görüşle ele alınmış ve SSCB’nin Türkistan ve Kafkasya’da Türklere yaptığı zulümler filmin konusu olmuştur. Dönemin sol hizipleri SSCB’ye toz kondurmadığı için bu filmin Maraş’ta oynatılmasını da protesto etmiş hatta engellemeye çalışmışlardır. 19 Aralık 1978’de bu filmin gösterildiği esnada Çiçek Sinemasına atılan el yapımı bomba ile birlikte iki kişi yaralanmıştır.

Sinemayı solcuların hatta Alevilerin bombaladığı şayiası bir anda Alevi ve Sünni gruplar arasında gerimin artmasına yol açmıştır. Ertesi gün 20 Aralık 1978’de sinemaya atılan bomba sonunda yaralanmış iki kişiden birisi olan Hacı Çolak’ın ölmesi şehirdeki gerilimi çatışma haline taşımıştır. Hacı Çolak’ın cenaze töreni de olayları şehir geneline yaymıştır. Alevilerin camileri bombaladığı gibi aslı faslı olmayan haberler yayıldı. Derken artan kalabalık göstericiler, Alevilerin meskun olduğu mahallelere yöneldi. Evler, iş yerleri taşlandı, yakıldı yer yer yağmalandı.

Şehirde güvenlik felç oldu. Hükümet ve ona bağlı asker-polis olaylara zamanında yeteri kadar müdahale etmedi. Bu hengamede olaylar büyüyerek 26 Aralık 1978 gününe kadar devam etti. Bülent Ecevit hükümeti olayları önlemede aciz kaldı ve 26 Aralık 1978 günü içinde Maraş’ın da olduğu 13 ilde sıkıyönetim ilan etti. Yani bu 13 ilan yönetimini askeri idareye devretmiş oldu.

Konu hakkındaki yayınlara göre olaylar sırasında toplam 111 kişi hiç yoktan hayatını kaybetti. Ölenlerin çoğusu Alevi idi. 200’den fazla ev ve işyeri yakıldı, tahrip edildi. Sıkıyönetim ile birlikte sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Olayın içinde olduğu iddia edilenler tutuklanıp Adana Sıkıyönetim Mahkemesinde yargılandılar. Yargılananlardan birisi de Ökkeş Şendiller’di. Şendiller yargılama sonunda beraat etti. Olayları Şendiller’in tertiplediği, sevk ve idare ettiği tezleri bu beraat ile birlikte çökmüş oldu.

Ancak Maraş olayları, kendiliğinden ortaya çıkmış değildir. Bilinen bir siyasi parti, dernek, vakıf, sendika doğrudan bu olayların sorumlusu olmasalar bile, uzun yıllar Maraş’ta Alevi ve Sünni kesimler arasında, sağcılık ve solculuk adıyla oluşan gerginlik ve çatışmalar, böylesi büyük can kayıplarına yol açan olayların da zeminini hazırlamıştır.

Sünni kesimden de elbette can kayıpları olmuştur. Ancak olayların sonunda Alevi kesimin kayıpları çok büyümüş, Aleviler kelimenin bütün anlamı ile mağdur olmuşlardır. Şimdi bu olayların yıl dönümü nedeniyle tarafların birbirini suçlaması, küllenmiş bu sorunu çözmeyecektir. Aksine belki zaman içinde yenilemesi ihtimalini kuvvetlendirecektir. Aleviler adına konuşanların yazanların sorumlulukları, makul davranışları böyle bir ihtimale engel olacaktır.

Ancak bu sorumluluğu makul davranışı sadece Alevi kesimden beklemek hiç adil ve insani olmayacaktır. Sünni ileri gelenlerin, otoritelerin Alevi mağduriyetine gerekli özeni göstermeleri onlarla birlikte anma toplantıları düzenlemeleri, Alevi mağduriyetini, kayıplarını doğrudan kendi mağduriyet ve kayıpları demek olduğunu göstermeleri de çok önemlidir, sonucu tayin edebilecek bir etkiye sahip olacaktır.

Ne Alevilere ne de Sünnilere inançlarından, hayat tarzlarından dolayı düşmanlık etmek asla insani ve İslami değildir. Kimse kimsenin inancını yargılama ve düşmanlık etme hakkına sahip değildir. Başkasının inancını yargılama ve düşmanlık konusu yapmak, kişinin kendi inancını da yargılama ve düşmanlık konusu haline getirmesinden başka bir şey değildir. Üstelik böylesi konuları fırsata çevirmek için bekleyen çok sayıda dış düşman varken, Alevilerin ve Sünnilerin dış düşmanların işlerini kolaylaştıracak şekilde davranmaları intihardan başka bir şey değildir.

Türkiye’nin Irak, Lübnan ve Suriye benzeri bir çatışmaya sürüklenmesi, Türkiye’de hiçbir kesimi kazançlı hale getirmeyecektir. Aksine bütün kesimlerin telafisi olmayacak mağduriyetler ve büyük acılar yaşamasına yol açacaktır. O halde doğarken elde ettiğimiz sıfatları, düşmanlığın ve çatışmanın bahanesi yapmamalıyız. Dış düşmanları sevindiren ağıtlara yol açacak söylemlerden, davranışlardan uzak durmalıyız.

KAYNAKÇA

Orhan Gazi Ertekin, Maraş Katliamı, Dipnot Yayınları,

Ökkeş Şendiller, Kanlı Oyun, Kitap Neşriyat Yayınları, İstanbul 2011.

Ökkeş Kenger, Kahramanmaraş Olaylarının Perde Arkası, Doğuş Yayınları, İstanbul 1989.

Salman Nurhak, Maraş Katliamı, Peri Yayınları, İstanbul 2016.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.