SON DAKİKA
Hava Durumu

Akil nankörlük

Yazının Giriş Tarihi: 24.05.2024 15:23
Yazının Güncellenme Tarihi: 24.05.2024 15:23

Bir zamanlar CB Erdoğan’ın “gerekirse baldıran zehiri içeceğim ama bu Kürt Sorununu çözeceğim” demesine karşılık, bugün takip ettiği siyaset eski iddiasından vazgeçmesi demek olur mu? Ya da Ak Partinin bugün PKK’ya karşı yurt içinde ve dışında takip ettiği mücadele bir “misyon kaybı” anlamına gelir mi?

Teslim edilmelidir ki Erdoğan’ın Kürt meselesine bakışı, 1923-2002 döneminde gelip geçen yöneticilerden epeyce farklıdır. Ondan önce 1991’de Mardin’e giden Süleyman Demirel’de “Kürt realitesini” tanıdığı açıklamıştır. Ancak bu tanımadan neyi kastettiğini icraatları ile göstermemiştir. Hatta Turgut Özal’ın da CB döneminde “federasyon dahil her şeyi tartışmalıyız” dediği olmuştur. Ancak Özal’ın tartıştırdıklarının da somut bir karşılığı olmamıştır.

Erdoğan, hiçbir zaman bir ırkın diğer bir ırka üstünlüğünü ya da bir ırkın diğer ırkın içinde eriyip kaybolması (asimile) olması gibi tezlere rağbet etmemiştir. Aksine Batıda genel geçer olan etnisiteye dayalı ulus görüşü yerine İslam kardeşliğine dayalı millet olgusuyla bu sorunun üstesinden gelinebileceğini savunmuştur.

Tek parti döneminde İslam’ın irtica adıyla bir iç tehdit olarak bastırılmaya çalışılmasının yanında, içeriği boş Türklük vurgusunun, Türk olmayanları bu arada Kürtleri tahrik ettiği, onların arasında ayrılıkçı milliyetçi görüşlerin yayılmasına sebep olduğu gibi İslami çevrelerde genel geçer görüşleri Erdoğan’da sahiplenmiştir. Bunun için Osmanlı dönemi uygulamalarını bir çözüm örneği olarak vurgulamış, “Lazistan Eyaleti, Kürdistan eyaleti gibi adlandırmalardan korkmamak gerektiğini” ileri sürmüştür.

Bu görüşlerin Erdoğan ve Ak Parti tarafından bir çözüm aracı olarak görüldüğü dönemde “çözüm süreci” denilen uygulamalar başlamıştır. O uygulamaları belki bütünüyle reddetmek kadar tamamı ile doğrulamak ta gerçekçi değildir.

Çünkü Türkiye bir Osmanlı devleti bakiyesidir. İster istemez nüfus yapısı içinde Türk olmayan unsurlar vardır. İşte o unsurlar, hükümet kararı ile, bir kişinin yüce buyrukları ile yok olacak değillerdir. Önemli olan o unsurlar ile bir arada barış içinde nasıl yaşanacağının formülünü bulmaktır.

CB Erdoğan’ın seslendirdiği görüşün zayıf tarafı, 623 yıllık Osmanlı tarihinde “Kürdistan Eyaleti adının 1847-1864 arasında yalnızca 17 yıl kullanıldığını göz ardı etmesidir. Günümüz Türkiye’sinin idari yapısı içinde bu yüzden Osmanlı’nın eyalet uygulamasının bir veri olmayacağı açıktır.

Kürtleri rahatsız eden nedir? Yok sayılmalarıdır. Kürtler, Türklerin bir bölümüdür, parçasıdır ya da Kürtçe diye bir dil yoktur demek, onları yok saymaktır. Erdoğan bu konuda isabetli kararlar vermiş, Kürd’e Kürt, onun diline de Kürtçe demiştir. Bununla kalmamış, TRT’de “TRT Kürdi” diye bir kanal açmıştır. Kürtçe siyasi parti propagandalarını serbest bırakmıştır. Kürtçe televizyon yayınları için alt yazı zorunluluğunu kaldırmıştır. Üniversitelerde Kürt Dili ve Edebiyatı bölümleri açtırmıştır. Bütün bunların bir sonucu olarak Kürtçeyi okullarda seçmeli ders haline getirmiştir. Kürtler rahatsız oluyor diye bazı illerde dağlardan “Ne mutlu Türk’üm diyene” gibi yazıları sildirmiştir. Kürtçe konusunda buraya kadar yapılanlar teslim edilmelidir ki doğru işlerdir.Ancak çözüm süreci döneminde PKK’lıların ve onların siyasi ayağı olan partilerinin muhatap alınması yanlış olmuştur. Ne idiğü herkesçe bilinen bazı tipleri “akil adam” diye milletin üzerine salması da büyük yanlıştır. Aslında bütün bu yapılanların temelinde PKK’lıların silah bırakmaları beklentisi hakim olmuştur. Bu beklentiye, PKK’yı tanımama ya da eksik tanıma yol açmıştır. Çünkü PKK artık çok uluslu bir şirket durumuna gelmiştir. O şirketin İran, İsrail, ABD vb ortaklarına rağmen bir karar alması mümkün değildir.

Nitekim Türkiye’de yukarıda sıralanan işler yapılırken PKK’lılar Suriye’de Türkiye’ye karşı mevzilenmiştir. IŞİD karşısında zora düştüklerinde Barzani kuvvetlerinin Türkiye topraklarından Suriye’ye gitmelerine izin verildiğinde, Barzani kuvvetlerini “Biji Obama” diyerek benzeri görülmeyecek bir nankörlük örneği göstermişlerdir.

Çözüm Süreci denilen zamanda, PKK’lılar pek çok il ve ilçede iç savaş hazırlıkları yapmışlardır. Nihayet Haziran 2015’te “Devrimci Halk Savaşı” dedikleri terör eylemlerini arttırmışlar, uykudaki iki polisi katlederek çözüm sürecini bitirmişlerdir.

Türkiye’nin hükümeti, Erdoğan ne yapabilirdi? Hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam edemezdi. Yabancıların kışkırtması ve Suriye’de devlet vaad etmesi üzerine teröre kaldıkları yerden devam edenlere karşı mukabele etmekten başka bir yol kalmamıştır. Türkiye teröre karşı mücadelesinde büyük bedeller, can kayıpları vermiştir. Terör Türkiye sınırları içinde önemli ölçüde yok edilmiş, sınırların ötesini de temizleme safhasına geçilmiştir.

Dikkat edilirse Kürtçe konusunda yapılanların hiçbirisinden geri adım atılmamıştır. İlk okullarda okunan “Andımızın” tekrar geri getirilmesini öngören Danıştay kararı bile uygulanmamıştır. Erdoğan yapılanları, “inkar ve asimilasyon politikalarının terk edilmesi” diye adlandırmıştır. Buna rağmen Erdoğan’ın tutumunu, PKK’nın siyasi ayağındakiler ceza aldılar diye “misyon kaybı” diye adlandırmak ancak kötü niyetle ve nankörlükle açıklanabilir. Üstelik bu nankörlüğü yapanların arasında “akil adam” denilenlerin de olması hem ibretlik hem de akil nankörlüktür.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.