SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

NATO'NUN YAPTIKLARI

Yazının Giriş Tarihi: 12.01.2026 12:41
Yazının Güncellenme Tarihi: 12.01.2026 12:41

Soğuk Savaş döneminde (1945-1991) Türkiye’de en büyük suçlardan birisi Nato’ya karşı olmaktır. Bütün siyasi partiler önce Nato’ya bağlılıklarını açıklar, sonra ama-fakat diyerek itiraz eder gibi olurlardı. Mesela Necmettin Erbakan, uzun yıllar, Nota’da nimet külfet dengesinin olmadığını, Türkiye’nin Nato üyeliğinde külfetin öne çıktığını söylerdi. Daha fazla itiraz edemezdi. Çünkü bu, yasalarda yer almayan, parti kapatma nedenlerinden birisidir.

Nato’nun halen 32 üyesi vardır, 12 ülke ise kurucu ülkelerdir; ABD, Kanada, İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda, Lüksemburg, İtalya, Portekiz, Danimarka, İzlanda’dır. Nato’nun varlık sebebi dış saldırılara karşı üye ülkeleri savunmak yani korumaktır. Nato kurulurken dış saldırı denilince akla Sovyetler Birliği gelirdi. Zaten Sovyetlerin yayılmacılığına karşı Nato kurulmuştur.

Nato’nun fiili patronu, kuruluştan (4 Nisan 1949) beri ABD’dir. ABD üye ülkeleri Nato aracılığı ile denetim altına almıştır. Üye ülkelerin istihbarat ve askeri bürokrasisi her nasıl olmuşsa, kendi ülkesinden daha çok ABD’ye bağlanmışlardır.

Türkiye Nato’ya üye olmak için çok uğraşmıştır. Çünkü o dönemde Sovyetler Birliği Türkiye’nin komşusudur, Kars, Ardahan ve Boğazlar üzerinde hak iddia etmiştir. Bu iddia Türkiye yöneticilerini telaşlandırmıştır. Nota’ya üye olma isteği de bazı şartlara bağlanmıştır. Bu şartların en çok bilineni de (25 Haziran 1950’de) başlayan Kore Savaşıdır.

ABD, Kuzey Kore’ye (dolayısıyla Sovyetler Birliğine) karşı Güney Kore’yi korumaya çalışmıştır. Türkiye’de Nato’ta üye olmak hevesiyle 1950’de Güney Kore’ye asker göndermiştir. Ancak iki yıl sonra 1952’de Türkiye’nin Nato üyeliğine bu sayede ABD’den onay çıkmıştır.

Askeri tatbikat, kurs vb nedenlerle Türkiye’den seçilen subaylar, istihbaratçılar ABD’ye gönderilmişlerdir. ABD ise gerekli gördüğü subayları, istihbaratçıları devşirmiştir. Türkiye’deki bütün askeri darbeler (27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat) ABD’nin isteği ile onayı ile yapılmıştır. 12 Eylül 1980 darbesini ABD Başkanı Carter’a tiyatro izlediği sırada haber almış “Öyle mi bizim çocuklar başarmış” diye memnuniyetini bildirmiştir.

Nato’nun “Display Determination 92” deniz tatbikatında, Adalar Denizinde Türk Donanmasına ait Muavenet adlı gemisine hiçbir sebep yokken Amerikan denizcileri vurmuş, 5 Türk Denizcisi olay yerine şehit olmuş 25’i ise ağır şekilde yaralanmışlardır. Elbette Türkiye misilleme yapamadığı gibi ABD’li denizcileri tutuklayıp yargılayamamıştır.

ABD’li bir çavuş 1992’de Şemdinli Kaymakamına saldırıp tokatlamış, Türkiye’de o çavuş bu saldırısı için ifadeye bile çağrılamamıştır.

En önemlisi ABD Ocak 1991’de Irak’a saldırmış ardından Irak askeri birliklerinin 36. Paralelin kuzeyine geçişini BM kararı ile yasaklamıştır. Bu yasağı takip etmek için Nato’ya bağlı çekiç güç adıyla bir hava gücü oluşturmuştur. Bu çekiç güç hem Kuzey Irak’ta Kürdistan bölgesinin resmileşmesini temin etmiş hem de Türk birliklerinin PKK’lılara karşı hareketlerini etkisiz hale getirmiştir. Bütün bunları yapan çekiç güç, Türkiye topraklarında ve Nato adına üstlenmiştir. Nato’nun Türkiye’ye yaptıkları öyle nimet-külfet dengesiyle de açıklanabilecek türden değil daha ağır daha düşmancadır.

Şimdi ABD’nin başındaki çatlak, Görnland’ı isterim, iyilikle ya da zorla Kanadalılar bunu kabul edecek diye tehdit ediyor. Görnland ise Kanada’ya bağlı özerk bir bölgedir. Kanada başbakanı sadece “yahu bu yaptığını Nato’ya, onun ilkelerine uymaz” demektedir.

ABD’nin Nato müttefiki Kanada’dan toprak istemesi ilk defa ve şimdiki çatlak başkanı sayesinde olan bir şey değildir. 1946’da Danimarka Dışişleri Bakanı Gustav Rasmussen Washington’a gittiğinde dönemin ABD Başkanı Harry S. Truman “Bize Görnland’ı vermelisiniz” demiştir.

Truman, Görnland için Danimarka’ya 100 milyon dolar teklif etmiştir. Buna karşılık zor durumda kalan Danimarka Dışişleri Bakanı Rasmussen “Amerika’ya çok şey borçluyuz ama Görnland adasının tamamı kadar borçlu değiliz” demiştir. Görnland olayı göstermiştir ki Amerika doğrudan kendi müttefiki olan ülkeler için bile bir askeri tehdittir.

Danimarka’nın 16 bin kişilik askeri gücü ise ABD karşısında yok hükmündedir. Görnland için bir ABD saldırısı olduğunda Danimarka’nın bu askeri güçle kendi topraklarını bu arada Görnland’ı koruması pek mümkün değildir.

Şimdiye kadar Nato’ya üye ülkelerin, Nato’dan gördükleri bir fayda yoktur. Ancak Türkiye örneğinde olduğu gibi, Nato’dan gördükleri pek çok kötülük vardır. Bundan dolayı Nato’nun adını ve bayrağını Türkiye ve diğer müttefikler için doğrudan bir tehdit kaynağı saymak daha gerçekçidir. Türkiye’nin ve diğer müttefik ülkelerin kendilerini koruyacak bölgesel ittifakalar geliştirmelerinden ve askeri güçlerini arttırmalarından başka çareleri yoktur.

1952den beri Türkiye’de Nato savunuculuğu yapanları, Türkiye’nin değil Amerika’nın görevlisi, gönüllüsü bilmek kaçınılmazdır. Kurdun kuzuya emanet edilmesi gibi Türkiye 1952’den beri Nato’ya emanet edilmiş.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.