SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

ŞAH İSMAİL

Yazının Giriş Tarihi: 03.02.2026 10:56
Yazının Güncellenme Tarihi: 03.02.2026 10:57

Tarihteki bazı şahıslar hakkında ki görüşler soğukkanlı ve tarihi bir müzakere sınırlarını kolayca aşmaktadır. Şah İsmail ölümünün üzerinden 500 yıl geçmesine rağmen hala bir heyecan ve kavga konusu olma potansiyelini sürdürmektedir. Etnik aidiyeti hakkında anlamsız bir çıkışın ardından, Şah İsmail’in Türkleri, Farsları Şiileştirmek için yaptığı katliamlar yeniden habe olmaya başladı.

İbni Bezzaz Erdebili tarafından 1358’de Farsça olarak “El-Mevahibüs’s-Seniyye Fi Menakıbi Safaviye” adıyla yazdığı kitap sonradan kısaca Safvetü’s-Safa ismiyle tanınmıştır. Kitabın adından da anlaşılacağı gibi kitap bir tasavvuf menkıbesi olarak yazılmıştır. Safavilerin kurucusu ya da atası olan Şeyh Safiyüddin Erdebili’nin bir tasavvuf şeyhi olduğu hatırlanmalıdır. Bu yüzden onun tarikatına mensup olanlarda Safavi diye bilinmiştir.

İşte bu Safvetü’s-Safa adlı kitabın 1491 tarihli nüshasında Safiyüddin Erdebil’inin atalarından birisinin Firuz (Piruz) El-Kürdi olduğu kaydı düşülmüştür. Dönemin şartlarında yazılan kitaplar sonradan çoğaltılır ve çoğaltma işi istinsah, çoğaltan kişi de müstensih diye bilinirdi. Müstensih’in istinsah ettiği kitap ise nüsha diye adlandırılırdı.

Safavilerin aslında seyyid yani Hz. Hüseyin’in soyundan geldiği iddiası da yaygındır. Yani bu iddiaya göre Şah İsmail ve ataları seyyid’dir yani Araptır. Şah İsmail ve atalarının Seyyid/Arap olduğunu iddia eden kitaplar ise Safvetü’s-Safa, Silsiletü’n-Nesebi Safaviyye (16. Yüzyıl), Tarih-i Alem Ara-yı Safavi (17. Yüzyıl), Alem Ara-yı Şah İsmail (16. Yüzyıl).

Öncelikle şunu hatırlamalıyız ki bir insanın atalarından birisinin Kürt ya da başka bir topluluktan olması o insan için asla bir tenzili rütbe değildir. Bir insanın Türk, Kürt, Arap ya da başka bir kavimden gelmesi doğrudan o insanın üstün ya da aşağı sayılması için bir sebep teşkil etmez.

Ahmet Şimşirgil, “Şah İsmail Türk değil Kürt’tür”, diyor. Öyle olsun, dünyanın sonu değildir. Ancak Safavi Sadat listesi sonra Safavi hanedanı biz Türk’üz diyorlar, Türkçe konuşup Türkçe yazıyorlar. Bunların hiçbirisi Şimşirgil’i kesmiyor. Safvetü’s-Safa önemlidir diyor başka bir şey demiyor. Safvetü’s-Safa vb kaynak kitaplar, Safavilerin seyyid yani Hz. Hüseyin’in soyundan gelme iddialarından dolayı Arap olduklarını hiç duymuyor, görmüyor. Şimşirgil, Şah İsmail’i Türklükten çıkarmaya çok hevesli iken Araplığa da yakıştıramıyor olmalıdır. Oysa Kürt olduğu görüşünün en az beş katı seyyid olduğu görüşü varken o görüşleri duymuyor, görmüyor.

Böyle bilim insanlığı olabilir mi? Doğmatik, takıntılı kafayla bilim insanlığı olmaz. Bilim için özgür bir kafa, özgür bir beyin lazım. Sonra tarihi metinleri karşılaştırmayan, bir tarih bilimi olabilir mi? Tarihi bilgileri test etmenin en önemli metodu karşılaştırmadır. Şimşirgil bu temel kuralları bilmez mi? Elbette bilir. Ancak önyargılı, takıntılı hali, bilimin temel kurallarını da yok saymasına yol açmaktadır.

Orhan Kayı Osmanoğlu da konuya müdahil olmayı bir aile hakkı gibi görmüş, Safavilerin/Şah İsmail’in Osmanlılar için düşman olduğunu hatırlatmış. Elhak öyledir. Osmanlılar/Yavuz Sultan Selim de Safaviler için düşmandır. Sadece Safaviler değil aynı şekilde Karamanlılar da Osmanlılar için düşman değil midir? Yani biz şimdi 21. Yüzyılda yeniden Osmanlılar, Safaviler, Karamanlılar diye biri birimize düşmanlık mı edeceğiz?

Şimşirgil, Orhan Kayı Osmanoğlu gibi isimlerin dikkat etmedikleri husus şudur ki 50 milyonluk bir Azerbaycan Türkleri vardır. O 50 milyon Şah İsmail’i yere göğe sığdıramaz durumdadır. Sadece Azerbaycan Türkleri değil, Anadolu Türklerinin bir bölümü özellikle Aleviler içinde, Şah İsmail’in istisnai bir yeri vardır. Azerbaycan, Türkiye’de halk müziğinin önemli kaynaklarından birisi Şah İsmail’dir. Şah İsmail’i yeniden düşman ilan edersek, Azerbaycan ve Türkiye Türklerine bu durumu nasıl izah edeceğiz?

Azerbaycan Türklerinin çoğunluğu Şii iken, Türkiye Türklerinin çoğunluğu Sünnidir. Ancak bu mezhebi farklılık bu iki kardeş topluluk arasındaki yakınlığa engel olmadığı gibi Türkiye ve Kuzey Azerbaycan’ın “iki devlet bir millet” anlayışıyla hareket etmelerine engel olmamıştır. Şah İsmail hakkında yerli yersiz köpürtülen bu tartışmalar iki ülke arasındaki yakınlığa da zarar vermeye adaydır.

Şah İsmail hakkında Azerbaycan Türklerinin ve Türkiye Türklerinin aynı görüşte ittifak etmeleri kolay değildir. Aynı durum Yavuz Sultan Selim için de geçerlidir. Her iki şahıs hakkındaki müzakereleri tarih biliminin sınırları içinde tutmak aklın icabıdır. Tarihte ve tarih müzakeresi sınırları içinde kalması gereken bir konuyu günlük tartışma haline getirmek gelecek için oldukça zararlıdır.

Şah İsmail ve Yavuz Sultan Selim’in kavgaları 500 yıl öncesinin siyasi ve toplumsal şartlarının sonucudur. Bu iki padişah arasında ki ideoloik ve siyasi kavganın güncellenmesinin kimseye faydası yoktur. Aksine Türkiye’de Şah İsmail için, Azerbaycan’da Yavuz Sultan Selim için daha makul bir tutuma ihtiyaç vardır. Bilim insanlarının bu makul tutuma öncülük etmeleri gerekir iken mezhep ateşine odun atmaktan başka bir sonuca yol açmayan üsluplarda ısrar etmeleri Türkiye ve Azerbaycan için büyük bir kayıptır.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.