ESKİ YANLIŞ İLE DOĞRU SONUCA ULAŞILMAZ

Müebbet hükümlüsü, Abdullah Öcalan’ın mahkumiyet kararı için AİHM’ne yaptığı müracaatın da reddedilmesinden sonra artık onun için bu fani dünyada bütün mahkeme kapıları kapanmış oldu. Hal böyle iken bir müebbet hükümlüsü Öcalan’ın avukata niye ihtiyacı olur? Çünkü yargı konusunu ilgilendiren bir durumu yoktur. Allah her ne kadar ömür vermiş ise işte onu cezaevinde tüketecek demektir. Öcalan’ın AİHM’ne müracaatı kesinleştikten sonra bile geçmişte yıllarca avukatları ile görüşmesine izin verildiği, avukatları ile olağan bir siyasi parti lideri gibi dışarıya mesaj gönderdiği, kandildeki barbar örgütünü o mesajları ile yönlendirmeye devam ettiği bilinmekteydi.

Haziran 2015’te çözüm süreci hikayesinin bitmesiyle birlikte akla ziyan bu uygulamadan da vazgeçildi. Öcalan artık her müebbet hükümlüsü gibi sadece ilgili mevzuat çerçevesinde aile üyeleriyle görüşmeye başladı. Herkes de doğru olan budur, Öcalan’ın diğer müebbet hükümlülerden bir farkı olmadığından bir ayrıcalığı da olmamalıdır görüşündeydi. Ne var ki Mayıs 2019’dan itibaren bu görüşün sahipleri yanıldıklarını gördüler. Çünkü durup dururken “Öcalan’ın avukatları” unvanlı kişilerin yeniden onu ziyaretlerine izin verilmişti. Avukatları ziyaret dönüşlerinde getirdikleri mesajlarına göre, PKK/PYD’den Türkiye’nin hassasiyetlerine dikkat edilmesini istemiş Suriye’nin kuzeyini de “Kuzey Suriye” diye adlandırmıştı.

Bu ziyaret olayı unutulmak üzere iken 20 Haziran 2019’da Tunceli üniversitesi öğretim üyelerinden Ali Kemal Özcan’ın basın açıklaması bütün haberlerin önüne geçti. Özcan, Öcalan’ın avukatı ve akrabası olmadığı halde onunla görüşüp bir de basın açıklaması yapmıştı. İddiasına göre Öcalan avukatlarına İstanbul seçimlerinde HDP’nin tarafsız kalmasını isteyen bir mektup vermişti ama o avukatlar henüz o mektubu açıklamayarak Öcalan’ın emanetine karşı suç bile işlemişlerdi. CB Erdoğan ise aynı gün Öcalan’ın açıklamaları için “Öcalan ile Demirtaş arasında liderlik mücadelesinin olduğundan” söz etmişti.

Oysa geçmişte Öcalan’a onun ziyaretçilerine ilgili mevzuatın rağmına verilen ayrıcalıklar nedeniyle Öcalan neredeyse olağan siyasi bir parti başkanı durumuna gelmişti. Aslında CB Erdoğan’ın sözlerinde bir hakikat payı vardır. Siyasi partilerde lidere karşı rakipler çıktığı gibi terör örgütlerinde de rakipler çıkar. Bunu kimse engelleyemez. Öcalan yakalanmazdan önce rakiplerini kurşuna dizdirerek onları ortadan kaldırmış böylece rakipsiz duruma gelmişti. Oysa şimdi müebbet hükümlüsüydü. Canı istediği zaman birilerini kurşuna dizdiremiyordu. Üstelik Demirtaş’ı cilalayanlar da geçmişte Öcalan’ın infazcılarından başkası değildi. Günümüzde PKK’nın baronlarından birisi olan Nurettin Demirtaş’da zaten Demirtaş’ın abisiydi. Öcalan’ın yirmi yıllık tutukluluğundan önceki hegemonyasını olduğu gibi sürdürmesi de pek akla uygun değildir.

İşin bu kısmı rakipleri daha çok da terör örgütündeki taraflarını ilgilendirir. Buradan uzun vadeli bir siyaset çıkarmak gerçekçi değildir. Şimdi 20 Haziran 1987’de Mardin ili Ömerli İlçesi Pınarcık Köyünde 30 kişinin katliamının yıl dönümünde Öcalan’ın adının yeniden tedavüle sürülmesi büyük bir yanlış değil midir? Başka ülkelerde Öcalan durumunda olanlar ile o ülkeler benzeri işler yapmışlar. Türkiye’de yaptı. Özellikle 2012 sonunda başlayan Çözüm Süreci böyle bir işti. Öcalan’ın terör elebaşısı olması yok sayılarak Kürt Sorunu onunla çözülmeye çalışıldı. Sabah akşam yanına heyetler gönderildi. Müzakereler yapıldı. Sonuç alınamadı. Türkiye için büyük can kayıplarına yol açan çukur savaşları yaşandı.

Çözüm sürecini PKK Suriye olaylarını bahane ederek bozmuştu. Çünkü İsrail, ABD, İran gibi ülkeler PKK’ya ülke vaad etmişti. Bu vaad için ABD’nin yardımları kesintisiz devam ediyor. Öcalan’ın son derece yanar döner birisi olduğu, kendi kişisel geleceğinden başka önem verip ısrar ettiği ilkelerinin olmadığı da bilinmektedir. Bir müebbet hükümlüsü olarak psikolojisi de böyle davranmasına yol açabilir. O işin başka tarafıdır. Özetle bu Öcalan bugün Türk makamlarını memnun eden sözler ederken yarın şartlar değiştiğinde her an aksini söyleyebilir. Geçmişte “Selçuklular nasıl doğudan gelip Bizans’ı bitirdi ise bizde doğudan gelip T.C.’yi bitireceğiz” demesine rağmen yakalandıktan sonra uçakta gözleri açılır açılmaz “Anam Türkmendir, Türkiye’ye hizmete hazırım” dediğini de yaşı müsait olanlar elbette bileceklerdir. Öcalan kişi olarak güvenilir birisi değildir. On binlerce kişinin katliamından sorumlu birisinin zaten güvenilirliliğinden söz edilmesi de ayrı bir yanlış olacaktır. Üstelik bu Öcalan eliyle yaşanan Çözüm Süreci de Türkiye için bir baldıran zehiri ile sonuçlanmıştır. Can kaybından başka hiçbir işe yaramamıştır.

İstanbul seçimleri öncesinde PKK’nın partisi HDP, Millet ittifakı ile (CHP-İP) kirli şaibeli bir işbirliğine girmiş Cumhur ittifakı da haklı olarak bu işbirlğini mahkum etmeye çalışırken şimdi birden bire Öcalan’ın piyasa sürülmesi Cumhur ittifakı için bir tutarsızlıktır. Öcalan’ın HDP seçmenini tarafsız ederek CHP adayının kazanmasını önleyeceği varsayımı da gerçekçi değildir. HDP tabanının önemli bir kesimi Öcalan’ı bir ikon sayarken Cumhur ittifakına duydukları kin ve nefretle gidip oylarını da CHP adayına verirler.

Aksine Öcalan’ın piyasaya sürülmesi ile HDP tabanı CHP adayına oy vermediği için Binali Yıldırım İstanbul seçimlerini kazanmış olsa bile değer mi? O takdirde CHP-HDP ittifakı için “neyin karşılığında bunu yaptınız” gibi soruların aynısı Cumhur ittifakına sorulmayacak mıdır? Yaşanmış bu kadar acı tecrübelere rağmen Ak Parti yöneticileri bu büyük yanlışı nasıl tekrar edebilmiştir.

İlginizi Çekebilir

Türkiye çok önemli bir bilim adamını kaybetti!

Türkiye çok önemli çok değerli bir değerini daha trafik kazasında kaybetti.  Anadolu’yu ebed vatan yapan ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir