SON DAKİKA
Hava Durumu

Gölgeden Tanrı'ya (II)

Yazının Giriş Tarihi: 12.03.2020 21:14
Yazının Güncellenme Tarihi: 12.03.2020 21:14

Yükselme döneminden sonra da Zillüllah deyiminin zaman zaman kullanıldığını gösteren bilgiler vardır. Bunlardan birisi XVIII. Yüzyılda yaşamış olan Defterdar Sarı Mehmet Paşa, (Nesayihü’l-Vüzera Vel Ümera veya Kitab-ı Güldeste, Devlet Adamlarına Öğütler, s.8) adlı kitabında “Padişah-ı ruyi zemin zillullahi fil-arz” diyerek bu deyimi tekrarlamıştır.
Ancak XX. Yüzyıla kadar, kelami açıdan böyle bir deyimi kullanmanın ne derece makul olduğu müzakeresi hakkında bir bilgiye sahip değiliz. Zillüllah deyiminin kullanılmasına yapılan itirazlara şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’nin verdiği cevaplar ile konu hakkındaki tartışmalar literatürde yer almıştır. Mustafa Sabri bu deyimi kullanmanın meşru olduğunu ve itiraz edenleri de cehaletle suçlamıştır.
“Zıllullah tabir-i mecâzîsi, eski Osmanlılar’ın ve Müslümanlar’ın selâhiyetleri haricinde kendi kendilerine uydurdukları bir terkip değildir. Bu tâbiri bazı ‘ehâdis-i şerife’ de bizzat Cenâb-ı Peygamberimiz istimal buyurmuşlardır. İstimal-i Nebevî ile tâbirât-ı me’sûre sırasına geçmeseydi zaten bunu eslâf-ı müslimin, kendi kendilerine istimale cesaret etmezlerdi. Allâh’a taalluk eden mesâildeki muhterizâne terbiye-i diniyeleri buna mâni olurdu.” (Cühelâ Mârifetleri, Yarın Gazetesi, Gümülcine, 1928, sayı: 2, s. 2)
Osmanlı Halifesi/Padişahı adına yapıldığı TBMM vb kuruluşlar tarafından defalarca açıklanan Milli Mücadele’nin kazanılmasından sonra Halifeliğin kaldırılmasını savunanlar, Osmanlıların zillüllah deyimini kullanarak İslami ilkelere zaten aykırı davrandıklarını, bu yüzden halifeliğin kaldırılmasının kaçınılmaz bir meşruiyete sahip olduğunu savunmaktadırlar. Her şeyden önce teslim edilmelidir ki Halifelik, zillüllah vb deyimler kullanıldığı, İslami ilkelere aykırı bir kurum olduğu için kaldırılmış değildir.
Halifeliğin kaldırılması, Ankara Hükümetinin içinde yer aldığı uluslar arası bir ilişkinin icabı, ona bağlı olarak yapılan Lozan Anlaşmasının sonuçlarından birisi olarak gerçekleşmiştir. Böyle bir kaldırmanın dönemin şartları içinde, İslam Dünyasını önemli ölçüde sömürgeleştirmiş olan İngiltere ve Fransa için memnuniyet verici olduğu açıktır. Siyasi etkisi, İslami ilkelere uygunluğu tartışmalı olsa bile Halifeliğin, bir kurum olarak varlığı İslam Dünyası için her zaman sembolik değeri yüksek olmuştur. Hatta bu değerin sembolik seviye ile de açıklanması yeterli olmaz. Çünkü Milli Mücadele döneminde Türk halkının arasında birliğin sağlanması için “halifeye bağlılık” vurgusu tekrarlanmıştır. Bunun dışında Hindistan/Pakistan Müslümanlarının işgal altında olmalarına rağmen, Türk halkı için para toplayıp göndermeleri, İngiliz hükümetinin Türkiye’ye karşı tutumunu protesto için mitingler gösteriler yapmaları halifeliğe duydukları bağlılıktan başka bir şey ile açıklanamaz.
Kemal Paşa’nın Osmanlıyı ve Halifeliği ortadan kaldırması ile doğrudan hakimiyet anlayışı ile ilgili olan zillüllah gibi deyimlerin, kullanılması sona ermemiştir. Çünkü Zillüllah ile bazı sultanlar veya onların çevresi kendilerini böyle nitelendirip, yetkilerinin kaynağını doğrudan Allah’a nispet ederken Kemal Paşa döneminde bir derece daha yükselmiştir. Artık gölge deyimi de yetersiz görülmüştür.
Cumhuriyetin 10. Yılı kutlamaları için düzenlenen şiir, hikaye, tiyatro eserleri yazma yarışması düzenlenmiş ve bu eserlerin içinde dereceye girenler, kutlama komitesi tarafından seçilerek yayınlanmış dolayısı ile sadece yazanların görüşü olmaktan çıkmıştır. Eseri seçilenlerden Faruk Nafiz Çamlıbel, Kemalettin Kamu, Behçet Kemal Çağlar 1930’larda devletin gözde sanatçısıdır. Yazılan piyesler devlet tiyatrolarında şehirden şehre aylarca oynatılır. Çünkü tiyatro tek parti döneminin önemli bir siyasi propaganda aracıdır.
Adeta “Kemal Paşa’nın mistiklerinden olan Kemalettin Kamu”, yazdığı şiir ve piyeslerinden dolayı ödüllendirilerek, devlet tarafından Paris’e Siyasal Bilimler eğitimi için yollanmış, VI., VII ve VIII. Dönemlerde CHP’den milletvekili seçilmiş birisidir. En çok takdir gören şiirleri: Ne örümcek, ne yosun. Ne mucize, ne füsun. Kabe Arabın olsun. Çankaya bize yeter. Bu şiir ders kitaplarında yer aldığı gibi 10. Yıl kutlamalarında radyoda defalarca  okunmuştur.
Daha çok “Atanın ozanı” olarak tanınan Behçet Kemal Çağlar, Kemal Paşa tarafından ödüllendirilerek, şiirini geliştirip ilerletsin diye Londra’ya gönderilmiştir. Dönüşünde Halkevleri müfettişi olarak atanmıştır. Kemal Paşa’nın ölümünden sonra bile gördüğü takdir devam etmiş ve 1943-1950 arasında CHP’den milletvekilliği yapmıştır. Dolmabahçe’den Anıtkabir’e adlı şiir kitabında, En Büyük Türk’ün Huzurunda başlıklı şiirinde: İşte diz üstü geldim gözlerim dolu dolu. Rab kulu olsun iller…Bizler Gazinin kulu…Cemalini vaad etsin Allah başka kullara: Bize Nasip olmuştur şimdiden bu manzara…Yine Çağlar 1937 tarihli bir şiirinde de Kemal Paşa için, “Arslan, insan ve Tanrı bir arada bu başta…” diye söz etmiştir.
Elbette bu konu içinde Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı unutmak doğru olmaz. Çünkü 1933’de yazdığı ve Kuleli Askeri Lisesi yıllığında yer alan Kahraman adlı şiirinde Kemal Paşa için “Kutlu bir Tanrı oldun güzel Anadolu’da” demiştir.
“Kemal Paşa mistiği olanlar” bu üç kişiden ibaret değildir. Belki en başta Falih Rıfkı Atay ile Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nu hatırlamak icap eder. Zaten devletin bütün imkanları böyle bir mistisizm için sefer edilmiştir. Ancak devlet eliyle Türkiye tarihinde, böylesi eserler “milli hidayete eren ve erdiren” eserler sayılmış ve yerleştirilmeye çalışıldığını göstermesi bakımından adı geçenler dikkat çekici ve öğretici örneklerdir. İslam’ın tevhit ilkesini, yalnızca padişahlar için kullanılmış olan zillüllah söz konusu olduğunda hatırlayanların, hatta halifeliğin kaldırılması gibi doğrudan siyasi ve uluslar arası ilişkilere bağlı olarak alınmış olan kararların, haklılığı için bile sıkça zillüllah deyimine vurgu yapanların cumhuriyet döneminde, gölgeyi bile yetersiz sayarak doğrudan Tanrı adını kullanmalarını göz ardı etmeleri sadece cehaletle açıklanacak bir durum değildir.
Eski saray sahipleri için kullanılan zillüllah deyimini, cumhuriyet döneminde yeni saray sahipleri için yetersiz bulanlar doğrudan Tanrı kavramını kullanarak saray sofrasında yerlerini almıştır.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.