SON DAKİKA
Hava Durumu

Mezhep savaşlarının tarafları

Yazının Giriş Tarihi: 07.06.2016 23:30
Yazının Güncellenme Tarihi: 07.06.2016 23:30
 

 

Arapça Zehebe kökünden gelen mezheb ;  gidilen yol, dindeki şubelerden birisi, felsefi görüş, inanç manasındadır. Tarihte ise mezhep:  Kelami/siyasi (Sünni, Şii. Harici gibi) ve ameli/fıkhi (Hanefi, Caferi, Şafii gibi) diye iki ana bölüme ayrılmıştır.

Aslında mezhebi farklılıklar bir uzmanın / bir müçtehidin görüşlerinden oluşur. Onu kendi alanının uzamanı bilenler onun içtihadını tercih ederler. Bir müçtehidin tercih edilmesi diğer müctehidlerin yok sayılması yada düşman görülmesi anlamına gelmez. Elbette herkes tercih ettiği görüşü, içtihadı doğru diğerini hatalı bilir. Hepsi bu kadar. Çünkü ictihad anlayış farklılığıdır, yorum farkıdır. Bu farklılık ise bir düşmanlığın bir savaşın gerekçesi olamaz.

Mezheplerin ortaya çıkışı kelemi/siyasi konulardan dolayı olmuştur. Hz. Muhammed’in vefatında kimin halife olacağı derin görüş ayrılığına yol açmıştır. Tartışmaların sonunda bu gün dört halife diye bilinen isimler sıra ile halife olmuştur. Zamanla bu dört halifenin yönetime geliş yöntemleri ile devam eden tartışmalarda Sünniler’in “seçim” Şiilerin ise “tayin” yöntemi ile kendi görüşlerini ifade etmeleri ile şekillenmiştir. Mutezile, Haricilik gibi mezheplerin görüşleri de seçim ve tayin yöntemleri arasında gidip gelmiştir.

Tarihte bu seçim ve tayin yöntemi tartışmaları hiç eksik olmamıştır. Hatta İran’da “İslam İnkılabından” sonra 12. İmam’ın vekili temsilcisi sayılan rehberin belirlenmesi de seçime bağlandığı için Şiilerin savuna geldiği tayin yönteminde esaslı bir evrimin başladığı da söylenebilir. Elbette bu evrimin nerede nasıl sonuçlanacağını ise kestirmek zordur.

İslam dünyası günümüzde % seksen kadarı Sünnilerden, % yirmisi ise Şiilerden oluşmaktadır. Maalesef bu iki camia arasında tarihte benzeri görülmeyen kanlı boğazlaşmalar yaşanmaktadır. Genel olarak Şiileri sevk ve idare eden İran iken ve İran tarafı bunu görünür bir şekilde her yerde yaparken, Sünnilerin bir kolu sayılan Selefiliği, Vehhabiliği  ise Suudi Arabistan yönlendirmektedir. Şiiler ve Vehhabiler biri birlerini “ ortadan kaldırılması gereken öncelikli düşman”  saymakatdırlar. Afganistan, İran, Irak, Suriye, Yemen, Bahreyn günümüzde bu iki tarafın savaş alanı durumundadır.

İran’da “İslam devriminden” sonra başlayan “vahdet” söylemi taraflar arasında bir yakınlığın ortaya çıkacağı beklentisini arttırmıştı. Buna karşılık İran’ın Arap ülkelerini Şiilik aracılığı ile ele geçirme çabaları bu beklentiyi yok etti. Özellikle ABD eliyle Irak’ın İran’a teslim edilmesi İran yayılmacılığı için bir dönüm noktası oldu. İran’a bağlılığından kuşku duyulamayacak Irak hükümetleri özellikle Iraklı Şii hiziplerin Sünni Araplara yönelik yaptıkları terör hareketleri meselenin sadece Vehhabilerle sınırlı olmadığı kaygısını güçlendirdi. Arabistan tarafından desteklenen Selefi hiziplerin Irak’ta Şii nüfusa yönelttkleri terör ise Irak’ı orta çağ Avrupa’sındaki Katolikler ile  Protestanlar arasında ki dönemleri aratır durumuna getirdi.

İran yayılmasını Irak’la sınırlandırmadı sonradan Suriye Yemen gibi ülkeleri de bu ülkelerde ki azınlık Şii nüfus nedeniyle kendisini doğal yayılma alanı sayarak faaliyetlerini genişletti. Sosyalist Irkçı Baas idaresine karşı Suriye halkının başlattığı başkaldırı İran’ın çabaları ile İran, Afganistan, Irak, Pakistan, Lübnan’dan taşıdığı gönüllü Şii milislerinin Suriye’ye taşınması ve Suriye halkına karşı savaştırılması ile Suriye olayı bambaşka bir içeriğe kavuştu.

Maalesef günümüzde ne İran’ı ne de Arabistan’ı bu çabalarından vaz geçirecek, Müslümanı Müslümana kırdırma siyasetlerinden vaz geçirecek bir otorite yoktur. Arap yarım adasında ki bu savaş ateşinin başka ülkelere de yayılma ihtimali vardır.

Müslümanlar arasında tarihte de benzeri olaylara rastlanır. Ancak günümüzdeki kadar yıkıcı yaygın bir örnek bulmak zordur. Mezhep bir görüş, bir ictihad olmakla birlikte artık hangi aile hangi mezhepten ise çocukları da o mezhep üzere doğup büyüdüğü için mezhep artık bir çeşit ırk durumuna gelmiştir. Bir ırkın diğer bir ırkı ortadan kaldırmasının imkanı da yoktur. Hiçbir İslami ilkede böyle bir savaşı meşru görmez.

Dinde zorlama yoktur kuralı nedeniyle başka dinlere tarihte emsali görülmemiş hak ve özgürlğkler vermiş olan Müslümanların şimdi biri birini ortadan kaldırmak için camilerde bile canlı bombaları le katliamlar yapmaları aslında inandıkları ilkeleri de yok saymalarıdır. Başka bir mezhebin yanlış görüşte olması, o mezhebe bağlı olanları yok etme hakkına kime verebilir?

ABD ve müttefiklerinin İslam dünyasında ki bu kanlı serüveni desteklediklerinden şüphe edilemez. Ama her işi de bu cümle ile açıklamak inandırıcı olmaz. Her şeyden önce savaşan tarafların Şii İran ve Selefi Arabistan’ın bu kanlı savaşı nereye kadar götürebileceklerini, şimdiye kadar yaptıkları ile Müslümanların hesabına neden bir zırnık elde edemediklerini anlamaları gerekir. Görünen o ki bu taraflardan böyle bir şey beklemek te ham hayaldir.

 
Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.