SON DAKİKA
Hava Durumu

Mütareke basını evrim geçirdi

Yazının Giriş Tarihi: 21.06.2016 23:38
Yazının Güncellenme Tarihi: 21.06.2016 23:38
 

 

İstanbul Mondros Mütarekesinden sonra İtilaf devletleri tarafından işgal edildiğinde , İstanbul Basını büyük ölçüde İtilaf devletlerinin dilini kullanmaya, onların siyasetlerini doğrulayan haberler yapmaya, onlara itiraz eden her türlü görüşü de yermeye mahkum etmeye çalıştı. O dönemde İngiltere Anadolu’da ki Milli Mücadelenin en amansız düşmanı gibi görünüyordu. İstanbul Basını da İngiltere’nin siyasetlerini avunmaya ve Milli Mücadelenin Tükler için, Türklerin geleceği için ne büyük zararlar, tehlikeler taşıdığını yana yakıla anlatmaya çalıştı. İstanbul basının bir bölümü belki en etkili bölümü beş yıl boyunca bu şekilde yayın yapmaya çalıştı. İşgalcilerle işbirliği ağız birliği içinde yayın yapan İstanbul basınının bu bölümü daha sonra dönemde “Mütareke Basını” diye adlandırılmıştır.

İlginçtir Türkiye’de basının önemli/etkili bir bölümü daima Türklere karşı, Türkiye’ye karşı yabancıların yanında onların ileri bir üssü olarak, gözetleyen, saldıran bir aracı olarak çalışmıştır. Mütareke Basını Ankara’da ki Milli Mücadelecilerin zannedildiği gibi kökten bir İngiliz karşıtı olmadıklarını çok sonra görmüş ve utanç verici ihanetleriyle yüz yüze kalmışlar, Ankara tarafından susturulmaya maruz kalmışlardı.

Mütareke Basını böylece (1919-1923) arasında yabancılarla iş tutan yerli hainlerin bir adı olmaktan çıkmış bütün zamanlarda, Türkiye’ye ihanetin adı sembolü durumuna gelmiştir. Mütareke Basını adını en çok hak eden gazetelerin başında Cumhuriyet Gazetesinin geldiği tartışma götürmez bir gerçektir. Gazetenin kurucusu Yunus Nadi, Amerikan Mandasını savunan Wilson Prensipleri Cemiyeti’nin kurucularından birisiydi. Ankara’ya taşındıktan sonra, İngiltere yerine Amerikan Mandası fikrinin geleceği olmadığını kısa zamanda görmüştür. Cumhuriyet tarihi boyunca (1924’ten başlayarak) en çok gizli ödenekten karşılıksız para alarak halkın değerlerine karşı yayınını sürdürmüştür. Hiçbir zaman yeterli sayıda okuyucu bulamamıştır. Ama örtülü ödenekten gördüğü destekle okuyucuya ihtiyaç duymadan yayınını bu günlere kadar taşımıştır.

Cumhuriyet Gazetesi son yılarda örtülü ödenekten pay alamayışının da muhtemel etkisiyle daha çok saldırgan ve küstah bir yayın politikası takip etmektedir. Suriye’ye yardım malzemesi götüren tırların taşıdığı malzemenin fotoğraflanarak haberleştirilmesi sınır tanımaz saldırgan yayınlarının bir örneği olarak hatırlanmalıdır. İçerde ve dışarda büyük yankılar uyandıran bu yayından sonra Can Dündar hakkında açılan casusluk davası için, mahkeme salonuna kadar AB üyesi ülke temsilcileri giderek kendi adamları bildikleri Dündar’a olan desteklerini göstermeye mahkemeyi etkilemeye çalışmışlardır.

Benzeri yayınlarını sürdüren Cumhuriyet 21 Haziran 2016 tarihinde “Faşizm Sınır Tanımıyor” manşetini kullanmıştır. Çünkü PKK’nın yayın organı Özgür Gündem gazetesine, “nöbetçi yayın müdürlüğü” gibi sembolik yöneticilik yapan PKK sever kimselerden, Şebnem Korur Fincancı, Ahmet Nesin ve Erol Önderoğlu, terör örgütünü ve onun eylemlerini övmekten tutuklanınca Cumhuriyet Gazetesi de değinilen başlığı tercih etmiştir.

Türkiye’de Komünist olarak bilinen çevrelerin Türkiye’ye karşı PKK ile işbirliği yaptıkları bilinmektedir. Basında, üniversiteler düzeyinde bu işbirliğinin çeşitli örnekleri defalarca tekrarlanmıştır.

Türkiye’ye karşı bir savaşın içinde olan terör örgütü elemanları, Türkiye’de serbestçe siyaset yapabilmekte, seçimlere katılarak belediye yöneticisi ve milletvekili olmaktayken, basında da yayın organları ile Türkiye’ye karşı yürütülen savaşın parçası olmaktadırlar. Üniversitelerde, çeşitli sivil kuruluşlarda ve basında unvan sahibi olan bu işbirlikçi kişilerin kullandıkları saldırgan, küstah dil karşısında, mütareke basınının öncüleri bu günleri görseydi kendilerini yeteneksiz beceriksiz sayabilirler.

Cumhuriyet Gazetesi örneği ile mütareke basını hainliğini katlayarak daha da yaygınlaştırarak devam ettirmektedir. PKK yayın organını gönüllü olarak ve Türkiye’ye karşı bir savaşın sürdürüldüğü dönemde yöneterek, savaşın basındaki ayağı olan bu işbirlikçilerin tutuklanasını Cumhuriyet “Faşizmin sanır tanımayışı” olarak görmektedir. Faşizmin olmaması için istenen nedir? PKK yayınlarının hiçbir sınır tanımadan devam etmesidir elbette. Türkiye’ye karşı AB desteği ile dayatılan bundan başka bir şey değildir.

PKK’nın etkili olduğu yerlerde PKK’yı eleştiren bir yayın serbestçe satılabilir mi? Bırakın Kandil, Kobani gibi yerleri, Türkiye içinde Yüksekova gibi yerlerde PKK’yı eleştiren bir yayın serbestçe görünebilir mi? Satılabilir mi? Asla satılamaz. PKK’nın kendine muhalif olanlar için gösterdiği bu vandallık için Cumhuriyet gibi gazeteler “Faşizm sınır tanımıyor” diye manşet atabilir mi? Elbette at(a)mazlar.

IŞİD gibi bir örgüt ABD’de seçimlere katılabilir, yayın organ çıkarabilir mi? Düşünülmesi bile muhal olan bu seçenek Türkiye’de vardır. Türkiye’ye karşı savaş yürüten terör örgütünün yayın organları belediye başkanları milletvekilleri vardır. Cumhuriyet gibi gazeteler, ara sıra Türkiye’nin köpekleri bağlama taşları serbest bırakma tutumuna bile itiraz edebiliyor. İhanet sınır tanımıyor. Bütün köpeklerin serbest bırakılmasını taşların bağlanmasını istiyorlar. Mütareke basını evrim geçirdi.

 
Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.