Buffalo Üniversitesi’nden bilim insanlarının gerçekleştirdiği son araştırma, çenenin evrimsel bir zorunluluktan öte, doğal seçilimin bir yan ürünü olabileceğini öne sürüyor. Çalışma, modern insanın güçlü ve kemikli çenesinin, hayatta kalmak ya da yaşam mücadelesini kolaylaştırmak adına gelişmediğini, aksine bu özelliğin insan anatomisinin doğal bir sonucu olduğunu savunuyor.
Haber Giriş Tarihi: 22.02.2026 14:54
Haber Güncellenme Tarihi: 22.02.2026 14:55
Kaynak:
Dilvin ALTIKARDEŞ
Araştırmacıların bu hipotezi, çene yapısının diğer primatlar ve türler arasındaki farklılıklarına dayanıyor. Çene, daha önceki hipotezlerde çiğneme sırasında uygulanan baskıya dayanmak için evrimleşmiş bir biyolojik uyum olarak tanımlanmıştı. Ancak yeni bulgular, çene yapısının oluşumunda temel faktörün biyomekanik ihtiyaçlardan ziyade genetik ve çevresel uyum süreçleri olabileceğine işaret ediyor.
Buffalo Üniversitesi'ndeki uzmanlar, bu varsayımlarını doğrulamak için hem fosil kayıtlarından hem de modern insanlarda yapılan genetik analizlerden yararlanarak çok yönlü bir inceleme gerçekleştirdi. Araştırma sonuçlarına göre çene evrimi, Homo sapiens’in tür olarak ortaya çıktığı dönemdeki diyet değişimlerinin ve ağız-yüz morfolojisindeki farklılıkların yan etkisi olarak şekillenmiş olabilir. Özellikle pişmiş yiyeceklerin tüketimi ve sert besinlere daha az ihtiyaç duyulması gibi etkenler, çenenin işlevsel önemini zaman içinde azaltmış olabilir.
Bu bağlamda çene, evrimsel biyolojide “yan ürün” (spandrel) olarak adlandırılan fenomenle ilişkilendiriliyor. Yan ürünler, doğal seçilimde birincil işlevi olmayan ama organizmanın evrimi sırasında ortaya çıkan özellikler olarak tanımlanıyor. Çene yapısının bu kategoriye girmesi, insan evrimine dair geleneksel bilgilerde önemli bir revizyon yapılabileceği anlamına geliyor.
Uzmanlar, bu bulguların insan evrimi üzerindeki anlayışımızı genişletmekle kalmayıp biyomekanik ve genetik araştırmalara da ışık tutabileceğini belirtiyor. Ayrıca, modern insan yüz anatomisinin estetikten öte fonksiyonel süreçlerdeki yerini anlamak açısından da bu çalışmanın kritik olduğu düşünülüyor.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İnsanlar çeneye aslında 'ihtiyaç duymuyor'
Buffalo Üniversitesi’nden bilim insanlarının gerçekleştirdiği son araştırma, çenenin evrimsel bir zorunluluktan öte, doğal seçilimin bir yan ürünü olabileceğini öne sürüyor. Çalışma, modern insanın güçlü ve kemikli çenesinin, hayatta kalmak ya da yaşam mücadelesini kolaylaştırmak adına gelişmediğini, aksine bu özelliğin insan anatomisinin doğal bir sonucu olduğunu savunuyor.
Araştırmacıların bu hipotezi, çene yapısının diğer primatlar ve türler arasındaki farklılıklarına dayanıyor. Çene, daha önceki hipotezlerde çiğneme sırasında uygulanan baskıya dayanmak için evrimleşmiş bir biyolojik uyum olarak tanımlanmıştı. Ancak yeni bulgular, çene yapısının oluşumunda temel faktörün biyomekanik ihtiyaçlardan ziyade genetik ve çevresel uyum süreçleri olabileceğine işaret ediyor.
Buffalo Üniversitesi'ndeki uzmanlar, bu varsayımlarını doğrulamak için hem fosil kayıtlarından hem de modern insanlarda yapılan genetik analizlerden yararlanarak çok yönlü bir inceleme gerçekleştirdi. Araştırma sonuçlarına göre çene evrimi, Homo sapiens’in tür olarak ortaya çıktığı dönemdeki diyet değişimlerinin ve ağız-yüz morfolojisindeki farklılıkların yan etkisi olarak şekillenmiş olabilir. Özellikle pişmiş yiyeceklerin tüketimi ve sert besinlere daha az ihtiyaç duyulması gibi etkenler, çenenin işlevsel önemini zaman içinde azaltmış olabilir.
Bu bağlamda çene, evrimsel biyolojide “yan ürün” (spandrel) olarak adlandırılan fenomenle ilişkilendiriliyor. Yan ürünler, doğal seçilimde birincil işlevi olmayan ama organizmanın evrimi sırasında ortaya çıkan özellikler olarak tanımlanıyor. Çene yapısının bu kategoriye girmesi, insan evrimine dair geleneksel bilgilerde önemli bir revizyon yapılabileceği anlamına geliyor.
Uzmanlar, bu bulguların insan evrimi üzerindeki anlayışımızı genişletmekle kalmayıp biyomekanik ve genetik araştırmalara da ışık tutabileceğini belirtiyor. Ayrıca, modern insan yüz anatomisinin estetikten öte fonksiyonel süreçlerdeki yerini anlamak açısından da bu çalışmanın kritik olduğu düşünülüyor.
(Dilvin Altıkardeş)
Kaynak: Dilvin ALTIKARDEŞ
En Çok Okunan Haberler