SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Rivayetin Gölgesinde Kur'an'ın Sesini Yitirmek...

Yazının Giriş Tarihi: 26.11.2025 10:21
Yazının Güncellenme Tarihi: 26.11.2025 10:23

《 Talebelerine Sahîh-i Buhârî'yi okutan bir Hoca'ya:
"Batıda insanlar aya çıkmış, sen hâlâ burada Sahîh-i Buhârî'yi okutuyorsun" diye çıkışan adama, Hoca da şöyle cevap eder:

“Bunda şaşılacak ne var ki? Bir mahlûk başka bir mahlûka ulaşır; ancak biz yaratıcıya ulaşmak istiyoruz. Fakat biliyor musun? Aramızdaki müflis sensin; ne onlarla aya çıktın ne de bizlerle beraber Buhârî okudun.”

☆☆☆

İnsanın aya çıkmasıyla bir kitabın sayfalarına eğilmesi arasında şaşılacak yahut karşılaştırılacak bir şey yok aslında. Biri göğün maddesine dokunur, öteki göğün manasına. Fakat göğün manası, hangi kitabın satırlarında saklıdır? İşte asıl gürültü burada kopar.

Sahîh-i Buhârî…
Kuşkusuz ki bir insan emeğinin, derleme titizliğinin ve dönemin ilmî gayretinin ürünü. Onu tozlu raflara atmak da yanlıştır; fakat onu Kur’an’ın üzerine çıkarmak, hatta onun yerine ikame etmek daha derin bir cehalettir. Çünkü her insan emeği, ne kadar büyük olursa olsun, taşıdığı tüm ihtimamın içinde mutlaka beşerî bir gölge de barındırır.

Bugün bazıları, Kur’an’ın açık ve doğrudan çağrısını geriye itip, Buhârî’nin rivayetlerinden dinin merkez direğini kurmaya uğraşıyor. Oysa asıl direk, “sana Rabbin tarafından indirilen” kelamın kendisidir. Göğü kat kat yarıp önümüze seren de odur; akla, merhamete, adalete, ölçüye çağıran da. Kur’an’ın ışığı varken başka bir kitabı onun yerine mihraba yerleştirmek, gölgenin güneşle yer değiştirmesinden farksızdır.

Bu yüzden, Buhârî okuyan bir hocaya yöneltilen “İnsanlar aya çıktı, siz hâlâ...” serzenişi, bilimi dinin karşısına koyan yüzeysel bir karşılaştırmanın ürünüdür. Lakin hocanın verdiği cevap da başka bir yanlışa savrulur: Yaratıcıya ulaşmayı, insan sözüne kazınmış rivayetlerin tek yolu addetmek.

Oysa asıl soru şudur:
Yaratıcıya ulaşmanın yolu gerçekten rivayet kitaplarının kıvrımlarından mı geçer, yoksa bizzat O’nun kelamının aydınlığından mı?

Dinin göğe uzanan merdiveni, insanların not defterleri değil; Kur’an’ın kendisidir. Rivayetler bu merdivene yaslanabilir, gölge verebilir, bir adımı anlamaya yardımcı(!) olabilir; fakat merdivenin kendisi olamazlar. Çünkü merdiven, beşerî kelamın değil, ilahî hitabın göğe uzanan çizgisidir.

Asıl müflis, aya çıkanları küçümseyen de değildir; hadis hocasına sataşan da.
Asıl müflis, Allah’ın kelamını hayatın merkezinden çekip, insan sözünü ilahîleşmiş bir ölçüye dönüştüren zihindir.

O zihin ne bilimin ufkunu görür ne vahyin ışığını. Böylece hem bu dünyanın ayını hem de o dünyanın ayetini ıskalar.

Ve ironiktir ki, kendini en yakın sananın bazen en uzak olmasıdır. Çünkü yakınlık, bir kitabın kapağını yüceltmekle değil; Allah’ın kelamını anlamaya, düşünmeye, adaletle yaşamaya yönelmekle başlar.

Asıl ulaşılmak istenen yaratıcı ise, O’na giden yol zaten apaçık bir kitapla gösterilmiştir:
Kur’an.
Ne eksik, ne fazla.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.