Ülkemizde en fazla hangi konu tartışılıyor diye sorulsa eğitim – öğretim meselesi herhâlde ilk üçe girer. Hele son yaşanan vahim olaylardan sonra…
Hemen herkesin mutabık kaldığı nokta şu: Okullarda bilgi veriliyor, yani öğretim var ama eğitim eksik.
Yani çocuklara şu iyidir, bu kötüdür deniyor. Dünyalık bilgilerin her biri öğretiliyor ancak bu bilgiler çoğu öğrencinin sadece zihninde kalıyor, kalbine inmiyor. Yani okumak isteyen, hevesli olan güzelce öğreniyor, kendini eğitiyor. Maşallah, güzel yerlere de geliyor. Hayırlı işler yapıyor. Ama gözü okumakta olmayana bu eğitim sisteminin bir faydası dokunmuyor.
Burada ikinci bir itiraz yükseliyor: İlkokuldan sonra zorunlu eğitimi kaldırın!
Mevcut ekonomik şartlar düşünülünce itiraz kulağa hoş gelse de sürdürülebilir değildir. Çünkü modern dünyada güçlü bir ülke olmak istiyorsanız ülkenizdeki insanların eğitim seviyesini yükseltmelisiniz. Dijitalleşen, gittikçe küreselleşen dünyada medya eliyle adeta bir soğuk savaş yaşanmaktadır. Batılı kapitalist devletler var güçleriyle diğer ülkelerin millî ve manevî değerlerine saldırmaktadır. Eğer ülkenizdeki insanları eğitmezseniz ülkeniz içten çürümeye başlar. Sosyal çürümenin olduğu bir ülke ise mücadele gücünü kaybeder. Tarihte bunun örnekleri çoktur.
Diğer taraftan, son yıllarda dünyayı sarsan krizler nedeniyle ülkemizde geçim şartları ağırlaşınca, özellikle inşaat ustaları, otomobil tamircileri gibi mesleklerin kazandıkları paraların karşısında yıllarını okumaya vermiş üniversite öğrencilerinin düşük ücretli işlerde çalışmaları ister istemez bir tepkiye neden olmaktadır: O kadar yıl çalış, emek ver ama sonunda başka bir iş yaparak asgari ücrete talim et.
Böyle düşünülmesinin temel sebebi okulların eğitim – öğretim kurumu değil de birer meslek edindirme kurumu olarak telakki edilmesidir.
Halbuki ilimden maksat amel etmektir.
Şu hâlde öyle anlaşılıyor ki iki tarafa da önemli sorumluluklar düşüyor. Bir defa müfredatın bir hoca – talebe ilişkisi içerisinde yeniden düzenlenmesi icap ediyor. Yani öğrencinin gönlüne dokunması gerekiyor. Ramazan etkinlikleri buna güzel bir örnektir. Bu tür etkinliklerin taşıdığı duyguyu tüm kademelere yaymak lazımdır. Üniversiteler dâhil.
Okulda gönlü boş bırakılan öğrenci medyanın açık hedefi hâline geliyor. Özellikle dijital medya öğrencilerin kalplerini ve zihinlerini istila ederek evlatlarımızı yozlaştırıyor. Toplumda saygı ve sevgiyi bitiriyor. Pragmatizme gömülmüş bir nesil yetiştiriyor. Sosyal ilişkileri ortadan kaldırıyor. Nihayetinde millî ve manevî değerleri zayıflamış bir nesil inşâ ediyor.
Eğer eğitim – öğretim sistemi dediğimiz şekilde düzelirse öğrenciler okula ve üniversiteye ilim öğrenip öğrendiğiyle amel etmek niyetiyle gider. Gönül dünyaları da güzelleşir. Ancak bu noktada ailelere önemli bir görev düşüyor. Özellikle hanım öğrenciler bir meslek edinme baskısını çok hissediyorlar. Halbuki onlar üniversitelerde alacakları eğitimle evlerinde çocuklarını güzelce yetiştirebilirler. Bu niyetle okuyabilirler. Aileler kız evlatlarını bu niyetle okullara gönderebilirler. Zira günümüzde ev hanımlarının eğitimi mühim bir meseledir.
Sözün kısası, eğitim – öğretim sistemi gönüllere dokunacak şekilde ilim – amel ilişkisine dönüşmelidir. Öğrenciler de okulları birer meslek edindirme kurumu olarak değil kendilerini yetiştirecekleri ve bir ömür sürecek ilim yolculuğunun kapısı olarak görmelidir.
Günün sonunda bize cepleri para dolu ama gönül dünyası fakir kalmış insanlar değil gönül dünyaları dopdolu şekilde kendini yetiştirmiş bir nesil lazım olacak.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ekmel KILIÇ
Eğitim – öğretim meselesi
Ülkemizde en fazla hangi konu tartışılıyor diye sorulsa eğitim – öğretim meselesi herhâlde ilk üçe girer. Hele son yaşanan vahim olaylardan sonra…
Hemen herkesin mutabık kaldığı nokta şu: Okullarda bilgi veriliyor, yani öğretim var ama eğitim eksik.
Yani çocuklara şu iyidir, bu kötüdür deniyor. Dünyalık bilgilerin her biri öğretiliyor ancak bu bilgiler çoğu öğrencinin sadece zihninde kalıyor, kalbine inmiyor. Yani okumak isteyen, hevesli olan güzelce öğreniyor, kendini eğitiyor. Maşallah, güzel yerlere de geliyor. Hayırlı işler yapıyor. Ama gözü okumakta olmayana bu eğitim sisteminin bir faydası dokunmuyor.
Burada ikinci bir itiraz yükseliyor: İlkokuldan sonra zorunlu eğitimi kaldırın!
Mevcut ekonomik şartlar düşünülünce itiraz kulağa hoş gelse de sürdürülebilir değildir. Çünkü modern dünyada güçlü bir ülke olmak istiyorsanız ülkenizdeki insanların eğitim seviyesini yükseltmelisiniz. Dijitalleşen, gittikçe küreselleşen dünyada medya eliyle adeta bir soğuk savaş yaşanmaktadır. Batılı kapitalist devletler var güçleriyle diğer ülkelerin millî ve manevî değerlerine saldırmaktadır. Eğer ülkenizdeki insanları eğitmezseniz ülkeniz içten çürümeye başlar. Sosyal çürümenin olduğu bir ülke ise mücadele gücünü kaybeder. Tarihte bunun örnekleri çoktur.
Diğer taraftan, son yıllarda dünyayı sarsan krizler nedeniyle ülkemizde geçim şartları ağırlaşınca, özellikle inşaat ustaları, otomobil tamircileri gibi mesleklerin kazandıkları paraların karşısında yıllarını okumaya vermiş üniversite öğrencilerinin düşük ücretli işlerde çalışmaları ister istemez bir tepkiye neden olmaktadır: O kadar yıl çalış, emek ver ama sonunda başka bir iş yaparak asgari ücrete talim et.
Böyle düşünülmesinin temel sebebi okulların eğitim – öğretim kurumu değil de birer meslek edindirme kurumu olarak telakki edilmesidir.
Halbuki ilimden maksat amel etmektir.
Şu hâlde öyle anlaşılıyor ki iki tarafa da önemli sorumluluklar düşüyor. Bir defa müfredatın bir hoca – talebe ilişkisi içerisinde yeniden düzenlenmesi icap ediyor. Yani öğrencinin gönlüne dokunması gerekiyor. Ramazan etkinlikleri buna güzel bir örnektir. Bu tür etkinliklerin taşıdığı duyguyu tüm kademelere yaymak lazımdır. Üniversiteler dâhil.
Okulda gönlü boş bırakılan öğrenci medyanın açık hedefi hâline geliyor. Özellikle dijital medya öğrencilerin kalplerini ve zihinlerini istila ederek evlatlarımızı yozlaştırıyor. Toplumda saygı ve sevgiyi bitiriyor. Pragmatizme gömülmüş bir nesil yetiştiriyor. Sosyal ilişkileri ortadan kaldırıyor. Nihayetinde millî ve manevî değerleri zayıflamış bir nesil inşâ ediyor.
Eğer eğitim – öğretim sistemi dediğimiz şekilde düzelirse öğrenciler okula ve üniversiteye ilim öğrenip öğrendiğiyle amel etmek niyetiyle gider. Gönül dünyaları da güzelleşir. Ancak bu noktada ailelere önemli bir görev düşüyor. Özellikle hanım öğrenciler bir meslek edinme baskısını çok hissediyorlar. Halbuki onlar üniversitelerde alacakları eğitimle evlerinde çocuklarını güzelce yetiştirebilirler. Bu niyetle okuyabilirler. Aileler kız evlatlarını bu niyetle okullara gönderebilirler. Zira günümüzde ev hanımlarının eğitimi mühim bir meseledir.
Sözün kısası, eğitim – öğretim sistemi gönüllere dokunacak şekilde ilim – amel ilişkisine dönüşmelidir. Öğrenciler de okulları birer meslek edindirme kurumu olarak değil kendilerini yetiştirecekleri ve bir ömür sürecek ilim yolculuğunun kapısı olarak görmelidir.
Günün sonunda bize cepleri para dolu ama gönül dünyası fakir kalmış insanlar değil gönül dünyaları dopdolu şekilde kendini yetiştirmiş bir nesil lazım olacak.