Nutella’dan duvarlar ve şirk

 

Bundan önceki yazımda Mekke’lilerin gerçekte birtakım taştan heykelleri Kabe’nin etrafına doldurup tapındıkları biçimindeki bir şirk algısını sığ ve eksik bulduğumu söylemeye çalışmıştım. Bu algı Şirki çok marjinal sayılabilecek sayıda ahmak/ cahilin absürd eylemi durumuna düşürmektedir. Aynı şekilde türbelerden istimdat eden, ağaçlara çaput bağlayan, Oruç Baba türbesinde dua eden, anıtkabirde Ata’ya salat eden, Hz. Peygamberin sakalının içinde olduğu şişeyi öpen insanların eylemlerini şirk olarak değerlendirmek te aynı kategoridedir.
Hal böyle olunca da Kur’an’ın bu düzeydeki eylemleri affedilmesi gayri kabil büyük zulüm olarak nitelendirmesi orantısız bir niteleme sayılabilmektedir.
Oysa Şirk Allah’ın yarattığı evren ve sistem içinde O’nun dışında bir gücün ve iradenin tanrılaştırılması/ ilahlaştırılması anlamına gelir. Bunu biraz açmak istiyorum:
Bir insanın bir varlığı/ gücü/ iradeyi ilahlaştırması yaşamında kendi irade ve özgürlüğünden o iradenin lehine vazgeçmesi ve kendi özgürlük alanından çekilmesidir. Allah’ın Külli iradesini tüm evreni ve insanı kuşatan bir duvar/ sınır olarak düşünelim. Bu iradenin çizdiği / ördüğü ve insan doğasının da gereği olan (Fıtrat) duvarın/ sınırın içinde kalmak Allah’a ibadet etmek demektir. O duvarın/ sınırın içinde insan sınırlı iradesi ile kendi özgürlük alanında yaşamının kurgusunu yapabilmekte ve bu kurgusundan da sorumlu olmaktadır. Şirk İnsanın özgür iradesini kullanabileceği alanı daraltacak şekilde başkaca iradelerin de kutsal duvarlar örmesini/ sınırlar çizmesini ve bu duvarların mutlaklığını/ değişmezliğini kabullenmektir. Allah’ın altında ve insanın üstünde olduğu kabul edilen bu kutsal iradeler Allah’ın altından (min dunillah) edinilen ilahlardır.
Kur’an’da (hadid:56) geçen ‘Ben ins ve cinni sadece bana ibadet etsinler diye yarattım” ayeti de Allah’ın zımnen ‘benin yaratığım insanın iradesine, varoluşuna hiç kimse ipotek koyamaz. Hiç kimse insanı köle edinemez. Tahakküm edemez’ anlamında bir fermandır.
Allah’ın altından ilah edinilenler ile ilgili olarak Kur’an’da geçen ‘kendilerine fayda ve zarar vermeyen şeyler’ ifadesi şu demektir: İlah edinilen bu iradelerin ördükleri duvarlar insan için değil, insana rağmen örülen duvarlardır. Bu duvarların varlıkları insana herhangi bir fayda sağlamadığı gibi, yoklukları ile de insan hiçbir şey kaybetmeyecektir. Bunlar insana dayatılan yapay kutsallardır. Bu kutsallar insan fıtratı/ doğası ile uyumlu değildirler.
Ayrıca bu yapay ilahlar ile ilgili olarak kullanılan ‘Seni işitmeyen ve seni görmeyen ve senden bir şey savmayan’ ifadesini de şöyle anlamak gerekir: Bu ilahların iradeleri ile çizilen duvarların referansı senin iraden de değildir. Bu iradeleri etkilemen (bir şeyler işittirmen, göstermen) mümkün değildir. Bunlar senin pratik yaşamında yararını göreceğin şeyler de değildirler.
Allah şirki neden affetmez?
İnsanın, Allah’ın kendisine tanıdığı özgürlük alanını, gücü kendilerinden menkul egemen iradelere terk etmesi bir kişilik zaafıdır. Kendi aklı, iradesi ve özgürlüğünden vazgeçmiş, güdülebilir, sürüleşmiş, şahsiyetsiz bir varlık olması kendi doğasına ve kişiliğine karşı işleyebileceği en büyük zulümdür. Kur’an’da Zulümat’ın gölgeler/ karanlıklar anlamında kullandığını düşünürsek Şirk’i insanın kendi kişiliğini silikleştirmesi/ karartması olarak anlamamız mümkün olur. Şirk’in affedilmesi gayri kabil bir günah olması zımnen müşrik insandaki şahsiyet zaafından geri dönüşün imkansızlığı / zorluğunun ifade edilmesidir. Kendi varoluşundan ferağat edenin ona rağmen varedilmeyeceği..
Hz. İbrahim’in çocuklukta başlayan ve dogmatik babası ve toplumunun statükosuna karşı verdiği mücadeleyi bir ‘şahsiyet’ ve ‘varoluş’ mücadelesi olarak tanımlamak mümkündür. Bu varoluş mücadelesini büyük bir cesaretle sürdürüp kendi varoluşunu gerçekleştiren genç İbrahim Kur’an tarafından ‘Hanif’ olarak nitelendirilmiştir. ‘Hanif’ özgür/ bağımsız/ birey olabilmiş şahsiyettir. Bir öğrencim Hz. İbrahim’in mücadelesine bakarak Mekke’de inşa ettiği ‘Kabe’yi ‘Özgürlük Anıtı’ olarak tanımlamıştı.
Şirki bazı simgelerin simgesel bazı eylemlerle takdis edilmesi olarak tanımlamak yerine, Bireysel, toplumsal ve küresel dünyamızda bize dayatılan tabuların/ törelerin/ değerlerin/ kurumların/ sistemler/ iradelerin insana tahakküm etmesi olarak tanımlamak baltalarımızı daha reel düşmanlar için sallamamız açısından önemlidir.
Hayye ala-l- Kıyam. (Haydin Varoluşa)

İlginizi Çekebilir

Bütün ülkeler eşittir ama bazıları daha eşit

Dünyanın küresel bir köye dönüşmesiyle birlikte Türkiye’nin taptaze kirazları İngiliz Kraliyet ailesinin sofralarını süslerken elbette ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir