İlimden murat onunla amel etmektir. Ancak iletişim fakültelerinde maalesef bu geçerli değil.
Orada ilim başka türlü amel başka türlü. Birisi ak, diğeri kara.
İletişim kuramları dersine girerseniz size medyanın ne kadar yalancı, kandırıkçı ve çıkarcı olduğu anlatılır. Bunun böyle olduğunu ispat niteliğinde onlarca kuram gösterilir. Medyaya tu kaka denilir. Reklamlar, filmler, diziler, sosyal medya içerikleri, haberler ve aklınıza medyaya dair daha neler geliyorsa hepsiyle alakalı pek çok olumsuz örnek verilir.
Bu örneklerden yola çıkılarak insanların nasıl ihtiyaç dışı tüketim yaptığından, hava atmak için marka ürünler aldığından, boş vakitlerini televizyon ve sosyal medya karşısında nasıl öldürdüğünden bahsedilir. Bunları başka başka bağlamlarda ele almış hocaların kitapları,makaleleri okutulur. Bunlar sınavda sorulur. Doğru cevabı yazan dersi geçer.
Bir başka derste ise ki belki bu dersi de aynı hoca veriyordur, nasıl sosyal medya fenomeni olunacağı, reklam, film, dizi ve haber içeriğinin nasıl üretileceği anlatılır. Ama bu derslerde teorik kısma atıf yapılmaz. Çünkü piyasa şartları bunu gerektirir. Yarın hangi medyada işebaşlayacaksanız onun çıkarına uygun üretimlerde bulunmanız gerekir.
Halbuki tüketim kültürünü desteklemeyecek hatta onunla mücadele edecek medya üretimlerinde bulunulabilir. Reklamcılık öğrencisinin yaptığı reklamda abartı, olanı gizlemek, çıplaklık, ihtiyaç fazlası tüketimi teşvik etmek gibi şeyler olmayabilir. Sinemacı üreteceği film ve dizi gibi içeriklerini hayırlı işler üzerine kurgulayabilir. Toplumu dejenere edecek, millî ve manevî değerlere aykırı içerikler üretmeyebilir. Sosyal medya fenomenleri de benzer şekilde mâlâyâni içerik üretmeyecek, insanlara faydalı olacak, tüketimi özendirmeyecek şekilde yetiştirilebilir. Piyasada bu şekilde doğru medya içerikleri üreten firmalar ve profesyoneller mevcut.
Diğer taraftan, medyayla ilgili bu kadar bilgi sahibi olan iletişim fakültesi öğrencilerinin medyanın olumsuz tarafından en az etkilenmesi beklenir. Ama bakıyorsunuz diğer bölüm öğrencilerinden bir farkları yok. Hatta belki daha yoğun etkileniyorlar. Çünkü iletişim fakültesinin formatı şu hâliyle eleştirilen medya sistemini sürdürecek nicelerini yetiştiriyor.
Bırakalım medyayı, dönelim öğrencinin şahsına. Adı iletişim olan o fakültede tam dört yıl boyunca eğitim alan öğrencinin kişilerarası iletişiminde bir gelişme oluyor mu dersiniz? Mesela mezun olduğunda annesiyle, babasıyla, kardeşiyle, akrabalarıyla, arkadaşlarıyla yahut diğer sosyal çevresiyle daha iyi bir ilişki geliştiriyor mu? Birisi onunla karşılaştığında “siz galiba iletişim fakültesi mezunusunuz” diye tahminde bulunabiliyor mu? Maalesef hayır.
Şu hâlde ortada bir tezatlık yok mu sizce de? Tabelasında koskocaman iletişim yazan bir fakültede iletişime dair tatmin edici bir şey var mı?
Aklımıza o videodaki abi geliyor. Soğuk bir kış günü uzun yolda giderken kocaman bir tabelanın üzerine büyük harflerle yazılmış “çorbacı” yazısını görmüş de hevesle dükkâna girmiş. Epeyce direksiyon sallayan ve hâliyle acıkan abimizin hayallerini bol tereyağlı, sarımsaklı bir kelle paça veya şöyle beyinli bir işkembe çorbası süslerken masaya yanaşan garson "sadece mercimek var abi " deyivermiş hani. Bizim iletişim fakültelerinin hâl-i pür-melâli biraz buna benziyor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ekmel KILIÇ
İletişim fakültelerindeki tezat
İlimden murat onunla amel etmektir. Ancak iletişim fakültelerinde maalesef bu geçerli değil.
Orada ilim başka türlü amel başka türlü. Birisi ak, diğeri kara.
İletişim kuramları dersine girerseniz size medyanın ne kadar yalancı, kandırıkçı ve çıkarcı olduğu anlatılır. Bunun böyle olduğunu ispat niteliğinde onlarca kuram gösterilir. Medyaya tu kaka denilir. Reklamlar, filmler, diziler, sosyal medya içerikleri, haberler ve aklınıza medyaya dair daha neler geliyorsa hepsiyle alakalı pek çok olumsuz örnek verilir.
Bu örneklerden yola çıkılarak insanların nasıl ihtiyaç dışı tüketim yaptığından, hava atmak için marka ürünler aldığından, boş vakitlerini televizyon ve sosyal medya karşısında nasıl öldürdüğünden bahsedilir. Bunları başka başka bağlamlarda ele almış hocaların kitapları,makaleleri okutulur. Bunlar sınavda sorulur. Doğru cevabı yazan dersi geçer.
Bir başka derste ise ki belki bu dersi de aynı hoca veriyordur, nasıl sosyal medya fenomeni olunacağı, reklam, film, dizi ve haber içeriğinin nasıl üretileceği anlatılır. Ama bu derslerde teorik kısma atıf yapılmaz. Çünkü piyasa şartları bunu gerektirir. Yarın hangi medyada işebaşlayacaksanız onun çıkarına uygun üretimlerde bulunmanız gerekir.
Halbuki tüketim kültürünü desteklemeyecek hatta onunla mücadele edecek medya üretimlerinde bulunulabilir. Reklamcılık öğrencisinin yaptığı reklamda abartı, olanı gizlemek, çıplaklık, ihtiyaç fazlası tüketimi teşvik etmek gibi şeyler olmayabilir. Sinemacı üreteceği film ve dizi gibi içeriklerini hayırlı işler üzerine kurgulayabilir. Toplumu dejenere edecek, millî ve manevî değerlere aykırı içerikler üretmeyebilir. Sosyal medya fenomenleri de benzer şekilde mâlâyâni içerik üretmeyecek, insanlara faydalı olacak, tüketimi özendirmeyecek şekilde yetiştirilebilir. Piyasada bu şekilde doğru medya içerikleri üreten firmalar ve profesyoneller mevcut.
Diğer taraftan, medyayla ilgili bu kadar bilgi sahibi olan iletişim fakültesi öğrencilerinin medyanın olumsuz tarafından en az etkilenmesi beklenir. Ama bakıyorsunuz diğer bölüm öğrencilerinden bir farkları yok. Hatta belki daha yoğun etkileniyorlar. Çünkü iletişim fakültesinin formatı şu hâliyle eleştirilen medya sistemini sürdürecek nicelerini yetiştiriyor.
Bırakalım medyayı, dönelim öğrencinin şahsına. Adı iletişim olan o fakültede tam dört yıl boyunca eğitim alan öğrencinin kişilerarası iletişiminde bir gelişme oluyor mu dersiniz? Mesela mezun olduğunda annesiyle, babasıyla, kardeşiyle, akrabalarıyla, arkadaşlarıyla yahut diğer sosyal çevresiyle daha iyi bir ilişki geliştiriyor mu? Birisi onunla karşılaştığında “siz galiba iletişim fakültesi mezunusunuz” diye tahminde bulunabiliyor mu? Maalesef hayır.
Şu hâlde ortada bir tezatlık yok mu sizce de? Tabelasında koskocaman iletişim yazan bir fakültede iletişime dair tatmin edici bir şey var mı?
Aklımıza o videodaki abi geliyor. Soğuk bir kış günü uzun yolda giderken kocaman bir tabelanın üzerine büyük harflerle yazılmış “çorbacı” yazısını görmüş de hevesle dükkâna girmiş. Epeyce direksiyon sallayan ve hâliyle acıkan abimizin hayallerini bol tereyağlı, sarımsaklı bir kelle paça veya şöyle beyinli bir işkembe çorbası süslerken masaya yanaşan garson "sadece mercimek var abi " deyivermiş hani. Bizim iletişim fakültelerinin hâl-i pür-melâli biraz buna benziyor.