Eksilince Anlayan İnsan: Nimete Kör Kalmanın Trajedisi
Yazının Giriş Tarihi: 10.12.2025 12:48
Yazının Güncellenme Tarihi: 10.12.2025 12:50
Bir görüntü düşüyor ekrana: doğuştan işitme engelli bir genç, doktorunun dokunuşuyla yıllar sonra dünyayı ilk kez işitiyor. O an kulaklarının açılışı yalnızca bir tıbbi müdahalenin değil, insanlığın kadim mucizesinin bir kez daha tecelli edişi. Anne hıçkırarak ağlıyor, baba dizlerinin bağı çözülmüş gibi doktora sarılıyor. “Ellerinizden öperim,” diyor, “Allah razı olsun.”
Bu sahne insanı hem sevindiriyor hem de tuhaf bir huzursuzluğa sürüklüyor. Çünkü o an gözyaşı döken baba, aslında dünyaya gelirken çocuğuna bahşedilen sayısız nimetin yalnızca eksileni geri geldiği için böylesine coşuyor. Peki, tüm o eksilmeyenler? Gözler? Nefes? Yürüyebilmek? Akıl? Damarımızdaki kanın sükûnetle akması? Bir kez olsun onlara böyle sarıldık mı? Böyle titreyerek şükrettik mi?
İnsanın tabiatı, var olandan çok eksik olana odaklanmak gibi acı bir yanılgıya meyilli. Bir nimet eksilir; biz ancak o zaman nimete uyanırız. Bir felaket yaklaşır; biz ancak o zaman duaya sarılırız. Bir hastalık yoklar; biz ancak o zaman sağlığın adını hatırlarız.
Oysa körlük yalnız gözlerin görmemesi değildir; asıl körlük, nimeti olağan sanmanın körlüğüdür.
Sosyal medyada bu tarz videolar milyonlarca kez izleniyor. İnsanlar o mucizenin gerçekleştiği ana tanıklık etmekten duygusal bir haz alıyor. Ekranın karşısında burnunu çeken, gözünü silen, içi burkulan izleyiciler… Fakat o izleyicilerin büyük çoğunluğu videoyu kapatır kapatmaz kendi duyduğu kuş cıvıltısını, rüzgârın uğultusunu, sevdiğinin sesini aynı tazelikle duymaya devam ediyor. Yine de hiçbirinin aklından, “Ben bugün duyuyorum; peki bunun için ne kadar minnettarım?” sorusu geçmiyor.
Modern insan, nimeti unutmak konusunda korkunç bir ustalık kazandı. Göz gördüğü sürece görmenin kıymetini bilmez; kulak duyduğu sürece işitmenin anlamını düşünmez. Kalbin ritmi düzenli attığı sürece, o ritmin her saniye sonsuz ihtimaller içinden seçilmiş bir “devam” kararı olduğunu kavrayamaz. Ne zaman ki düzen bozulur, o zaman insan anlar: yaşamayı modern bir hak zannederken aslında ne kadar büyük bir ihsan içinde yüzdüğünü.
Yazı başındaki sahnede baba doktora sarılıp “ellerinden öperim” derken içtendir, samimidir, duygusu gerçektir. Bu davranışta yanlış bir şey yoktur; insan, kendisine iyilik edeni sever. Fakat insanlık için trajikomik olan şudur:
Yaratılıştan beri her nefeste nimet veren Rabbe, aynı gözyaşları kolay kolay akmaz.
Bir damla gözyaşının sebebi bazen doktorun emeği olur da, evladı koruyan, büyüten, ona milyonlarca hücreyi yerli yerine koyarak veren kudrete duyulan şükür nedense sükûnete dönüşür, suskunluğa, hatta çoğu zaman unutuluşa…
İşte bu unutuluş, toplumun içten içe en derin trajedisidir.
Bir gün insan tüm bu alışkanlığın üzerinden silkinip kalksa, elini kulağına götürüp “Ben bugün duyuyorum,” dese… Gözlerini kapatıp “Ben bugün görüyorum,” diye içinden geçirse… Ve nefes alırken, “Bana bu nefesi veren kimse, ben ondan razıyım; o da benden razı olsun,” diye içten bir cümle mırıldansa…
O zaman, belki de sosyal medya videolarında izlediğimiz o gözyaşlarının asıl manasını idrak etmiş olurduk.
Belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, eksilenden değil, var olandan etkilenmeyi yeniden öğrenmek.
Çünkü insanın asıl kaybı, nimet elinden gidince değil; nimet elindeyken değerini hiç fark etmeyince başlar.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mahmut Celal ÖZMEN (Konuk yazar)
Eksilince Anlayan İnsan: Nimete Kör Kalmanın Trajedisi
Bir görüntü düşüyor ekrana: doğuştan işitme engelli bir genç, doktorunun dokunuşuyla yıllar sonra dünyayı ilk kez işitiyor. O an kulaklarının açılışı yalnızca bir tıbbi müdahalenin değil, insanlığın kadim mucizesinin bir kez daha tecelli edişi. Anne hıçkırarak ağlıyor, baba dizlerinin bağı çözülmüş gibi doktora sarılıyor. “Ellerinizden öperim,” diyor, “Allah razı olsun.”
Bu sahne insanı hem sevindiriyor hem de tuhaf bir huzursuzluğa sürüklüyor. Çünkü o an gözyaşı döken baba, aslında dünyaya gelirken çocuğuna bahşedilen sayısız nimetin yalnızca eksileni geri geldiği için böylesine coşuyor. Peki, tüm o eksilmeyenler? Gözler? Nefes? Yürüyebilmek? Akıl? Damarımızdaki kanın sükûnetle akması? Bir kez olsun onlara böyle sarıldık mı? Böyle titreyerek şükrettik mi?
İnsanın tabiatı, var olandan çok eksik olana odaklanmak gibi acı bir yanılgıya meyilli. Bir nimet eksilir; biz ancak o zaman nimete uyanırız. Bir felaket yaklaşır; biz ancak o zaman duaya sarılırız. Bir hastalık yoklar; biz ancak o zaman sağlığın adını hatırlarız.
Oysa körlük yalnız gözlerin görmemesi değildir; asıl körlük, nimeti olağan sanmanın körlüğüdür.
Sosyal medyada bu tarz videolar milyonlarca kez izleniyor. İnsanlar o mucizenin gerçekleştiği ana tanıklık etmekten duygusal bir haz alıyor. Ekranın karşısında burnunu çeken, gözünü silen, içi burkulan izleyiciler… Fakat o izleyicilerin büyük çoğunluğu videoyu kapatır kapatmaz kendi duyduğu kuş cıvıltısını, rüzgârın uğultusunu, sevdiğinin sesini aynı tazelikle duymaya devam ediyor. Yine de hiçbirinin aklından, “Ben bugün duyuyorum; peki bunun için ne kadar minnettarım?” sorusu geçmiyor.
Modern insan, nimeti unutmak konusunda korkunç bir ustalık kazandı. Göz gördüğü sürece görmenin kıymetini bilmez; kulak duyduğu sürece işitmenin anlamını düşünmez. Kalbin ritmi düzenli attığı sürece, o ritmin her saniye sonsuz ihtimaller içinden seçilmiş bir “devam” kararı olduğunu kavrayamaz. Ne zaman ki düzen bozulur, o zaman insan anlar: yaşamayı modern bir hak zannederken aslında ne kadar büyük bir ihsan içinde yüzdüğünü.
Yazı başındaki sahnede baba doktora sarılıp “ellerinden öperim” derken içtendir, samimidir, duygusu gerçektir. Bu davranışta yanlış bir şey yoktur; insan, kendisine iyilik edeni sever. Fakat insanlık için trajikomik olan şudur:
Yaratılıştan beri her nefeste nimet veren Rabbe, aynı gözyaşları kolay kolay akmaz.
Bir damla gözyaşının sebebi bazen doktorun emeği olur da, evladı koruyan, büyüten, ona milyonlarca hücreyi yerli yerine koyarak veren kudrete duyulan şükür nedense sükûnete dönüşür, suskunluğa, hatta çoğu zaman unutuluşa…
İşte bu unutuluş, toplumun içten içe en derin trajedisidir.
Bir gün insan tüm bu alışkanlığın üzerinden silkinip kalksa, elini kulağına götürüp “Ben bugün duyuyorum,” dese… Gözlerini kapatıp “Ben bugün görüyorum,” diye içinden geçirse… Ve nefes alırken, “Bana bu nefesi veren kimse, ben ondan razıyım; o da benden razı olsun,” diye içten bir cümle mırıldansa…
O zaman, belki de sosyal medya videolarında izlediğimiz o gözyaşlarının asıl manasını idrak etmiş olurduk.
Belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, eksilenden değil, var olandan etkilenmeyi yeniden öğrenmek.
Çünkü insanın asıl kaybı, nimet elinden gidince değil; nimet elindeyken değerini hiç fark etmeyince başlar.