Bazı sözler vardır, bir kez duyuldu mu insanın zihnine değil kalbine kazınır. Bir çocuğun babasına, “Baba bana bir horoz al da beni namaza kaldırsın,” deyişi böyle bir söz işte. Masumiyetle, iyi olma arzusuyla, ama henüz kendi gücünü keşfedememiş bir yüreğin çağrısı...
Baba ise yılların deneyimiyle tebessüm eder: “Oğlum, ben sana yüz tane de horoz alsam, sen akşam namaza kalkmazsın. Sen içindeki horozu öttürmeye bak.”
Bu cümle, aslında bir ömür boyu peşimizden gelen bir hakikatin kapısını aralar: İnsan, en çok kendinden duyduğu sese kulak verir.
Hayat boyunca dışarıdan binlerce uyarı alırız. Öğretmenlerimiz nasihat eder, ailemiz yol gösterir, arkadaşlarımız heveslendirir, kitaplar, sözler, öğütler...
Hepsi birer horoz gibidir. Sabahı haber verir ama sabaha uyanan biz oluruz. Çünkü bir işi yapmayı gerçekten istemedikten sonra dış dünya ne kadar bağırırsa bağırsın kulağımıza uğultudan başka bir şey gelmez.
Öğrenci için de böyledir. En iyi kitaplar alınsa, en iyi dershanelere gidilse, en yüksek beklentiler yüklense bile insanın içinde bir kıvılcım yanmadıkça hiçbir bilgi gönülde yer etmez. Başarı, dışarıdan birinin itmesiyle değil; içeriden doğan bir adımla başlar. İçindeki horozu öttürmek, işte budur: Kendini uyandırmak. Kendini ikna etmek. Kendi yolculuğuna kendi iradenle adım atmak.
Belki de bu yüzden bazı insanlar büyük imkanlara rağmen yol alamazken, bazıları yokluğun içinden yıldız gibi doğar. Çünkü ikinciler, içlerindeki sesi duyabilmişlerdir. O ses bazen ürkek, bazen kısık, bazen de yorgundur; ama her zaman gerçeğe en yakın sestir.
İnsanı harekete geçiren şey motivasyon değil, niyettir. Bir niyet doğdu mu, dünya bile yol olur insana. Ama niyet eksikse, en güzel nasihatler bile anlamını yitirir.
Baba-oğul arasındaki o kısa konuşma işte bu yüzden basit bir hikâye değil; insan olmanın, büyümenin, sorumluluğu öğrenmenin özlü bir özeti gibidir.
Kalkmak istiyorsan horoz arama; sabahı kendi içinde bul.
Çünkü dışarıdaki sesler sustuğunda geriye tek bir şey kalır: Kendin.
Ve insan ancak kendine kulak verdiğinde gerçekten uyanır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mahmut Celal ÖZMEN (Konuk yazar)
Dışarıdaki Ses, İçerideki Uyanış..
Bazı sözler vardır, bir kez duyuldu mu insanın zihnine değil kalbine kazınır. Bir çocuğun babasına, “Baba bana bir horoz al da beni namaza kaldırsın,” deyişi böyle bir söz işte. Masumiyetle, iyi olma arzusuyla, ama henüz kendi gücünü keşfedememiş bir yüreğin çağrısı...
Baba ise yılların deneyimiyle tebessüm eder: “Oğlum, ben sana yüz tane de horoz alsam, sen akşam namaza kalkmazsın. Sen içindeki horozu öttürmeye bak.”
Bu cümle, aslında bir ömür boyu peşimizden gelen bir hakikatin kapısını aralar:
İnsan, en çok kendinden duyduğu sese kulak verir.
Hayat boyunca dışarıdan binlerce uyarı alırız. Öğretmenlerimiz nasihat eder, ailemiz yol gösterir, arkadaşlarımız heveslendirir, kitaplar, sözler, öğütler...
Hepsi birer horoz gibidir. Sabahı haber verir ama sabaha uyanan biz oluruz. Çünkü bir işi yapmayı gerçekten istemedikten sonra dış dünya ne kadar bağırırsa bağırsın kulağımıza uğultudan başka bir şey gelmez.
Öğrenci için de böyledir. En iyi kitaplar alınsa, en iyi dershanelere gidilse, en yüksek beklentiler yüklense bile insanın içinde bir kıvılcım yanmadıkça hiçbir bilgi gönülde yer etmez. Başarı, dışarıdan birinin itmesiyle değil; içeriden doğan bir adımla başlar.
İçindeki horozu öttürmek, işte budur: Kendini uyandırmak. Kendini ikna etmek. Kendi yolculuğuna kendi iradenle adım atmak.
Belki de bu yüzden bazı insanlar büyük imkanlara rağmen yol alamazken, bazıları yokluğun içinden yıldız gibi doğar. Çünkü ikinciler, içlerindeki sesi duyabilmişlerdir. O ses bazen ürkek, bazen kısık, bazen de yorgundur; ama her zaman gerçeğe en yakın sestir.
İnsanı harekete geçiren şey motivasyon değil, niyettir. Bir niyet doğdu mu, dünya bile yol olur insana. Ama niyet eksikse, en güzel nasihatler bile anlamını yitirir.
Baba-oğul arasındaki o kısa konuşma işte bu yüzden basit bir hikâye değil; insan olmanın, büyümenin, sorumluluğu öğrenmenin özlü bir özeti gibidir.
Kalkmak istiyorsan horoz arama; sabahı kendi içinde bul.
Çünkü dışarıdaki sesler sustuğunda geriye tek bir şey kalır: Kendin.
Ve insan ancak kendine kulak verdiğinde gerçekten uyanır.