SON DAKİKA
Hava Durumu

Suriye'de savrulmak

Yazının Giriş Tarihi: 03.06.2024 13:56
Yazının Güncellenme Tarihi: 03.06.2024 13:56

Suriye’de iç savaşın başlamasında, Türkiye’nin zırnık katkısı yoktur. Aksine 20 Mart 2011’de iç savaşın fitili ateşlendiğinde, Türkiye-Suriye ilişkileri hükümet seviyesinde oldukça iyi durumdaydı. Ortak bakanlar kurulu toplantıları bile yapılmıştır. (Sabah gazetesi, 23 Aralık 2009)
Suriye’de başlayan iç savaşta Türkiye, Esat’a/Baas’a “halka karşı ısrarla silah kullanmamasını” tavsiye etmiştir. Buna karşılık İran, göstericilerin şiddetle bastırılmasını istemiştir. Aradan geçen beş ayın sonunda, çatışmalar bütün Suriye’ye yayılmıştır. Nihayet 6 Ağustos 2011’de Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Şam’a giderek Esat ile görüşmüş; “Türkiye’nin halka karşı silah kullanılmasına asla razı olmadığını, Türkiye halk ile Suriye hükümeti arasında tercih yapmak zorunda kalırsa, hükümeti değil halkı tercih edeceğini” bildirmiştir. 6 Ağustos 2011 tarihi itibarı ile Türkiye-Suriye ilişkileri de kopmuştur. (Ömer Önhon, Büyükelçinin Güzünden Suriye, İstanbul 2021)
Türkiye ilkeli ve ahlaki duruşu tercih ederek mazlum, mağdur Suriye halkının yanında yer almıştır. Suriye ordusu ve polisinin firarlar, çatışmalar nedeniyle tükenme aşamasına geldiği bir sırada, İran varını yoğunu harcayarak Afganistan, Pakistan ve Afrika ülkelerinden Zeynebiyyun, Fatimiyyun adıyla gönüllü Şiileri Suriye’ye toplamıştır. Suriye halkına karşı en acımasız katliamları yapmaktan geri durmayan bu Şii gönüllüler, mümkün olduğu kadar daha çok Suriyeliyi tehcir etmişlerdir.
Türkiye, Suriye konusunda önemli hatalar yaptı. Birincisi, bugün İdlib’te olduğu gibi Suriyeli muhacirleri sınırın öbür tarafında kurulacak kamplar ile oralarda tutmak yerine, Türkiye’ye girmelerine izin vermiştir. İkincisi göçü engellemek için uluslararası anlaşmaların Türkiye’ye verdiği müdahale hakkını, Türkiye zamanında kullanarak mesela Halep ve çevresini denetim altına almış olsaydı, bu kadar Suriyeli Türkiye’ye yığılmaz, önemli bir kısmı Halep ve çevresinde kurulacak yerleşkelerde kalabilirlerdi. Üçüncüsü Türkiye bir akıl tutulması ile kendi sınırından 40 km içerde ve anlaşmalara göre, Türkiye toprağı sayılan Süleyman Şah türbesini IŞİD saldırısı ve yıkma tehdidinden dolayı 22 Şubat 2015’te alıp sınıra getirmiştir. Milyonluk ordusu olan Türkiye, bir mezarlığı, bir terör örgütüne karşı koruyamama endişesiyle, onun yerini değiştirmiştir.
Suriye’de iç savaşla birlikte, birkaç ay sonra 80 kadar ülkenin Dışişleri Bakanları “Suriye’nin dostları” adıyla çeşitli toplantılar yapmıştır. Zamanla bu toplantıya katılanların sayısı azalmış sonra hiç yapılmaz olmuştur. Çünkü ABD taraf değiştirmiştir. Önceleri siyasi bakımdan Suriye muhalefetini desteklediğini iddia etmesine karşılık, sonra IŞİD’in Suriye sahasında ilerlemesini bahane ederek, bütün imkanlarını PKK’nın Suriye kolu olan YPG’ye vermiştir. Bunun için on binlerce tır dolusu askeri malzemeyi, Suriye’ye PKK işgal bölgesine yığmıştır.
2013’ten başlayarak ABD, Suriye halkının katledilmesini seyretmiştir. Kara ve hava desteği ile Suriye’nin kuzey bölgesini PKK’nın işgal etmesini temin etmiştir. Bugün IŞİD fiilen yoktur. Ancak ABD bölgedeki yıkıcı faaliyetlerini, “IŞİD’i önleme” bahanesiyle devam ettirmektedir.
CB Erdoğan’ın teröristan dediği PKK işgal bölgesinde, ayrı bir idari yapının tesisi için lazım gelen bütün hazırlıklar, son on yılda ABD/İsrail eliyle yapılmıştır. Bölgedeki Arap-Türkmen çoğunluk, zorla Türkiye’ye sürülmüştür. Böylece bölge nüfusu PKK işgali için daha elverişli bir hale getirilmiştir. Türkiye’nin sınırdaki Halep’e ağlı bazı ilçelerin denetimini çeşitli tarihlerde ele geçirmesi, ABD’nin bölgedeki faaliyetlerini engellemeye yetmemiştir. (Güngör Yavuzaslan, Bir adım Ötesi Suriye, İstanbul 2019)
Türkiye’de muhalefet uzun yıllardan beri, Türkiye hükümetine karşı, Suriye hükümetini savunmuştur. CHP’li milletvekilleri Beşar Esat’ı Şam’da ziyaret ettikleri gibi (8 Mart 2013, NTV.com.tr), SP genel Başkanı Mustafa Kamalak’ta Esat’ı ziyaret ederek, Kur’an hediye etmiş ona desteklerini açıklamıştır. (Hürriyet gazetesi, 7 Ocak 2012)
2015 sonu itibarı ile Baas/Esat idaresi yıkılmak üzere iken, Rusya’nın Suriye’ye askeri kuvvet göndermesi üzerine, şartlar Esat idaresinin lehine değişmiştir. Bu hengamede CB Erdoğan’ın açıklamasına göre bir milyondan fazla Suriyeli, Baas idaresi ve müttefikleri İran/Rusya tarafından katledilmiştir. Resmi açıklamalara göre 4 milyondan fazla Suriyeli Türkiye’ye “geçici misafir” adıyla gelip, bütün şehirlere dağılmışlardır.
Şimdi bu PKK işgal bölgesinde 11 Haziran 2024’te seçim yapılması kararı ile birlikte Türkiye’nin “teröristan kurulmasına izin vermeyeceğiz” diye tepkisi artmıştır. Başından beri milyondan fazla çaresiz insanı katleden Baas azınlık diktatörlüğü ile işbirliğini savunan muhalefete, terör kaygısı ile Devlet Bahçeli’de katılmıştır. “Terörün meşruiyet kazanma çabasına karşılık, Türkiye’nin Suriye’nin meşru hükümetiyle işbirliği yapmasını” savunmaya başlamıştır. Suriye halkı için ABD, Rusya, İran işgali kadar IŞİD, PKK ve Hizbüllah işgali de bir o kadar gayri meşru ve katliamcıdır.
2017’de Türkiye’nin itirazına rağmen Barzani’nin yaptığı Kürdistan bağımsızlık referandumu ne oldu? Bir hiç oldu. PKK’nın seçimleri de öylesine bir hiç olmaya adaydır. Bunun için ayrıca heyecanlanmak gereksizdir. Teröre karşı Türkiye’nin müdahale hakkı elbette vardır. Ancak bu bahaneyle Türkiye, kendi halkını katledip ülkesini yabancılara işgal ettiren Baas diktatörlüğünün yanında durduğunda, bütün ahlaki ilkeleri çiğnemiş olur. “Türkiye’nin kıyamete kadar Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunmak” gibi bir görevi de yoktur. Türkiye, Suriye’de savrulmamalıdır.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.