Türkçedeki “Hay’dan gelen Hu’ya gitti” deyimi, Suriye’deki son gelişmeler için güzel bir açıklamadır. Her nedense içerden ve dışardan bazı kimseler, Kürtlerin geleceğini komşuları olan Araplara, Farslara ve Türklere düşmanlıkta aradılar. Bugünü ve dünü, buna göre yorumladılar. Kürtlerin içinde de bu yorumlara inanlar olduğu gibi inanmayanlarda olmuştur.
Baas idaresi bazı Kürtlere, dışardan geldiler, Suriyeli değiller diyerek vatandaşlık bile vermemiştir. Buna rağmen 2011’de başlayan Suriye devrimi boyunca PKK’nın Suriye kolu YPG/SDG Baas Partisi ile yani Esat ile ittifak etmiştir. Zaman içinde zor durumda kalan Esat, Fırat’ın doğusundaki şehirleri YPG’ye bırakmış ancak o şehirlerdeki memurların maaşlarını bile sonuna kadar ödemeye devam etmiş, böylece Esat yıkılıncaya kadar Baas ve PKK’nın kanlı, kirli ittifakı devam etmiştir.
Işid’in varlığı ABD/İsrail ikilisi için, hem bahane hem de bir örtü görevi görmüştür. Çünkü ABD, Işid’e karşı YPG’yi, dönemin ABD Başkanı Obama’nın ağzından kendisinin “kara gücü” ilan etmiştir. Işid bahanesiyle YPG, ABD ve İsrail’in müttefiki olmuştur. ABD hava desteği ile YPG Suriye’nin üçte birini işgal etmiştir. Suriye nüfusunun %8’ine sahip olan Kürtler, Suriye topraklarının üçte birini işgal etmekte sakınca görmemiştir.
Daha 2011’de YPG lideri Salih Müslim Ankara’ya davet edilerek, Türkiye ile birlikte hareket etmesi istenilmiş ancak Müslim Ankara’nın bu isteğini reddederek ABD ve İsrail’i tercih etmiştir. Türkiye, YPG’yi muhatap almadığı için, YPG, ABD-İsrail ikilisine mecbur kaldı iddiaları tümüyle sonradan icat edilmiş hayali hikayelerdir. Müslim ve arkadaşları Ankara’nın teklifine rağmen ABD ve İsrail’i tercih etmiştir.
Esat’ın devrilmesinden sonra İsrail, YPG işgal bölgesine uzanacak, Davut adını verdiği bir koridor ile İsrail-YPG ittifakına kara bağlantısı tesis etme hayalini ortaya atmıştır. Ancak bu Davut koridoru sadece hayalden ibaret değildir. İsrail bunun için Suriye’nin Güneybatısında yer alan Dürzileri bile isyan ettirmiş, Dürzi isyanını bastıran Suriye hükümetini tehdit etmiştir.
YPG-İsrail ittifakını bazı Kürtler heyecanla savunmuşlar, Türkiye’nin Azerbaycan’ın ABD ile İsrail ile olan ilişkileri gibi olduğunu, Kürtlerin de kendi siyasi gelecekleri için böyle bir ittifaka haklarının olduğunu ileri sürmüşlerdir. Böylece Işid bahanesi, YPG-İsrail ittifakı ya da iş birliğinin örtüsü olmuştur.
YPG-İsrail ittifakını savunanlar, PKK işgal bölgesinin de aynı zamanda Batı Kürdistan (Rojava) olduğunu iddia etmişlerdir. Her ne kadar bu iddianın tarihte bir karşılığı olmasa, hatta Batı Kürdistan dedikleri Suriye’nin kuzeyinde Kürt nüfus %11-13 aralığında olsa bile onlar bu iddialarından vaz geçmemişlerdir.
Yaklaşık on beş yıl boyunca PKK işgal bölgesini, ABD tahkim etmiş on binlerce tır silah askeri malzeme ile donatmıştır. YPG’nin silahlı kanadının yüz bin kişi olduğu haberleriyle muhtemelen Türkiye’ye gözdağı verilmeye çalışıldı. Çünkü Türkiye CB Erdoğan, PKK işgal bölgesini “teröristan” diye adlandırmış ve buna razı olmayacaklarını açıklamışlardır. Türkiye, Suriye’de yaptığı askeri operasyonlar ile teröristan ilan ettiği bölgenin bazı kısımlarını, kendi denetimine almıştır. Buna rağmen bölgede YPG işgali, büyük bir alanı kapsayacak şekilde devam etmiştir.
28 Aralık 2025’te Halep’te Eşrefiye ve Şeyh Maksut mahallelerinde üstlenmiş olan YPG’lilerin, saldırısı ile başlayan Suriye ordusunun operasyonu, genişleyerek doğuya doğru devam etmiştir. Suriye ordusunun Fırat’ın batısında Deyr Hafir, Meskene, Tabka vb yerlerde olduğu bir hengamede, Fırat’ın doğusundaki Deyri Zor ve Rakka halkı YPG’ye karşı 17/18 Ocak 2026’da isyan ederek bu şehirleri özgürleştirmiştir. Adı geçen şehirlerde zaten hiç Kürt nüfusu yoktur. 17/18 Ocak gününde olup bitenler, YPG askeri kanadının medyada şişirilmiş bir balon olduğunu göstermiştir. İkin gün içinde bu balon patlamıştır. ABD’nin baskıları sonunda Suriye CB Ahmet Şara, 18 Ocak 2026 akşamında yeniden ateşkes ilan etti.
YPG işgalindeki bölgenin özgürleşmesi ile YPG’nin buradan tehcir ettiği Arapların Türkiye’den dönmeleri, Türkiye’nin yeni bir askeri operasyon yapmasına ihtiyaç kalmadan mümkün hale gelmiştir. Şara’nın ateşkesi ve YPG ile yaptığı anlaşmayla birlikte Türkiye’nin teröristan dediği işgal fiilen bitmiştir.
Bu işgal bölgesiyle İsrail arasında fiili bağ işlevi görecek Davut Koridoru hikayesi çöp olmuştur. Suriye içinde İsrail’in en önemli müttefiki olan YPG’nin askeri gücü neredeyse sıfırlanmıştır. Tarihin ve coğrafyanın rağmına icat edilen Rojava söylemi de çöp olmuştur.
Suriye’nin petrol, doğalgaz ve su kaynakları yeniden Suriye hükümetinin denetimine geçmiştir.ABD-AB ve İsrail’e dayanarak harita değiştirme teşebbüsü iki gün içinde yok olmuştur. Suriye devrimi ikinci sınavından başarı ve yüz akı ile çıkmıştır. Arapların, Türklerin ve Kürtlerin, doğal ve temel insan haklarını esas alan bir idari yapının Suriye’de tesis edilmesi artık hayati bir zorunluluk haline gelmiştir.
İslam kimliği ile tanınan bazı Kürtlerin, o kimliğin altında sakladıkları ırkçı/şoven yapıları ortaya çıkmıştır. Hayali Rojava söyleminin rüzgarına kapılarak Marksist, stalinist YPG örgütünün ABD ve İsrail ile ittifakını bile savunur hale gelmişlerdir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Dr. Selami Saygın
SURİYE DEVRİMİNİN ZAFERİ
Türkçedeki “Hay’dan gelen Hu’ya gitti” deyimi, Suriye’deki son gelişmeler için güzel bir açıklamadır. Her nedense içerden ve dışardan bazı kimseler, Kürtlerin geleceğini komşuları olan Araplara, Farslara ve Türklere düşmanlıkta aradılar. Bugünü ve dünü, buna göre yorumladılar. Kürtlerin içinde de bu yorumlara inanlar olduğu gibi inanmayanlarda olmuştur.
Baas idaresi bazı Kürtlere, dışardan geldiler, Suriyeli değiller diyerek vatandaşlık bile vermemiştir. Buna rağmen 2011’de başlayan Suriye devrimi boyunca PKK’nın Suriye kolu YPG/SDG Baas Partisi ile yani Esat ile ittifak etmiştir. Zaman içinde zor durumda kalan Esat, Fırat’ın doğusundaki şehirleri YPG’ye bırakmış ancak o şehirlerdeki memurların maaşlarını bile sonuna kadar ödemeye devam etmiş, böylece Esat yıkılıncaya kadar Baas ve PKK’nın kanlı, kirli ittifakı devam etmiştir.
Işid’in varlığı ABD/İsrail ikilisi için, hem bahane hem de bir örtü görevi görmüştür. Çünkü ABD, Işid’e karşı YPG’yi, dönemin ABD Başkanı Obama’nın ağzından kendisinin “kara gücü” ilan etmiştir. Işid bahanesiyle YPG, ABD ve İsrail’in müttefiki olmuştur. ABD hava desteği ile YPG Suriye’nin üçte birini işgal etmiştir. Suriye nüfusunun %8’ine sahip olan Kürtler, Suriye topraklarının üçte birini işgal etmekte sakınca görmemiştir.
Daha 2011’de YPG lideri Salih Müslim Ankara’ya davet edilerek, Türkiye ile birlikte hareket etmesi istenilmiş ancak Müslim Ankara’nın bu isteğini reddederek ABD ve İsrail’i tercih etmiştir. Türkiye, YPG’yi muhatap almadığı için, YPG, ABD-İsrail ikilisine mecbur kaldı iddiaları tümüyle sonradan icat edilmiş hayali hikayelerdir. Müslim ve arkadaşları Ankara’nın teklifine rağmen ABD ve İsrail’i tercih etmiştir.
Esat’ın devrilmesinden sonra İsrail, YPG işgal bölgesine uzanacak, Davut adını verdiği bir koridor ile İsrail-YPG ittifakına kara bağlantısı tesis etme hayalini ortaya atmıştır. Ancak bu Davut koridoru sadece hayalden ibaret değildir. İsrail bunun için Suriye’nin Güneybatısında yer alan Dürzileri bile isyan ettirmiş, Dürzi isyanını bastıran Suriye hükümetini tehdit etmiştir.
YPG-İsrail ittifakını bazı Kürtler heyecanla savunmuşlar, Türkiye’nin Azerbaycan’ın ABD ile İsrail ile olan ilişkileri gibi olduğunu, Kürtlerin de kendi siyasi gelecekleri için böyle bir ittifaka haklarının olduğunu ileri sürmüşlerdir. Böylece Işid bahanesi, YPG-İsrail ittifakı ya da iş birliğinin örtüsü olmuştur.
YPG-İsrail ittifakını savunanlar, PKK işgal bölgesinin de aynı zamanda Batı Kürdistan (Rojava) olduğunu iddia etmişlerdir. Her ne kadar bu iddianın tarihte bir karşılığı olmasa, hatta Batı Kürdistan dedikleri Suriye’nin kuzeyinde Kürt nüfus %11-13 aralığında olsa bile onlar bu iddialarından vaz geçmemişlerdir.
Yaklaşık on beş yıl boyunca PKK işgal bölgesini, ABD tahkim etmiş on binlerce tır silah askeri malzeme ile donatmıştır. YPG’nin silahlı kanadının yüz bin kişi olduğu haberleriyle muhtemelen Türkiye’ye gözdağı verilmeye çalışıldı. Çünkü Türkiye CB Erdoğan, PKK işgal bölgesini “teröristan” diye adlandırmış ve buna razı olmayacaklarını açıklamışlardır. Türkiye, Suriye’de yaptığı askeri operasyonlar ile teröristan ilan ettiği bölgenin bazı kısımlarını, kendi denetimine almıştır. Buna rağmen bölgede YPG işgali, büyük bir alanı kapsayacak şekilde devam etmiştir.
28 Aralık 2025’te Halep’te Eşrefiye ve Şeyh Maksut mahallelerinde üstlenmiş olan YPG’lilerin, saldırısı ile başlayan Suriye ordusunun operasyonu, genişleyerek doğuya doğru devam etmiştir. Suriye ordusunun Fırat’ın batısında Deyr Hafir, Meskene, Tabka vb yerlerde olduğu bir hengamede, Fırat’ın doğusundaki Deyri Zor ve Rakka halkı YPG’ye karşı 17/18 Ocak 2026’da isyan ederek bu şehirleri özgürleştirmiştir. Adı geçen şehirlerde zaten hiç Kürt nüfusu yoktur. 17/18 Ocak gününde olup bitenler, YPG askeri kanadının medyada şişirilmiş bir balon olduğunu göstermiştir. İkin gün içinde bu balon patlamıştır. ABD’nin baskıları sonunda Suriye CB Ahmet Şara, 18 Ocak 2026 akşamında yeniden ateşkes ilan etti.
YPG işgalindeki bölgenin özgürleşmesi ile YPG’nin buradan tehcir ettiği Arapların Türkiye’den dönmeleri, Türkiye’nin yeni bir askeri operasyon yapmasına ihtiyaç kalmadan mümkün hale gelmiştir. Şara’nın ateşkesi ve YPG ile yaptığı anlaşmayla birlikte Türkiye’nin teröristan dediği işgal fiilen bitmiştir.
Bu işgal bölgesiyle İsrail arasında fiili bağ işlevi görecek Davut Koridoru hikayesi çöp olmuştur. Suriye içinde İsrail’in en önemli müttefiki olan YPG’nin askeri gücü neredeyse sıfırlanmıştır. Tarihin ve coğrafyanın rağmına icat edilen Rojava söylemi de çöp olmuştur.
Suriye’nin petrol, doğalgaz ve su kaynakları yeniden Suriye hükümetinin denetimine geçmiştir.ABD-AB ve İsrail’e dayanarak harita değiştirme teşebbüsü iki gün içinde yok olmuştur. Suriye devrimi ikinci sınavından başarı ve yüz akı ile çıkmıştır. Arapların, Türklerin ve Kürtlerin, doğal ve temel insan haklarını esas alan bir idari yapının Suriye’de tesis edilmesi artık hayati bir zorunluluk haline gelmiştir.
İslam kimliği ile tanınan bazı Kürtlerin, o kimliğin altında sakladıkları ırkçı/şoven yapıları ortaya çıkmıştır. Hayali Rojava söyleminin rüzgarına kapılarak Marksist, stalinist YPG örgütünün ABD ve İsrail ile ittifakını bile savunur hale gelmişlerdir.