SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Mucizenin Gölgesinde Kalan Hakikat..

Yazının Giriş Tarihi: 08.11.2025 16:05
Yazının Güncellenme Tarihi: 08.11.2025 16:07

İnsan, inanmak ister.
Ama neye, nasıl inanacağını bilmeyen insan, çoğu zaman hakikatin değil; hayalin, hatta aldanışın izini sürer. İnancın ağırlığını omuzlarında değil, mucizenin parıltısında taşımak ister. Çünkü olağanüstülük, zayıf ruhlara kolay bir tatmindir; düşünmeden inanmanın, sorgulamadan sığınmanın yumuşak yatağıdır.
Bugün hâlâ birçok kimse, inandığı dinin “yaşayan mucizeleri” olduğuna inanmayı, o dinin hak olduğuna dair en büyük kanıt sayıyor. Sanki din, göğe uzanan bir merdiven değil de, bir sihir gösterisinin sahnesiymiş gibi.
Olağanüstülükler yoksa, demek ki o din eksiktir; mucizesiz bir inanç, değersiz bir inançtır onlara göre. Ve işte tam bu noktada, insanın kalbiyle aklı arasındaki o ince köprü çöker. Çünkü artık iman, hakikate değil, esrarengizliğe bağlanmıştır.
Bu tür insanlar, bir yerlerde bir “esrar” kokusu aldılar mı, üzerine balıklama atlar. Her garip hikâyede bir delil, her muammada bir işaret, her söylentide bir mucize ararlar. Gerçek bilgiye değil, tüyleri diken diken eden bir duyguya teslim olurlar. Ve o teslimiyet, onları sık sık sırat-ı müstakîmden çıkarıp çamurun koynuna iter.
Zira çamur, yüzeyde parlayan ışıkları sever; ama o ışıklar, hakikatin değil, cehaletin parıltısıdır.
Bugünün Müslümanlarının bir kısmı da aynı bataklıkta debeleniyor. Dünya yanıyor; çocuklar, şehirler, umutlar… hepsi ateşin içinde. Ama onların gündemi bambaşka:
İsa aleyhisselâm ne zaman dönecek?
Deccal nerede saklanıyor?
Mehdi hangi ülkede doğacak?
Ye’cüc ve Me’cüc ne zaman gelecek?
Hakikat kan içinde solurken, onlar hâlâ efsanelerle avutuluyorlar. Sanki iman, aklı susturmanın, zamanı durdurmanın, dünyayı görmezden gelmenin adıymış gibi…
Ve bir de şeyhinin gölgesini Allah’ın nuruyla karıştıranlar var. Onlara göre din, artık bir düşünme biçimi değil; bir adamın el hareketi, bir bakışı, bir alışkanlığıdır. Şeyh elmayı kabuğuyla yer; çünkü o, “vitamini kabuğundadır” der. O an, biyolojik bilgi birden “keramet”e dönüşür; mürit için artık elmayı soymadan yemek bir sünnet olur: “Şeyhin sünneti!”
İnsanın aklına gülmek değil, ağlamak düşer. Çünkü hakikatin yerini alan şey, gülünç bir hurafenin yaldızlı suretidir.
Bu çağın en derin yanılgısı, kutsalı olağanüstülükte aramak.
Oysa dinin asıl mucizesi, olağan olanın içinde gizlidir: Aklını kullanabilen bir insan, vicdanla atan bir kalp, adaletle yürüyen bir toplum… İşte hakiki mucize budur.
Ama bunu görmek için parlayan ışıklara değil, karanlıkta parlayan hakikate bakmak gerekir.
Ve belki de insanın asıl imtihanı tam budur;
Gözle değil, kalple görmeyi öğrenmek.
Mucizeye değil, hakikate inanmak.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.