SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Bilişsel uyumsuzluk kuramının düşündürdükleri

Yazının Giriş Tarihi: 20.04.2026 09:04
Yazının Güncellenme Tarihi: 20.04.2026 09:05

Leon Festinger, ilk baskısı 1957 yılında yapılan Bilişsel Uyumsuzluk Kuramı (A Theory of Cognitive Dissonance) isimli kitabında insanların tutumlarıyla davranışları arasında bir uyum arayışında olduklarından bahseder. Eğer kişi sigaraya karşı olumsuz bir tutuma sahipse bu tutumuyla uyumlu olarak sigara içmeyecektir. Fakat kişi hem sigaranın zararlı olduğunu düşünüyor hem de sigara içmeye devam ediyorsa işte o zaman tutum ile davranış arasındaki uyumsuzluk gerilime neden olacaktır. Şu durumda kişi ya sigarayı bırakacak ya sigaranın zararlı olduğuna dair fikrini/inancını değiştirecek ya da bu çelişkiyi azaltacak yeni gerekçeler üretecektir. Mesela şöyle şeyler söyleyecektir:

Zaten bilimsel bulgular henüz kesinleşmiş değil. Benim dedem 10 yaşında sigaraya başlamış 98 yaşında ölmüş.

Sigarayı bırakırım ama yarın kafama saksı düşüp ölmeyeceğimin garantisi yok!

Sigara beni rahatlatıyor, güvenimi artırıyor.

İlgi çekici bir çalışma, sigara kullanımları artan insanların sigaranın kansere yol açtığına daha az inandıklarını göstermiştir.

Festinger, kuramını genel bir psikolojik çerçevede ortaya koymuştur. Bu yaklaşım, daha sonra medya davranışlarını açıklamak için de kullanılmıştır. Buna göre bireyler, bilişsel uyum arayışları doğrultusunda medya içeriklerini seçme eğilimindedir. Nitekim günümüz politik ortamında da seçmenlerin çoğunlukla destekledikleri partilere yakın yayınları takip ettikleri, buna karşılık diğer görüşleri içeren kaynaklardan kaçındıkları görülmektedir. Bu durum, iletişim literatüründe seçici maruz kalma olarak adlandırılmaktadır.

Medya tarafını bir kenara koyduğumuzda ve bilişsel uyumsuzluk kuramını ülkemizdeki sosyolojiye uyarladığımızda yüzyıllık Doğu-Batı çatışması gözümüzün önüne gelmiyor mu? Bir yanda milletçe olumlu bir tutuma sahip olduğumuz İslâm’ın emrettiği ve yasakladığı içtimâî, siyâsî, iktisâdî ve ailevî değerler, diğer yanda ise bunların tam tersini yaşamamızı emreden bir tahakküm düzeni... Kurama göre bilişsel uyumsuzluklar gerilimlere sebep olur. Zaten Türkiye’nin siyâsî tarihi de gerilimlerle doludur. Maalesef bugün de gerilimin devam ettiğini görüyoruz.

Nitekim herhalde birkaç haftayı geçmemiştir, hatırlayacaksınız ki CHP Genel Başkanı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın adını Kadın ve Cinsiyet Eşitliği Bakanlığı diye değiştireceğini söylemişti. Benzer şekilde yine muhalefet cenahında son yıllarda artan bir şekilde LGBT+ propagandası yapılıyor. Tüm bunlar ülkedeki gerilimi artıran şeylerdir. Zira ülkemiz bir İslâm ülkesidir. Dolayısıyla siz İslâmî değerleri benimsemiş bu ülkede kalkar dinin kesin bir şekilde haram ve sapkınlık saydığı bir şeyi meşrulaştıracak şekilde söylem oluşturursanız, Festinger’in deyimiyle, insanların bilişsel uyumsuzluk yaşamasına neden olursunuz. Bu da toplumun sinir uçlarıyla oynamak anlamına gelir.

Diğer taraftan, Doğu-Batı çatışmasına dönecek olursak, uzun yıllar Müslümanlar özel yaşantılarında ve toplumla kurdukları ilişkilerde bilişsel uyumsuzluk yaşadılar. Maalesef ülkede uygulanan hegemonya o kadar başarılı oldu ki Müslümanlar uyumsuzluk yaşadıkları noktalarda tutumlarını değiştirdiler. Sigara örneğine atıfta bulunarak sigara içme davranışını bir metafor kabul edelim. Müslümanlar sigara içmeyi yanlış buluyorlardı ama içmemek iradesini bir şekilde gösteremediler ve sonunda sigaraya karşı olumsuz tutumlarını esnettiler. Bugün Müslümanların hayatındaki pek çok mesele bunun gibidir. Namaz bunun gibidir, oruç bunun gibidir, çarşaf bunun gibidir. Doğru olanı yapmadıkça uyumsuzluğumuzu gidermek için tutumumuzu değiştiriyoruz. Taviz veriyoruz.

Bir şeyi yapmamak o şeyi yapmamamıza dair inancımızı artırıyorsa, bir şeyi yapmaya başlamak da o şeyi yapmamız gerektiğine dair inancımızı pekiştiriyor demektir. Mesela namaza başlayan kişi namazla ilgili daha önce sahip olmadığı kadar olumlu düşünce ve inanç geliştirecektir. Davranışla beraber artan olumlu tutum da kişinin namaz kılma davranışını ve onunla ilişkili diğer davranışlara karşı tutumunu da olumlu etkileyecektir. Zaten âyet var: Şüphe yok ki namaz, çirkin işlerden ve kötülüklerden (insanı) alıkoyar (Ankebût Sûresi 45. Ayet).

Müslümanlar, seküler hayatın bu denli empoze edildiği kapitalist bir dünyada yaşadıkları gerilim karşısında İslâm’a sımsıkı sarılmalıdırlar. Allah’a sığınmalıdırlar. Yoksa Müslümanlıklarından taviz vermemelidirler. Hele tutumlarını asla değiştirmemelidirler. İslâm’daki tutum değişikliği siyâsî parti değiştirmeye benzemez. Adamın imanını götürür maâzallah…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.