Modern zamanların en zâlim iki varlığı Trump ve Netanyahu, dünyayı kana bulamaya devam ediyor. Gün geçmiyor ki yeni bir coğrafyada yeni bir zulüm yaşanmasın. Bu iki varlık, günümüzün Nemrut’u ve Firavun’u mesabesindedir.
O kadar Müslüman devletin ortasında Gazze’yi mahvettiler. Şimdi İran’a saldırıyorlar. Daha önce Irak ve Afganistan’da yaptıkları fiilî işgali bugün İran’da yapıyorlar. Tehdit olarak gördükleri ne kadar Müslüman ülke varsa hepsinin fişini çekiyorlar. Diğer Arap ülkeleri maalesef ABD çıkarlarına uygun hareket ettikleri için şimdilik farklı muamele görüyorlar. Ama yarın onların başına da benzer işlerin gelmeyeceğinin bir garantisi yok.
İran’ın en büyük hatası diplomasiyi olması gerektiği gibi yürütememesi oldu. Sahada yapabilecekleri sınırlıyken meseleyi sahaya taşımadan halletmeleri gerekirdi. Nitekim İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Said Hatibzadeh’nin şu açıklaması İran’ın ne kadar plansız ve âciz durumda olduğunu tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor: Amerika topraklarına ulaşma imkânımız olmadığı için bize yakın olan üslerine saldırıyoruz. Amerikan üsleri ise komşu Arap ülkelerinde bulunduğu için İran dolaylı olarak ülkesindeki kaosu komşu ülkelere taşımış oluyor.
İran’ın, saldırılara cevap vermesi bir yana henüz kendisini savunacak bir mekanizmadan yoksunken böylesi bir savaş durumuna ülkesini düşürmesi büyük hataydı. Sonuçlarını ise ağır ödüyor. Tüm bunlar ABD ve İsrail’i haklı yapmaz ama bölge ülkelerinin nasıl askerî ve siyasî adımlar atması gerektiğine dair önemli ipuçları verir. Biz evvelâ kendimize bakalım.
Türkiye olarak, savunma sanayiine yatırım yapmakla ne kadar doğru hareket ettiğimizi bir kez daha anladık. Özellikle hava savunmasının değerini bir iyice kavradık. İnşallah Çelik Kubbe daha da gelişerek caydırıcılığımızı artıracaktır. Ayrıca yerli ve millî füzelerimiz, uçaklarımız, tanklarımız ve silahlarımızla masada kazanan taraf olabileceğiz.
Erdoğan’ın uluslararası diplomasideki başarısı herkesin takdir ettiği bir gerçektir. Bölgesel ve küresel gelişmeler karşısında izlediğimiz dış politika hem ülkemiz hem de bölgemiz için barış tesis eden, uzun yıllara sârî adımlardır. Erdoğan, ülkesini saran ateş çemberini püskürten stratejik hamlelerle Türkiye’yi güçlü bir bölgesel aktör yapmıştır.
Dünyadaki mazlumlara yardım elini en fazla uzatan ülke, Türkiye’dir. Gazze’deki zulme en gür sesle karşı çıkan ülke, yine Türkiye’dir. Müslümanların yanında olan, uluslararası her platformda hakikati cesaretle söyleyen ülke, Türkiye’dir. Afrika’ya herkes sırtını döndüğünde oraya sahip çıkan, kazan-kazan ilişkisi çerçevesinde oraların kalkınmasını sağlayan ülke, Türkiye’dir. Bugün yine İran’da yaşanan insanlık dramı karşısında en etkili diplomatik adımları atabilecek ülke, yine Türkiye olacaktır. Türkiye, oyunu kurallarına göre oynamasını bilen, gün geçtikçe güçlenen, bölgesel ve küresel sorunların çözümünde, kalıcı barışın tesisinde sahici adımlar atan bir ülkedir. Tüm bölge ülkelerinin Türkiye gibi aklıselimle hareket etmesi gerekir.
Diğer taraftan İran savaşı, bize Erdoğan’ın güçlü liderliğine ne kadar şükretsek az olacağını ihtar etmektedir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ekmel KILIÇ
İran savaşından öğrendiklerimiz
Modern zamanların en zâlim iki varlığı Trump ve Netanyahu, dünyayı kana bulamaya devam ediyor. Gün geçmiyor ki yeni bir coğrafyada yeni bir zulüm yaşanmasın. Bu iki varlık, günümüzün Nemrut’u ve Firavun’u mesabesindedir.
O kadar Müslüman devletin ortasında Gazze’yi mahvettiler. Şimdi İran’a saldırıyorlar. Daha önce Irak ve Afganistan’da yaptıkları fiilî işgali bugün İran’da yapıyorlar. Tehdit olarak gördükleri ne kadar Müslüman ülke varsa hepsinin fişini çekiyorlar. Diğer Arap ülkeleri maalesef ABD çıkarlarına uygun hareket ettikleri için şimdilik farklı muamele görüyorlar. Ama yarın onların başına da benzer işlerin gelmeyeceğinin bir garantisi yok.
İran’ın en büyük hatası diplomasiyi olması gerektiği gibi yürütememesi oldu. Sahada yapabilecekleri sınırlıyken meseleyi sahaya taşımadan halletmeleri gerekirdi. Nitekim İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Said Hatibzadeh’nin şu açıklaması İran’ın ne kadar plansız ve âciz durumda olduğunu tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor: Amerika topraklarına ulaşma imkânımız olmadığı için bize yakın olan üslerine saldırıyoruz. Amerikan üsleri ise komşu Arap ülkelerinde bulunduğu için İran dolaylı olarak ülkesindeki kaosu komşu ülkelere taşımış oluyor.
İran’ın, saldırılara cevap vermesi bir yana henüz kendisini savunacak bir mekanizmadan yoksunken böylesi bir savaş durumuna ülkesini düşürmesi büyük hataydı. Sonuçlarını ise ağır ödüyor. Tüm bunlar ABD ve İsrail’i haklı yapmaz ama bölge ülkelerinin nasıl askerî ve siyasî adımlar atması gerektiğine dair önemli ipuçları verir. Biz evvelâ kendimize bakalım.
Türkiye olarak, savunma sanayiine yatırım yapmakla ne kadar doğru hareket ettiğimizi bir kez daha anladık. Özellikle hava savunmasının değerini bir iyice kavradık. İnşallah Çelik Kubbe daha da gelişerek caydırıcılığımızı artıracaktır. Ayrıca yerli ve millî füzelerimiz, uçaklarımız, tanklarımız ve silahlarımızla masada kazanan taraf olabileceğiz.
Erdoğan’ın uluslararası diplomasideki başarısı herkesin takdir ettiği bir gerçektir. Bölgesel ve küresel gelişmeler karşısında izlediğimiz dış politika hem ülkemiz hem de bölgemiz için barış tesis eden, uzun yıllara sârî adımlardır. Erdoğan, ülkesini saran ateş çemberini püskürten stratejik hamlelerle Türkiye’yi güçlü bir bölgesel aktör yapmıştır.
Dünyadaki mazlumlara yardım elini en fazla uzatan ülke, Türkiye’dir. Gazze’deki zulme en gür sesle karşı çıkan ülke, yine Türkiye’dir. Müslümanların yanında olan, uluslararası her platformda hakikati cesaretle söyleyen ülke, Türkiye’dir. Afrika’ya herkes sırtını döndüğünde oraya sahip çıkan, kazan-kazan ilişkisi çerçevesinde oraların kalkınmasını sağlayan ülke, Türkiye’dir. Bugün yine İran’da yaşanan insanlık dramı karşısında en etkili diplomatik adımları atabilecek ülke, yine Türkiye olacaktır. Türkiye, oyunu kurallarına göre oynamasını bilen, gün geçtikçe güçlenen, bölgesel ve küresel sorunların çözümünde, kalıcı barışın tesisinde sahici adımlar atan bir ülkedir. Tüm bölge ülkelerinin Türkiye gibi aklıselimle hareket etmesi gerekir.
Diğer taraftan İran savaşı, bize Erdoğan’ın güçlü liderliğine ne kadar şükretsek az olacağını ihtar etmektedir.